Eğitim Sistemi ve Yeni Öğretim Programları (Müfredat)

-A A +A

"En iyi eğitim, herkes için en iyi olan eğitimdir."

BİLGİ VE DÜŞÜNCE ÜRETİMİ:

Hz. Peygamberin “İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır” hadisini kendisine düstur edinen Müslümanlar, dünyanın en ücra köşelerinde; Horasan’dan-Buhara’ya, Tımbuktu’dan-Kurtuba’ya, Şam’dan-İstanbul’a kadar olan coğrafyada; astronomiden-matematiğe, tıptan-mühendisliğe, tasavvuftan-fıkha kadar dönemlerini aşan buluşlara, fikirlere ve tartışmalara ev sahipliği yapmıştır.

Dünya bilim tarihinde kalıcı izler bırakan Harizmi, Farabi, İbn-i Sina, Biruni, İbn-i Rüşd, İbn-i Batuta, İbn-i Haldun, Ali Kuşçu, Akşemseddin, Piri Reis gibi alim insanları yetiştirmiştir.

Bilgi üretim kaynağının İslam dünyası olduğu dönem, aynı zamanda Müslümanların dünya siyasetinde en güçlü oldukları dönemdir.

İlim ve bilgi merkezlerinin özellikle RÖNESANS ile beraber batıya doğru kaymasıyla, İslam alemi ve batı dünyası arasındaki güç skalasının değişime uğraması eş zamanlıdır.

Müslümanlar bilgi ve ilmin merkezi olmaktan uzaklaştıkça siyasal ağırlıklarını da kaybetmişlerdir. Medreselerin gerilemesi, ilim membaının kuruması ile İslam ülkelerinin dermansız kalması, aynı zamanda olmuştur.

Son iki asırdır, özgüveni törpülenmeye, benliği unutturulmaya çalışılan, hikmet ve ilim pınarları kurutulan bir milleti, yeniden tam bir özgüvene kavuşturmak, yeniden tarih sahnesinde hak ettiği yere taşımak, takdir edersiniz ki kolay değildir.

Bilginin önündeki sınırlar yok olmuştur. Bu bir kazanımdır. Ancak; beraberinde sorunlar ve sıkıntılar da getirmiştir.

Günümüzde küreselleşmenin yoğun etkisi, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yenilikler sayesinde bilgiye ulaşmak çok kolaylaşmıştır.

“Her imkân aynı zamanda bir imtihandır.”

Yalan-yanlış bilgiler, manipülatif haberler, eksik ve tarafsız değerlendirmeler bir tıkla milyonlarca insana ulaşmaktadır.

Öğretmen–öğrenci ilişkisinin azaldığı, bilginin hiçbir süzgeç olmadan kolayca muhatabını bulabildiği, hiçbir koruyucu kalkanın olmadığı bu yeniçağ kendi bünyesinde birçok riski de barındırmaktadır.

Çocuklarımızın ailelerine, çevrelerine yabancılaşmamaları, yeni teknolojinin esiri olmalarını engelleme gibi bir sorumlulukları yok mudur?

 

EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE YENİ MÜFREDAT İHTİYACI

Eğitim sistemimizin farklı alanlarda ve farklı boyutlarda sorunları olduğu bilinmektedir.

Bu sorunların, sistemi bir bütün olarak ele alamayan yaklaşımlarla çözülemeyeceği de kabul gören bir düşüncedir.

 

EĞİTİM SİSTEMİNİ BÜTÜNCÜL BİR ANLAYIŞLA ELE ALMAK GEREKİRSE:

Kademeler arası geçişi de göz önüne alarak;

- Eğitimin Felsefesi,

- Öğretim Programları

- Materyalleri

- Öğretmen yetiştirilmesi

gibi önemli boyutlarını irdeleyerek sistematik bir yaklaşım ortaya koymak gerekir.

Eğitimde temel hedef “iyi insan” yetiştirmektir.

O halde “iyinin” evrensel ve zamanlar üstü tanımı yapılmalıdır.

Günümüzde “iyi” egemenlerin, insanları sömürmek için ihtiyaç duyduğu şeylere endekslenmiş görünmektedir.

Maalesef; Eğitim anlayışı da, insanları güç odaklarına gönüllü köle haline getiren bir süreçe dönüşmüştür.

