+A A -A

Erdoğan-Trump Görüşmesinde Ne Konuşuldu?

-A A +A

Afrin Harekatının başladığı günlerde gazetecilerin “Trump ile görüşecekmisiniz?” sorusuna karşılık “'Şu anda henüz kendisini aramayı düşünmüyorum. Çünkü daha önce bunları konuştuk, o bana dönecekti. O bana dönmediği sürece ben ona dönmem” diye cevap vermişti. İki ortalama insan arasında geçecek böyle bir tutum son derece normal karşılanır. Fakat konuşanlar İki Devlet başkanı ise Hatta biri “Dünyanın en güçlü devleti” varsayılıyor, diğeri de son yıllara kadar “sadece uysalca itaat etmesi beklenen” bir devletse, böyle bir cevap birçoklarını şaşırtabilir, Hatta kabadayılık ve başkaldırı olarak değerlendirilebilir.

“Sadece uysalca itaat etmesi beklenen” Devletten Türkiyeyi kastettiğim açık. Bu ifade birçoklarınca onur kırıcı küçültücü bulunabilir. Bize neden böyle bakıldığını daha iyi anlamak için yakın tarihe şöyle bir bakış atmakta fayda var;

Yıl 1964 mevsimlerden Yaz Aylardan Haziran. Kıbrısta zor bela sağlanan kararsız dengeler içinde Türkler ve Rumlar ortak bir devlet kurmuşlar. Türkiye Yunanistan ve İngiltere de bu devletin bekasına barışına güvenliğine garantör olmuş. Fakat Rumların EOKA çeteleri Türk köylerini basıyor masum sivilleri kıtır kıtır kesiyor. Türk nüfusa dehşet salarak göçe zorluyor.

Türkiyede çok büyük infiale sebep olan bu olaylar karşısında Hükümet Kıbrıs’a çıkarma yapma kararı alıyor. Tam bu sırada o zamanki ABD Başkanı Johnson bir mektup gönderiyor. Son derece saygısızca kaleme alınmış bir ültimatom bu. Kısaca, size verdiğimiz  silahlarla bizden izin almadan Kıbrısa çıkamazsınız” diyor. O sırada İsmet İnönü iktidarda. Bu mektup Türkiye'de çok büyük tepki ile karşılandı, Fakat yapacak birşey yoktu. İnönü ancak "yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır" cümlesini sarfedebildi  Ve çıkarma gemileri Akdenizin ortasından geri çağrıldı. O günlerde Yunan gazetelerinde bir karikatür yayınlanmıştı. Taşucu kıyısında başı fesli sırtında ay-yıldız bir Türk kıçı açık Akdenize def-i hacet ediyor. Altındaki yazı şu; “Türkler Kıbrısa çıkarma yapıyor”  Ne acı değil mi?. Sanırım şimdi daha iyi anlaşılmıştır ne demek istediğim.

Fakat Erdoğan’ın bu tavrına  diklenme diyecek olanlara şunu hatırlatmakta fayda var.Şimdi Yıl 2018. Ne ABD o eski ABD, ne de Türkiye. Orada Johnson yok Trump var  Burada da İnönü değil Erdoğan var. İşte o günlerden bu günlere geldik,

Nitekim aradan bir hafta geçmedi Trump’un Erdoğandan telefon görüşmesi talep ettiği basına yansıdı.Görüşme yapıldı, Fakat bu defa görüşmenin içeriği konusunda tarafların farklı açıklamaları spekülasyona neden oldu.Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada iki husus öne çıkmıştı; “Uuluslararası hukuk temelinde ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkı ile BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmle mücadele konusundaki kararları uyarınca Zeytin Dalı harekatının gerçekleştirdiğini vurgulamış ve PYD/YPG’ye ABD’nin silah desteğine son vermesi gerektiğine de tekrar dikkati çekmiştir.

Buna karşılık Beyaz saray sözcüsü “Başkan Trump; Türkiye’ye gerilimi tırmandırmama, askeri operasyonlarını sınırlı tutma, sivil kayıpları önleme çağrısı yaptı. Türk ve Amerikan güçleri arasında bir çatışma riskini engellemek için Türkiye’nin ihtiyatlı davranmasını istedi derken Trump’ın, Trump, Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemlerin yanı sıra ABD vatandaşları ve yerel personelinin uzatılan olağanüstü hal altında tutuklu olmasının neden olduğu kaygıları dile getirdi” ifadelerine yer verildi.

