Eskiden Bir Radyo Vardı

-A A +A

İsmail Aydın

                 Değerli okurlarım! Eskiden demişsem, yüz yıl, yüz elli yıl ötesinden bahsetmiyorum, topu topu kırk-elli yıl öncesinden söz ediyorum. O yıllarda televizyon, internet, cep telefonu v.s. yoktu, bir radyo vardı. Gerçi onun da türlü çeşitli kanalları vardı ama bunlar daha çok komşu Arap ülkelerinden yayın yapan radyolardı. Arada bir Moskova’nın sesi, Amerika’nın sesi gibi propaganda amaçlı radyoların sesleri de duyulurdu.

                Köyümüzde ilk radyoyu baba tarafımdan dayım olan Ali dayımlarda görmüştüm. Daha sonra anne tarafımdan öz dayım olan Halis Ağa muhtar olunca, mülkiyeti kendilerine ait odaya radyo almıştı. Bu radyolar, pille çalışırdı. Dam başında uzun antenleri olan, bir yerden bir yere taşınamayan kocaman kocaman şeylerdi.

                Radyonun en fazla taaccüp uyandıran yanı sesiydi. Nasıl ses veriyordu radyo, içinde adam mı vardı? Ses dalgaları diye bir şeyi bilmediğimiz için merakımız ta buralara kadar uzanırdı.

                Radyo her zaman çalıştırılmazdı köyümüzde. Herkes işinde gücünde olduğu için her saat radyonun başında beklenmezdi, bir. İkincisi, o tarihlerde elektrik kullanımı bugünkü kadar yaygınlaşmamıştı, o sebeple radyo pille çalışırdı. Pil ise para demekti. Para da herkeste bol bulunan bir şey değildi.

                Köyün ihtiyar diyebileceğimiz yaşlıları, “acans” (ajans) diye tabir ettikleri haber bültenlerini kaçırmazlardı. Radyoyu görme merakımızdan dolayı biz de yanlarında yörelerinde bulunur, arkadaşlarımızla fısıltılı konuşmalar yapar, ileri geri şakalaşırdık. Tabii radyonun arada bir parazit yapmasıyla çıkardığı cızırtılı ses bizim gürültümüzle birleşince spikerin ne dediği anlaşılmaz, “susun” şeklinde zılgıt yediğimiz olurdu yaşlılardan. Artık “acansı” dinlemiş olanların önlerinden geçilmezdi. Yarım yamalak sesle anladıklarını ballandıra ballandıra anlatırken ağızlarına baktırır, “acansı” da senet olarak gösterirlerdi.

                Yaşlıların önemle bekledikleri bir haber saati de Kıbrıs’taki Mehmetçiklerin kendi seslerinden yayınlanan sağlık haberleri saatiydi. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için 1960’lı yıllarda Rum vahşeti artmış, adadaki askerlerin sağlık durumu önem arz etmişti.

                               NEZAHET BAYRAM’DAN NİDA TÜFEKÇİ’DEN TÜRKÜLER

                Radyo programlarının en fazla dinlenileni türkü programlarıydı. Her kesimden insan, Nezahet Bayram’dan, Nida Tüfekçi’den, Nuri Sesigüzel’den türküler dinlerdi. Şimdikiler gibi içkiye, meyhaneye, kin ve nefrete ve dahi şehvete özendirmeyen masum sevda türküleri, gurbet türküleriydi bunlar. Mesela:

                Asker yolu beklerim

                Günü güne eklerim

                 Sen git yârim askere

                 Ben burayı beklerim. Yahut:

 

                Çamlığın başında tüter bir tütün

                 Acı çekmeyenin yüreği bütün

                 Ziya’mın atını pazara tutun

                 Gelen geçen Ziya’m ölmüş desinler, gibi türküler.

 

                                                ZEKİ MÜREN’DEN ŞARKILAR

                Köyden şehre doğru kayıldıkça, çocukluk yıllarını geride bırakarak ilk gençlik yıllarını idrak edenler, aşk ve sevda sözcüklerinin sıkça geçtiği Zeki Müren şarkıları dinlerdi. Arabesk yoktu.Türküler favori olmakla beraber, ortaokul ve lise öğrencileri “arkası yarın” programlarını dinlemeye özen gösterirlerdi. O programlarda, olayın kahramanı sözü öyle bir yerde bırakırdı ki, acaba yarın ne olacak, diye merak uyandırılır, arkası yarın kuşağı saati adeta iple çekilirdi.

                Üniversite tahsili yapanların tercihi  “mikrofonda tiyatro” idi. Mikrofonda tiyatro programı gece yayınlanır, aşağı yukarı bir saat sürerdi. Bir saatlik yayın, para sıkıntısı çeken radyo sahibi için pil tüketimi demekti.

                Orta yaşlarda olup da şurasından burasından siyasete ilgi duyanlar ise, ismini yanlış hatırlamıyorsam “Parlamento Saati” gibi bir programı takip ederlerdi. Liderlerin atışmaları bunlar arasında heyecana sebep olurdu.

                Altmışlı yıllardan itibaren radyo yaygınlaştı, yanına kardeş olarak teyp geldi. Hem radyo hem teyp ikisi bir arada olanı, bir üyesi Almanya’da çalışan ailelerde bulunurdu. Zamanla elle taşınır radyolar çıktı. Köylümüz radyoyu öküzüyle çift sürdüğü tarlaya götürür, yüksekçe bir taşın üzerine itina ile yerleştirerek çalışırken dinlerdi. Güneş yakmasın diye üzerini özenle örter yahut bir şekilde gölgelemeye çalışırdı. Köylü, çiftiyle çubuğuyla uğraşırken, kışın ambarına koyacağı buğdayı düşünürdü. Mahalle kavgalarını aratmayan siyasi tartışmalardan uzak dururdu. (Devamı gelecek yazıda.)

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.07.2017 - 09:05 -335-
Bu sayfayı paylaşın :