Eğer Hayallerinin Peşinden Gitmezsen, Bir Sebzeden Farkın Kalmaz!

-A A +A

  

 

Ahali, yine müthiş, derin, sıradışı bir mevzuyla selamlıyorum sizleri; mevzu GELECEK VE İNSAN NE İLE YAŞAR? :)
Madem geldik Dünya’ya insan olmanın hakkını vermek lazım. İnsan olduğumuzu Dünya’ya göstermeliyiz :) Aklımızı, gönlümüzü faydalı şeylerle doldurmalıyız. ANCAK BÖYLE GERÇEK ANLAMDA YAŞAMIŞ OLURUZ.
PEKİ İNSAN NE İLE YAŞAR, AKLINI, GÖNLÜNÜ NELERLE DOLDURUR?
İnsan sevgiyle, merhametle yaşar, büyür ve gelişir. Aklını ve gönlünü okuduklarıyla, yedikleriyle, içtikleriyle, duyduklarıyla, gördükleriyle, duygularıyla, zekasıyla, arkadaşlarıyla, eşiyle, dostlarıyla, okuduklarıyla, öğrendikleriyle doldurur. Özelliklede hayatta gördükleri, duydukları baş aktördür. Yapılan bir araştırma sonuçlarına göre de söylediklerimi doğrular. İnsanlar: Okuduklarının % 10'unu; İşittiklerinin % 20'sini; Gördüklerinin % 30'unu; Görüp işittiklerinin % 50'sini, , söylediklerinin %70' ini, yapıp söylediklerinin %90'ını hatırlamaktadırlar.  İŞTE CAN ALICI NOKTA BURASI. İNSAN HANGİ İLETİŞİM ARAÇLARIYLA ÖĞRENİYORLAR, EĞİTİLİYORLAR. Şu an insan teknolojiyle – akıllı telefon, sosyal medya- beraber kitaplarla, filmlerle, dizilerle duyguları eğitiliyor, yönlendiriyor. Hatta algı bunlar üzerinden yürütülüyorve geleceği yönetmek isteyenler bu araçlara yatırım yapıyor.
GELECEK; AİLE VE DEĞERLER ÜZERİNE KURULACAK.
O zaman bu işe el atmak lazım. Bu işler bizim işimiz :) Araştırma yaparken tanıdık biriyle karşılaştım. Fatih Pulat kardeşim dertlenmiş, araştırmış, “Kitaplarla ve Filmlerle Aile Eğitimi” diye bir kitap yazmış.
Bence sizde dertlenin :) Dertli olanı severim.
Biraz muhabbet ettik Fatih kardeşimle… Konuştuklarımızdan kısa kısa kesitler aktarmaya çalışayım.
21. yüzyılda terapi odakları davranış ve bilişten ziyade duygulara yönelmiştir, bunu destekleyecek yerli araştırmalarda da suça sürüklenen ve problemli çocukların büyük bölümünün duygusal temelli rahatsızlıklardan mustarip olduğu ve duygularını ifade edemediği görülmüştür.
Ailede duygusal bağ kuramayan ya da duygusal paylaşımlar yapamayan çocukların ailelerine yönelik kitaplarla ve filmlerle aile eğitimi isimli bir çalışma oluşturmuştur.
Okuldaki aile eğitimlerinde ağırlıklı olarak bilişsel seviyede bilgiler aktarılmakta ve bu bilgiler veliler için zaman zaman soyut bir bilgi olarak kalmaktadır. Bunu Fatih kardeşim bir tema çerçevesinde kimi zaman kitaptan bir diyalogla kimi zaman bir filmden kesitlerle örneklendirilerek anlatmış.
ÖNEMLİ KONULARA PARMAK BASIYOR: AİLE İÇİ İLİŞKİLER, SEVGİ, SORUMLULUK, SAYGI, MOTİVASYON, ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ, ŞİDDET, EMPATİ, TEKNOLOJİ VE MADDE BAĞIMLILIĞI, ÖZGÜVEN, ÖFKE KONTROLÜ, DUYGULAR, MUTLULUK VE BAŞARI.          