Burada mesajın bam teli “Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemler” ve “Gelişmelerin Menbiçi de kapsayacak şekilde tırmanan şiddetten kaygı”  ifadesidir.

Dış işleri Bakanımız bu ifadelerin görüşmede geçmediğini söyleyince. ABD Dış işleri sözcüsü Heather Nauert, “Umuyoruz ki NATO müttefikimiz ve ortağımız Türkiye bunlara kulak veriyordur. Dinlemeleri gerektiğini düşünüyoruz. Dinlerlerse bu iyi bir şey olur” diye konuştu. Nauert, daha sonra yabancı basın merkezinde kameralı basın toplantısı düzenledi. Trump-Erdoğan görüşmesiyle ilgili Beyaz Saray açıklaması sorulan Nauert, açıklamayı okuduktan sonra “Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray olarak açıklamanın arkasındayız. Başkan Trump, Erdoğan’a karşı açık ve sert oldu” dedi.

Uslübü görüyor musunuz? Apaçık ihtar ediyorlar. Bu bir “körler sağırlar birbirini ağırlar” durumudur. Veya “seçici sağırlık” ta diyebiliriz. Herkes sadece kendi sesini duyuyor. Muhatabını dinlemeye niyeti yok. Aslında kimse yalan söylemiyor. Fakat sadece gerçeğin kendine ait kısmını anlatıyor. Eh  Diploması savaşının verildiği bir ortamda bunu da normal karşılamak gerek. Bu monologtan bir ortak anlayış çıkması mümkün mü?

ABD Herşeye ragmen Türkiyenin Afrin Harekatına girişeceğine hiç ihtimal vermiyordu. İlk günlerdeki tutarsız kararsız tavırları bunun eseri. Şimdi de Türkiye ile telafisi imkansız açık bir çatışma noktasına gelmeden işleri nasıl benim istediğim mecraya sokabilirim telaşında. Bunun için de pazu göstererek caydırıcı gücünü kullanmak istiyor. Bir takım sözler veriyor ama inandırcılığını kaybetmiş arada güven bunalımı var.

Son teklifleri ABD Genel Kurmay Sözcüsü McKenzie den geldi. Türkiye ile güvenli bölge seçeneğini görüştüklerini söyledi. McKenzie, "Nihai bir karara varmadık. Komutanlarımız hala görüşüyor" şeklinde konuştu. Dış İşleri bakanı Rex Tillerson da “hayır teklif etmedik sadece ihtimaller üzerine konuştuk.” diyerek yan çiziyor. Buna eskiler “Akşamdan sonra sabah-ı şerifleriniz hayrola” derlerdi. Aklınız neredeydi. Yıllarca Türkiye sesi kısılıncaya kadar her platformda bu tezi savundu kulak asmadınız. Müttefikiniz Türkiye ile bu probleme çözüm arasaydınız, Türkiyeyi PYD-PKK teröristlerine tercih etmeseydiniz, şimdi Suriye’de ne  Esad rejimi kalırdı, ne İŞİD olabilirdi ne de Rusya boşluğu doldurup Suriyede başat güç olabilirdi.

Ama bu teklifin ardında da bir hinlik var. Maksat PYD yi korumak. Menbiç’ten çıkarılmasına engel olmak. Güvenlik şeridinin 30 km derinliğinde olması konuşuldu. Bunun tersinden anlamı 30 km’nin aşağısındaki PYD devletine karışma demektir. ABD Suriye’de kendisini bir çıkmaza sokmuştur. Suriye’de tutunabilmenin ve masada kalabilmenin ABD açısından tek yolu PYD-PKK teröristleri ile çalışmaya devam etmektir. Bundan çark etmeleri Suriye’de iflas ettiklerinin tescili demektir. NATO Genel sekreteri bile Türkiye’nin Zeytin Dalı operasyonunun meşruiyetini teyit etmişse bu ABD’nin Suriye konusunda çıkmazda olduğunun delilidir.

Dünyanın süper gücü(!) için ne hazin bir durum.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.01.2018 - 12:42 -1,604-
Bu sayfayı paylaşın :