“Elemtere keyfe..”

-A A +A

 

Elemtere Suresi’nin Fil Vakası dediğimiz olayı ve Kabe’nin yıkılmasına yönelik bir ihaneti anlattığı malumlarıdır. Yemen Kralı Ebrehe, kendi büyüklük hastalığı nüksedince, insanların neden kendisi tarafından kurulmuş bir mabedi değil de Mekke’deki Kabe’yi ziyaret ettiğini kıskanarak Allah’ın evini; içinde yüzlerce fil de olan ordusu ile yıkmaya gelmişti.

Olay malum.. Ebrehe, şimdiki Arafat Meydanı’nda ve Müzdelife dediğimiz yerde konaklamış, ileri geri saldırılar yapıyor, Mekke’lilerin hayvanlarını gaspediyordu. Henüz Mekke önlerine gelmemişti.

O zamanlarda Mekke’nin yöneticisi, reisi; peygamberimizin dedesi Abdulmuttalip idi. Ebrehe’nin askerleri muhtemelen O’nun develerini yayıldıkları yerden alıp götürmüştü. Abdulmuttalip, develerini istemeye gitti. Ebrehe, Abdulmuttalib’in kendisine; “.aman Kabe’yi yıkma” demeye geldiğini sandı. O ise ben kendi malımı istemeye geldim. Kabe’yi sahibi korur” dedi. Ve develerini alıp gitti.

İşin bundan sonrası ilginçtir. Ebrehe ve ordusu gökten gelen kuşların saldırısına uğradı. Halkın Ebabil Kuşları dediği kuş sürüleri küçük gagalarına aldıklaı taşları aşağıdaki Ebrehe ve ordusunun üzerine attılar.

Taşlar, aşağı inene kadar büyük bir sürat ve ivme kazarak kendi ağırlığından ve küçüklüğünden daha büyük bir etki yaparak Ebrehe ve ordusunu darmadağın etti. Başına taş gelen asker, bir süre sonra taş

aşağı tarafından çıkınca, hemen orada ölüyor veya yaralanıyordu. Daha önce hiç bir orduda olmayan fil sürüleri de taşın etkisi ile orada hemen ölüyordu. Artık Ebrehe ve ordusunun Kabe’yi yıkmaya gücü  ve mecali  yoktu. Bunu anlamıştı. Ebrehe kendisi de yaralı olarak Yemen’e döndü.

İşin burasından sonra bir hikaye anlatılır: Taş atanlar gerçekten kuş muydu, yoksa başka bir şey mi? İbni Abduh, yani Muhammed Abduh, Ebrehe ordularının üzerine taş atanların kuş değil, sivrisinek olduğunu yazar. Bu tezindeki temel dayanağı, başından veya başka bir yerinden taş yiyen askerin, ayrıca bir de sıtma hastalığına veya başka bir hastalığa yakalanmasıdır. Zira Yemen’e dönen Ebrehe’nin kendisi ömür boyu sakat kalmış, askerlerinden çoğu da sıtma ve değişik hastalıklarla mücadele etmişlerdir.

Sıtma mikrobunun sivrisinekler tarafından taşındığı düşünülerek böyle bir iddia ortaya atılmıştır.

İslam alimleri arasındaki yaygın görüş, o kuşların Ebabil Kuşları olduğu şeklindedir. Muhammed Abduh‘un anlattığı sıtma vakıasının doğruluk derecesi tartışmalıdır. Taşların etkisinin Ebrehe ordusunu perişan ettiği doğrudur. Başından taş yiyen bir asker ömür boyu felçli kalmıştır. Ebrehe kendisi de ömür boyu felçli yaşamıştır. Muhammed Abduh, İslam alimleri arasında pek itibar görmeyen bir zattır. Cemaleddini Afgani gibi O, ”İslamda Reformcular” sınıfından sayılmıştır. İlginç fikirleri, kimsenin demediği konuları söylem edinmiş, böyle bir üslup geliştirmiştir.

Kaldı ki, yaygın rivayet kuşların gagalarında tuttukları taşları atmasıdır. Sivrisineğin taş atacak gagası yoktur.

Ancak, Fil Vakası’nın İslam tarihinde bir çok hatırası vardır. Peygamberimiz Fil Vakası yılında doğdu.