 

MİLLÎ EĞİTİM SİSTEMİNE BAKIŞ

Günümüzde, hedeflenen barış, hoşgörü, empati, adil paylaşım kavramlarının özünü gereği gibi ortaya koyamayan ve sürekli şikayetlere neden olan eğitim sistemlerinin çoğunluğu, esasen batı kaynaklı düşünce akımlarının ürünüdür.

Batı felsefesi, insanın diğer varlıklardan farkının ne olduğu, bu dünyaya neden geldiği ve öldükten sonra ne olacağı gibi temel konularda insanlığı tatmin eden bir çözüm ortaya koyamamıştır.

Osmanlıdan itibaren eğitim sistemimiz önceleri Fransa’dan etkilenmiştir. Tanzimat döneminin en popüler yabancı dili “Fransızcadır”. O dönemde Fransızca bilmek ayrıcalıktır.

Daha sonra Almanya etkisi görülür. Okullar Alman mimarisi ve tarzına göre yapılmaya başlanır.

Çok partili hayatla birlikte Amerikan tarzı eğitim modası başlamıştır. İlk Amerikan yerleşke tarzı üniversiteler Menderes hükümetlerinin eseridir.

Özal döneminde (Bakan V. DİNÇERLER) Japonya eğitim sistemi incelenmiştir. Giden eğitimciler izlenimlerini “Beyaz Kitap” olarak yayınladılar. Ancak Japonya'nın, çok farklı bir kültür ve değerler sistemine sahip olduğu da bir gerçektir.

Günümüzde de, AB etkisi gözlemlenmektedir.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki;

- Sömürge ülkeleri hariç, her kültür kendi eğitim sistemini yaratır.

- Her toplumda eğitim o toplumun kültüründe var olan bilgi, deneyim ve değerlere göre şekillenir.

Geçmiş dönemlerdeki eğitimin temel amaçlarını belirlemeyi imkansız kılan, özellikle ahlaki ve inanç boyutundaki temel kavramların tanımlamalarındaki boşluk, siyasi, etnik ve sözde dini grupların eğitimi kullanarak kendilerine yakın insanlara kapı aralamalarına sebebiyet vermiştir.

Ülkemizde batılılaşma sürecinin baş aktörü ve yöntemi olarak “eğitim kurumlarımız” kullanılmıştır.

Kültürümüze ve ailelerimize rağmen “kabuk” ve “kimlik” değiştirmenin en kestirme yolu olarak okullar görülmüş ve bu amaçlara uygun okul müfredatları oluşturulmuştur.

Kültür, karakter, inanç bağlamında gerekli şekilde sorgulanmadan, yabancı eğitimcilere hazırlatılan raporlar doğrultusunda pragmatist (faydacılık yararcılık) ve pozitivist bir eğitimin temeli atılmıştır.

Çıkarcı ve hedonist (hazcı) anlayış bireysel ve toplumsal sosyalleşmeyi erozyona uğratmıştır.

Eğitim sistemimizin; insanımızın genelini mutlu edememesi, eğitim alanında bilimden, hikmetten ve fıtrattan genel bir kopuş olduğuna işaret olarak ele alınabilir.

  Eğitimimiz “ezbere”, başarıda “puana” endekslenmiştir. Öğrencinin karakteri sorumluluğu, azmi gibi özellikleri değerlendirme dışı bırakılmıştır.

Çocukların nasıl eğitileceği konusunda tartışmalar sürerken, ailenin ve devletin sorumluluklarının ne olduğu konusunda bir kafa karışıklığı yaşanmaktadır.

Şuurlu aileler, çocuklarının yaşam becerileri, ahlaki ve mesleki eğitiminde örgün eğitimi yeterli görememekte, fakat alternatif olarak da ne yapabilecekleri konusunda da yeterli profesyonel desteği bulamamaktadırlar.

Aileler bu konuda rehberliğe ve alternatif yaklaşımlara ihtiyaç hissetmektedirler.

Ne yazık ki, okullarda çocukların merakı ve doğal yatkınlıkları köreltilmektedir.

Böyle olunca çaba, sabır, sorumluluk ve azim gibi değerleri kazandırma yöntemleri gereksiz görülmüş kolaycılık ve “test” uygulama anlayışı öne çıkmıştır.

Çocukların gelişimsel özelliklerinin de dikkate alınarak, hangi yaş gruplarında nelerin ve nasıl öğretilmesi gerektiği konusu da cevap bekleyen hususlar arasındadır.