Günlük hayatta bu kavramların neyi ifade ettiği, öğrencide duygusal olarak ne hissettirdiği velilere aktarılmak istenmiştir.
Kitabının başlangıcında ilginç bir diyalog var.
Ergen bir gencin duygularını ve hayata bakış açısını anlatan harika diyalogla şöyle başlıyor:
Baba: “Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
Oğlu: “Hangisini?”
Baba: “Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
Oğlu: “Hayır.”
Baba: “Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Oğlu: Önüme baktım.
Baba: “Neden kırdın?”
Oğlu: Cevap yok.
Baba: “Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
Oğlu: “Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
Baba: “Lamba senden değerli mi evladım, lambanın .........., lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı ......., kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”
Oğlu: “Beni görünce yanmıyordu baba.”
Baba: “Nasıl ya?”
Oğlu: “Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”
Baba: “E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”
Oğlu: “Hadi ya! Sahiden mi?”
Baba: “Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.
Oğlu "Babama sarıldım yıllar sonra.”
Mesaj net: İletişim kurarken çocuğumuzun ilgi ve ihtiyaçlarını, gelişim özelliklerini kesinlikle görmezden gelmemeliyiz. Ergen bir gencin nasıl hissettiğini bu alıntı çok iyi anlatıyor, adam apartman sensörü beni görmedi görmezlikten geldi diye kırıyor bak hassasiyete.
Bu konuda ilk bahsettiği film  “Little Miss Sunshine (Küçük Gün Işığım)”. Bu filme gerçekten bayıldım. Filmde denemekten vazgeçmeyen bir aile bulunmaktadır. Bu filmde ailenin en küçük bireyinin hayalini gerçekleştirmek için üç gün süren bir yolculukla başka bir şehre gitmesi ve bu süreçte ailenin başından geçen trajikomik olaylar anlatılmaktadır. Hem bir ergenin duygularını hem de bir çocuğun hayallerini çok net biçimde görebileceğimiz diyaloglar filmde bolca bulunmaktadır. Fakat asıl önemli olan ise filmde, aile bağlarının önemini, bütün zorluklara rağmen aile olabilmeyi görüyoruz. Ve filmin ana fikrini şu cümle özetlemektedir: Kaybettiğinde yanında olacak birileri varsa, kaybetmek o kadar da önemli değildir.
Bunu aile içi ilişkiler teması altında ele almış. Hatta bölümün sonlarına şöyle bir kitap ve film öneri listesi de koymuş.
Öneri Kitaplar: Etkili Ailelerin 7 Alışkanlığı: Stephen R. Covey - Beyaz YayınlarıDuygusal Zeka: Daniel Goleman - Varlık YayınlarıErken Kaybedenler: Emrah Serbes - İletişim YayıncılıkAylak Adam: Yusuf Atılgan -  YKY Yayınları
Öneri Filmler:Little Miss Sunshine(Küçük Gün Işığım)(2006): Oyuncular: Steve Carell - Toni Collette - Yönetmen: Jonathan Daytan - Valerie Faris Babamın Penguenleri(2011): Oyuncular: Jim Carrey - Yönetmen: Mark WatersNeşeli Günler(1978): Oyuncular: Adile Naşit - Münir Özkul -  Yönetmen: Orhan AksoyGülen Gözler(1977): Oyuncular: Adile Naşit - Münir Özkul - Yönetmen: Ertem EğilmezDiğerleri: Çelik Yumruklar(2011) - Kramer Kramer'a Karşı(1979) - Udaan(2010) - Kızım İçin(2013)
A.Ali URAL'ın "Makyaj Yapan Ölüler" kitabında yer alan şu alıntı aslında tüm kitabı özetlemektedir:
"At şarkı söyleyemediği için talihsiz midir? Hayır, ama koşamazsa talihsiz olur. Köpek uçamadığı için talihsiz midir? Hayır, fakat koku alamazsa talihsiz olur. İnsan aslanları boğamadığı ve olağanüstü işler yapamadığı için bedbaht mıdır? Hayır, o bunun için yaratılmış değildir. Ama temizliği, iyiliği, vefayı, adaleti, kaybettiği vakit ruhuna ihanet eder ve tüm değerlerini kaybeder."
Tebrik ederim kardeşimi. Okunası bir kitap... Özellikle sizle de paylaşmak istedim. ZİRA EĞİTİM ŞART! AMA NASIL EĞİTİM? Theodore Roosevelt emmi demiş ya; “Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.”
GELECEK BİLGİ, ZAMAN YÖNETİMİ, AİLE, TEKNOLOJİ VE İLETİŞİM ÜZERİNE KURULUYOR. DÜNYAYI YÖNETEN ADAMLAR DÜNYAYI HATTA UZAYI TEKNOLOJİYLE, BİLGİYLE, SİNEMAYLA, ÇİZGİ FİLMLERLE, DİZİLERLE YÖNETİYORLAR.
O ZAMAN BİR HAYAL, HEDEF BELİRLEMELİ. ONUN PEŞİNDEN GİTMELİ. “Eğer hayallerinin peşinden gitmezsen, bir sebzeden farkın kalmaz.” (The World’s Fastest Indian)
YERİMİZİ ALMALIYIZ; anladınız siz onu ;)
Hörmetler, saygılar efenim :)


