Erdoğan Putin Buluşması

-A A +A

Anayasa referandumunun toplumumuzu soğuk pınar suyunda çatlayan karpuz gibi ikiye bölmesi, Suriyedeki durumun giderek Rus satrancına dönüşmesi, “Godo’yu Beklerken” oyunundaki gibi Trump’ın yeni Suriye stratejisini açıklamasının bitmeyen beklentiye dönüşmesi. Özelinde Hollanda( aslında tüm Batı Dünyası) ile yaşanan diplomatik kriz.

Herbiri ateşten top gibi Hükümetin kucağında duruyor. Bu arada Jant üstünde giden ekonomik dengelerin alt üst olmaması için uygulanan piyasa destekleme rahatlatma tedbirleri başka bir ateşten top. Fakat bu ateş toplarının hepsini bastırmış bir referandum kampanyası var. Hiçbir seçimde ve referandumda bu denli “Allahım kazasız belasız şunu bir atlatabilsek” hallerine girmemiştim.

Sayın Cumhurbaşkanımız St. Petersburga giderken ayaküstü AB ile yaşanan krizin kazanına, dönüşüne kadar yetecek hayli miktarda kömür attı da gitti. Şu anda Türkiyenin siyaset sahnesinde Erdoğandan daha tecrübeli daha başarılı bir siyasetçi yok. O halde bir bildiği vardır değil mi? Erdoğan bu krizi yönetiyor. “Kontrollü kriz yönetimi” diyorlar buna. Fakat bu kadar tırmandırma bu kadar hamaset nereye kadar? Eskilerin sözünü hatırlıyorum, “Haddinden fazla şiddet, gayedeki hikmeti yok eder”..

Bu atmosferde Erdoğan ve Putin St. Petersburg da bir araya geldiler. Aslında bu buluşmanın önceden G20 zirvesi sırasında yapılması planlanıyordu. Fakat görüşülecek konuların önemine ve kapsamına binaen başka gündemlerin arasına sıkıştırılması uygun görülmedi. Siyasal gözlemciler sadece resmi açıklamalara bakarak yorum yapmazlar. Kullanılan yöntemlerden biri tarafların vücut dillerini okumaktır. Genel atmosfer hakkında oldukça gerçekçi yorumlara malzeme sağlar. Basında çıkan Erdoğan Putin buluşmasının fotoğraflarına bakıyorum da, iki liderin de suratlarından düşen bin parça. Zoraki gülümsemeler, her iki lider başka istikametlere bakıyor, biri çenesini tutarken diğeri başını kaşıyor.

Buradan Rusya ile ilişkiler kötü gidiyor diye bir sonuç çıkarmak yanlış. İlişkiler zoraki olarak “iyi gidiyor” iyi gidecek ve gitmeli. Her iki ülkenin çıkarları bunu gerektiriyor. Suriyedeki durum ve Ekonomik ilişkiler bir al ver pazarlığına dönüştü. Özetlemek gerekirse Rusya “Ekonomiyi ticareti yatırımları al Suriyeyi ver” diyor. Her iki tarafta görüşmeler sonrasında basın toplantıları ortak bildiri açıklamaları yapacaklar ekonomik kararlar geniş yer alırken Suriye konusu bir iki cümle ile geçiştirilecek. Fakat şunu merak ediyorum. Erdoğan Rusyaya hareket etmeden önce Batı ile krizi tırmandırması, Rusya karşısında elimizi güçlendirdi mi, zayıflattı mı?

 .Antalyada ABD ve Rusya Genel kurmay  Başkanları ile yapılan pazarlıklar medyaya sızmadı neler konuşulduğunu bilmiyoruz. Hem ABD hem de Rusya Suriyedeki pozisyonlarını güçlendirmenin yolunun Kürt Kartının elde tutulması olduğuna inanmışlar.O bakımdan artık Trump’un yeni Suriye stratejisi diye birşey yok. Olmayacak ta. ABD tercihini yaptı. Buna Erdoğan çok kızıyor. Ama ne çare elden gelen birşey yok. Kuzey Suriyede PKK kontrolünde en azından özerk bir kürt federal yapılanması gerçeğini yavaş yavaş kabullenmek değil ama görsek iyi olur.

Çok garip bir dönemde yaşıyoruz. Şimdiye kadar kullandığımız genel geçer kavramsallaştırmalar artık işe yaramıyor. Dost, müttefik, stratejik ortak gibi kategoriler silikleşti anlamsızlaştı.  Düşman kavramı da aynı akibete uğruyor. Öyle ya şöyle iki üç yıl geriye bakın değişimleri zaman şeridi gibi görünce buna siz de şaşıracaksınız. Dost yok düşman da yok. Sadece çıkarlar var. İlkeler yok, kristalize köşeli somut politikalar stratejiler de yok. Vakaleten savaşlar var.

Bence ilişkide bulunduğumuz hiçbir ülkeyi dost düşman diye tasnif edip ne Dünyayı ne de kendimizi yormayalım. Her ülke için güncel borsa gibi değişen kırmızılı mavili skalalar düzenleyelim. Bu gün hangi ülke ne kadar düşmanlık ne kadar dostluk puanı almış? İşleyelim tabelaya. Bir ülke aynı anda hem düşmanımız hem de dostumuz olabilir. Sadece oranları dozajları değişik olabilir. Devir bunu gösteriyor. Şu anda Hem ABD hem Rusya hem İsrail bizim için aynı konumda değil mi? AB ülkeleri, Almanya, Hollanda, Fransa İsveç gibi ülkeler neden bundan istisna olsun. Onlar bize her fırsatta parmak sallayıp ders vermeye yaptırımlarla tehdit etmeye devam etsin, hem de sımsıcak ekonomik ilişkileri devam ettirelim Turistleri ülkemizin tarih deniz güneş turizmine davet edelim.

Bunu bir kabullenebilsek. İnanın çok rahatlarız. Stres ve kaygı düzeyimiz azalır. Çok hamaset var Ülkemizde çok hamaset. Onun da bir skalası var. Hamaset yükseldikçe ayakların yere basma ve gerçekçilik oranları düşüyor. Bu da nihai tahlilde ülke çıkarlarına zarar veriyor.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 17.03.2017 - 09:21 -279-
Bu sayfayı paylaşın :