NE YAPILMALI?

İnsanı temele alan bir eğitimden bahsediyorsak, öncelikle insanı tanımalıyız. İnsanı tanımak için de bazı temel soruların cevabını bulması gerekiyor.

•Birincisi insan niçin vardır?

• Hayatının amacı nedir?

• Kendisi için mi, yoksa toplum için mi yaşamalı?

• Kendisine, herhangi birine veya bir şeye karşı sorumluluğu var mıdır?

Bu sorular dünyadaki sistemleri de derinlemesine etkilemiştir.

Bu sistemlerden en önemlisi de şüphesiz eğitim sistemidir.

NASIL BİR EĞİTİM SİSTEMİ

Eğitimi ıslah etmede medeniyetimizin evrensel ölçülerini dikkate alan bir eğitim felsefesine ihtiyaç vardır.

 

EĞİTİM FELSEFESİ

Eğitim felsefesi, eğitimin amaçlarının içeriğinin ve öğretim yöntemlerinin belirlenmesinde temel teşkil eder.

İnsanın gelişmesini besleyen,

-akli

-kalbi ve

-bedeni yetenekleri vardır.

Bu kadar çok kabiliyet ve farklılığa sahip insana “tek tip insan yetiştirmeyi hedefleyen öğretim programları", maalesef insanı kısırlaştırmaktan başka bir sonuç ortaya koyamamıştır.

İnsanın yeteneklerini geliştirmeyi hedefleyen değil; kilitleyen bir sistemle karşı karşıyayız.

 

O halde nasıl bir eğitim sistemi:

İnsanı tanrılaştıran bir sistem mi?

Yoksa, insanı kendi dairesi içinde hür kılan, sınırlılıklarını ve sorumluluklarını kazanmasına katkı sağlayan bir sistem mi?

Anlayışımız; insanı yetenekleri ve zihinsel kapasitesi çerçevesinde, belirli sınırlılıklar içerisinde hür, fakat sorumlu gören bir anlayış olacaktır.

Dolayısıyla, insanın eğitim ve öğretiminde; yaratılışından getirdiği yetenek ve kabiliyetler ile fıtri mizaç özelliklerinin araştırılıyor, biliniyor, ortaya çıkarılıyor olması gerekir.

Sonuçta hedef; insanın her iki dünyanın ilmine amîl, irfanına (kültürüne) şamîl, hikmetine naîl eden bir eğitimle buluşmasıdır.

Şu halde eğitim sistemi, "insana hem maddi hem de manevi dünyası için gerekli bilgi, beceri ve anlayış kazandırmayı" esas almakla birlikte, toplum içerisinde yaşama, topluma ve kendisine karşı olan sorumlulukları yerine getirme amacını da kazandırmayı planlamalıdır.

Eğitimde esas olan onu dilemek ve talep etmektir. Dayatma müfredatlarla çocuklarımızı istediğimiz kalıp ve cendereye sokmaya çalışmakla, insani ve ahlaki bir şey yapmış olmuyoruz.

Vicdanları ve idrakleri terbiye etmeden sadece bireye bilgi yükleyen bir anlayış sağlıklı nesiller yerine marazlı fertler yetiştirir. Bilgiyi irfan ve hikmetle yoğurarak eş zamanlı bir şekilde özümsemek mecburiyetindeyiz.

 

EĞİTİM SİSTEMİMİZİN FELSEFESİ NASIL OLMALIDIR?

1. Medeniyetimizden ilham alan, aklın, tecrübenin ve kalbin ittifak sağladığı,

2. İçinde yaşadığı çağı okuyan,

3. Geleceği inşa edebilen,

4. İnsani, ahlaki, sosyal, adil ve millî,

5. Yeteneklerini keşfedip geliştirebilen,

6. Değerler eğitimine, yaşam becerilerine, duygu ve bilinç eğitimine önem veren İNSANLAR YETİŞTİRMEK olmalıdır.

 

“FELSEFESİ OLMAYAN MİLLETİN MEKTEBİ OLMAZ”

diyen Nurettin Topçu;  eğitimi, zihniyeti ve kimliği inşa eden, kişide düşünme ve algılama biçimini oluşturan, karakteri şekillendiren, milli ve manevi değerleri kazandıran, süreç olarak görür.