Üstatlardan seçmeler


Barış Manço, Fransa’da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur. 
Karşısında küstah bir spiker vardır ve Barış Manço’yla dalga geçmektedir. 
Sürekli “İşte Türk, yani barbar, vahşi” vs. demektedir.
Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere “Yanınızda kâğıt para var mı?” diye sorar.

Bu soru spikeri şaşırtır ve “Evet var ama ne olacak?” der.
Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkarır.

Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında “Anahtar” adlı şarkısını söylemiştir.
Bu şarkının bir bölümü şöyledir: “Beş Akif-bir saat kulesi, iki kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, iki Mevlana-bir Sinan”...

Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemde Türk paralarının arkasında fotoğrafı olan kişilerdir... 
Barış Manço spikere sorar: “Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kimdir?” Spiker, “General” der.
Barış Manço diğer paralardaki kişileri de sorar.
Spikerin verdiği cevaplar hep, “Falanca general, falanca amiral, falanca komutan” şeklindedir... 

Bu sefer Barış Manço cebinden Türk paraları çıkarır. Spikere şöyle der: 
“Bakın bu parada fotoğrafı görülen kişi Mehmet Akif Ersoy’dur, kendisi büyük bir şairdir.
Bu fotoğraftaki kişi de Mevlana’dır, bir düşünürdür. Bu paradaki kişi Fatih Sultan Mehmet’tir, adaletin sembolüdür.
Bu paradaki kişi ise Atatürk’tür, ‘Yurtta barış, dünyada barış’ diyen ulu önderimizdir. 

Bizim paralarımız işte bunlar. Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına şairlerimizin, düşünürlerimizin, bilim adamlarımızın fotoğraflarını bastık. 
Siz Fransızlar asıl kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş yapan adamlarınızın fotoğraflarını basmışınız!” 
Barış Manço’nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri canlı yayını keserler ve spikeri programdan alırlar.
Başka bir spiker gelir ve canlı yayın yeniden başlar. Yeni spiker Barış Manço’dan ve Türkler’den özür diler, programa böylece devam edilir...

Bu arada annem Barış Manço’dan esinlenerek benim adımı Harun koymuş, bilmenizi istedim...:)

Hayata gülümse gitsin :)

ESAS AKIL

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
"Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?"
Doktor, "Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz.

Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?", der.
Adam, "Ooo! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük."
"Hayır," der doktor, "normal bir insan küvetin tıpasını çeker."
Ders: Akıl, sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır.

Bazen doğru da söylerler

Masal,
çocukları uyutmak
yetişkinleri uyandırmak içindir!
(Judith Liberman)

 

Yazan ve derleyen: Harun Emre Karadağ
Çizen: Kasım Özkan
Diriliş Postası Gazetesinden alınmıştır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 05.03.2017 - 08:22 -311-
Bu sayfayı paylaşın :