Şimdi ve asırlardır Hacca giden müslümanlar, olayın olduğu Müzdelife’de, yarın şeytan taşlamaya gidecekleri yerde atacakları taşları akşamdan oradan toplarlar. O taşlar ki,  Allah’ın evini yıkmaya gelenleri kovmak için ebabil kuşlarının attığı taşlardır belki  diye.. Şeytanı taşlamak bir yana, o taşların Ebrehe’nin vurulduğu yerden alınması da ilginçtir.

Elemtere Suresi’nin bir de Türk tarihinde hatırası vardır.

Malumlarıdır ki, 10. ll. 12 ve hatta l3. yüzyılda kurulan Müslüman devletler; mesela Orta Asya’daki müslüman Türk devletleri, Halife’yi otorite olarak tanırdı. Abbasi Halifeleri onlar için manevi bir sığınaktı. Müslüman Türkler, bir devlet kurdukları zaman, veya bir başarı elde ettikleri zaman Halife’ nin Bağdat’ta kendileri adına hutbe okutup okutmayacaklarını merak ederlerdi. Halife büyük bir başarı sağlamış topluluğu, devlet sayarsa bu onlar için büyük bir imkan olurdu. Bu tamamen Halife’nin takdirinde idi..

Bir gün manevi otorite olarak saydığı Bağdat Halifesi ile Gazneli Mahmut’un arası açıldı. Sultan açık bir şekilde ve Halifenin duyacağı tarzda; ”.Bir gün Bağdat’a gelirim. Orayı yakarım. Taş taş üstünde komam” dedi. Halife, Gazneli Mahmut’un bu sözüne çok üzüldü ama hiçbir şey de yapmadığı gibi hiç bir şey de demedi.

Aradan aylar geçti. İlişkiler soğuktu. Bir gün Bağdat’taki Abbasi Halife’si, bir müfreze asker nezaretinde Gazne’ye bir heyet gönderdi. Heyet şehre gelince, Sultan’ın huzuruna girmek için izin istedi. Sultan Mahmut, heyeti heyecanla ve merakla kabul etti. Sultan Mahmut, manevi otorite olan Halife’ye çok önem veriyordu gene de.

Hoş-beşten sonra Sultan’a Halife’nin gönderdiği hediyeler verildi. Sonunda heyetin başı olan elçi, koynundan bir anahtar çıkardı. Önünde duran sandıkta sadece rulo halinde bulunan bir nağmeyi aldı.

Ve Sultan Mahmut’a uzattı. Sultan Mahmut nağme’nin ipini çözdü. Boylu boyunca uzattı. Ve okumaya başladı: ”Elemtere keyfe fealerabbüke. Bieshabil fiil..” Koca kağıtta sadece bu yazıyordu. Yani Elemtere’nin baş tarafı.. Sultan Mahmut elindeki kağıdın arkasını çevirdi. Bir yazı yoktu. Sağına soluna baktı düşen kağıt da yoktu. ”Bu ne“ diye mırıldandı. Kimse bir şey demedi. Sonra elçiye döndü: Sana bununla ilgili olarak bir şey söyledi mi efendimiz?” dedi. Elçi: “Hayır bir şey söylemedi” dedi.

Sonra Sultan Mahmut, gelen heyeti, çok değişik hediyelerle uğurladı. Ardından kendi heyetini topladı.

Onlara gelen nağmeyi okudu: “Elemtere keyfe feale rabbüke bieshabil fiil..." ”Bu ne demektir” dedi.

Kimse bir şey diyemedi. Ama Sultan bunu çözmek istiyordu. Her gün bu konuyu halletmek için toplantılar yapıldı. Bir rivayete göre bu toplantılar 6 ay kadar sürdü.

6 ay sonraki  toplantıda bir komutan hatırladı. Ve dedi ki: “Sultan’ım! Siz bir gün Halife’ye kızmış, 'bir gün oraya gelirim Bağdat’ı yıkarım. Taş taş üstünde bırakmam,' demiştiniz ya!. Halife sana nağmeyi bu şekilde onun için yazmış olabilir. Sana Halife, kutsal yere yapılan saldırıyı yapanların akıbetinin Ebrehe gibi olacağını söylüyor” dedi.

Kategori: 

2 Comments

Sabrı bey, İlginç konuları

Sabrı bey, İlginç konuları kendine özgü hoş anlatım tarzı ile düşünce boyutunu geniş tutuyor. Zevkle okuyorum. Kendisine teşekkür ederim.

Sabri bey,

Sabri bey, Değişik konuları kendine özgü hoş anlatım tarzı ile geniş bir ufuk çiziyor. Kendisine teşekkür ederim.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 04.05.2017 - 16:52 -730-
Bu sayfayı paylaşın :