Ve ekler: “FELSEFESİ OLMAYAN MİLLETİN MEKTEBİ OLMAZ”.

tarif ederken de:

“BİZE BİR İNSAN MEKTEBİ LAZIM. BİR MEKTEB Kİ, BİZİ KENDİ RUHUMUZA KAVUŞTURSUN …

HER HAREKETİMİZİN, AHLAKİ DEĞERİ OLDUĞUNU TANITSIN…

HAYAYA HAYRAN GÖNÜLLER, İNSANLIĞI SEVEN TEMİZ YÜREKLER YETİŞTİRSİN…

VİCDANLARIMIZA HER AN ALLAHIN HUZURUNDA YAŞAMAYİ ÖĞRETSİN…’’.

Amacımız, yeni bir iman yenilenmesi ile batılı biliş tarzına dayalı eğitim anlayışı ve modeller yerine, kendi medeniyet coğrafyamıza uygun, bize has okullar kurabilir; yeni bir heyecanla eğitim sistemimize kazandırabiliriz.

Bilgi üretme ve düşünme biçimlerimizi egemenliği altına alan batılı anlayışları ve paradigmalarını reddederek:

Eğitim ve okulu kendi kavramlarımızla düşünmek; evrensel ahlak ilkeleri üzerine yeniden inşa etmek ve hatta insanlık için yeni eğitim modelleri sunmak mecburiyetindeyiz.

Tarihimiz ve eğitimsel birikimimiz bizi buna zorluyor ve mecbur kılıyor.

Bizim kadim geleneğimize göre EĞİTİMDE DEĞİŞME SÜRECİ "KALBÎ BİR YENİLEME İLE BAŞLAR’’. "Kalbî yenileme insan aklının, zihninin ve nefsinin terbiye edilmesine göndermede bulunur".

Batıda uyarlanan teori ve reformların beslendiği temel değerler, insanın ihtiyaçlarını referans alan AKILDIR. Rekabetçi insan tipinin yetişmesine hizmet eder (Liberal anlayış).

Bugün Devletin asli görevlerinden birisi de bilgi çağının mutlu, genç nesillerini her yönüyle geleceğe hazırlamaktır. Çünkü biricik yavrularımızın hayatında daha değerli bir şey olmadığını biliyoruz.

EĞİTİMDE YAPILACAK EN ÖNEMLİ YATIRIM, NİTELİKLİ ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEKTİR.

Yeni öğretim programları hazırlanırken bu husus göz ardı edilmemelidir. Çünkü öğretmen yetiştirmeye verilen önem, her hal ve şartta eğitime verilen önemi gösteriyor.

Kaliteli eğitimin temelinde iyi yetişmiş öğretmen vardır. En iyi programı hazırlasanız bile onu uygulayacak öğretmendir.

Öğretmenler, nitelik ve yeterlilik sorunu yaşarsa, toplumlar gelişim sorunu yaşar. Bu günlerde gündeme gelen müfredat değişikliği kadar, öğretmenlerin durumu ve öğretmen yetiştirme sisteminin de sorgulanması gerekir. Bu gerçeği, çocuklarıyla okul deneyimi yaşayan başta veliler olmak üzere Devletimiz de bilmektedir.

Yeterli ve nitelikli yönleriyle farklılıklar gösteren öğretmenlerimiz, kazanılan geleceğimizdir. O halde ülkemiz, çocuklarımız ve geleceğimiz adına birinci öncelikli konu nitelikli öğretmen yetiştirilmesidir. Öğretmenin, Eğitim ve öğretimin temel öğesi, asıl sahibi olduğuna inanıyoruz.

Okul yöneticileri ve öğretmenler, eğitim sistemini dönüştürmede ve değiştirmede önemli rol oynarlar.

Öğretmenlerimiz uzmanlık özellikleriyle eğitim-öğretim işini sahiplenmeli ve sorumluluk alarak reform ve değişimlerin merkezinde bir liderlik sergilenmelidir.

Eğitim süreçlerini nitelikli bir şekilde yürütebilme, ancak profesyonelce eğitilmiş donanımlı öğretmenlerle mümkündür.

SON SÖZ: Hızla değişiyor/değişiyoruz. Değişimin temeli bilgi, bilginin temeli de eğitimdir.

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 07.02.2017 - 17:18 -1,239-
Bu sayfayı paylaşın :