Eskiden bir sinema vardı

-A A +A

                Eskiden bir sinema vardı. Peki, şimdi kaç tane var? Yazıya öyle başlamamız gerekiyordu. Şimdi bir değil pek çok sinemanın var olduğunu düşünüyorum. Eskiden bazı büyük ilçelerle hemen hemen bütün illerde bir veya iki sinema salonu vardı.

                Ben sinemayı ilk defa, at yarışlarını izlemek için topluca gittiğimiz Sorgun’da gördüm. Ermeni vatandaşlarımızdan Aram’ın sinemasıydı bu. Sinema nasıl bir şeydi, film ne zaman başlamıştı, ne gösteriliyordu hiç bilmiyorduk. Bizden yaşça büyük olanlar bilet diye bir şey aldılar, arkasından karanlık bir salona girdik. Şimdiki gibi ne oturacağınız bir koltuk var, ne de yer gösteren biri. Karanlıkta ayaklarımızı sürüyerek bir kenara çekildik. Sahneye dönüp baktığımızda konuşan, koşuşturan adamlar gördük. İzleyebildiğimiz ve anladığımız kadarıyla bu, kurtuluş savaşımızı konu alan bir filmdi. Savaş sahnelerinden çok, Mehmetçiklerin traş olurken yaptıkları komiklikler hatırımızda kalmış. Köye döndüğümüzde, izlediğimiz kareleri arkadaşlarımıza anlata anlata bitirememiştik. “Sanki film gibiydi” diye anlatıyorduk bizi meraklı bakışlarla dinleyenlere.

                Yozgat’ta iki tane sinema vardı. İki günde bir film değiştirilirdi. Bizim ailede büyüklerimiz sinemaya gitmemizi pek hoş karşılamazlardı. Bayram günlerinde izin verdiklerine göre; bu, filmlerin konu ve içeriğini beğenmemekten daha ziyade işimizin çokluğundan ileri geliyordu. Zira ailemiz hayvancılıkla iştigal ediyor, Yozgat’taki amcam kasap dükkânı çalıştırıyordu dolayısıyla iş gücüne ihtiyaç vardı.

                               ZENGİN KIZ FAKİR OĞLAN-PATRON İŞÇİ KAVGASI

                O yılların filmleri, genellikle zengin oğlan/fakir kız yahut zengin kız/fakir oğlan temalarını işlerdi. “Susuz Yaz” gibi iddialı yapımlar da yok değildi. Sinemada bir kesim de “sınıf şuuru” oluşturmak derdindeydi. Bunlar daha çok patron/işçi kavgalarını konu alan filmler yapardı.

                 Sanki başka bir kesimin de bu milletin inancıyla, ahlâkıyla; kısaca Müslümanlıkla bir derdi var gibiydi. İlk gençlik yıllarımızda ve o yaşlarda anladığımız kadarıyla siyah sakallı, kara cübbeli bir cahil tiplemesiyle oradan İslâm’a saldırılırdı. Nedense bunlar komedi ağırlıklı yapımlarında, milletin saygı duyduğu üç ayların isimlerini alay konusu yaparlardı: Recep, Şaban ve Ramazan. Bunların kullanılması tesadüf eseri olabilir mi?

                Başta sigara olmak üzere içki, kumar, gece hayatı ve kadın teni. Bunlar gerekli gereksiz hangi amaç için kullanıldı?

                               KADINLAR MATİNESİ BİR ÂLEMDİ!

                Büyük Sinema haftanın Çarşamba günlerini “Kadınlar Matinesi”ne ayırırdı. Öğleden önce, gösterilecek filmin afişleri mahalle aralarında gezdirilir, megafon yardımıyla anonslar yapılırdı. Filmin konusu, başrol oyuncusu gibi haberler kadınlar arasında hızla yayılır, “film pek acıklıymış” diyen “kundağı” kaptığı gibi sinemaya koşardı.

                Kısa bir kundak hikâyesi arz edeyim. Kundak, yeni doğmuş bebeklerin sıkıca sarıp sarmalandığı genişçe beze verilen isim. Eskiden bugünkü gibi hazır çocuk bezi diye bir şey yoktu. Çocuk genişçe bir pamuklu beze belenir, altına toprak konurdu. Toprak bebeğin altını ıslatması halinde kuru kalmasını sağlardı.

                Gene bir Çarşamba günü filmin reklamı yapılınca, genç anne, kundağı kaptığı gibi soluğu sinemada almış. Sinema salonu karanlık, bebek ne yapsın! Biraz uyuduktan sonra uyanır. Yavrucak ya acıkmıştır, ya altını ıslatmıştır, ya da gürültüden rahatsız olmuştur. İçeri karanlık, bebek başlar ağlamaya. Anne film izliyor, bebek ağlıyor. Tam o sırada filmin de beklenen acıklı sahneleri gelmiştir.

                                               KUNDAK AÇILIR TOPRAK SAÇILIR

                 Zengin oğlanın anlayışsız babası, fakir kıza yapmadığını bırakmaz. Ne yapsın çocuklar, birbirlerini seviyorlar; ayrılamazlar, ağlar, gözyaşı dökerler. Tabii bu durumda bizim anne de filmi bırakamaz. Pek tabiidir ki, bebek de ağlamaktan geri durmaz. Peki, şimdi anne yapsın? Bebeğe süt verecek ya da sinemadan dışarı çıkacak hali yok ya! Çocuğu susturabilmek için kucağında pışpışlamaya çalışır. Çalışır ama nafile. Anne ayağa kalkar ve başlar kundaktaki bebeği sallamaya. Sallar sallamasına da bu arada kundak dağılır. Çocuk viyak viyak ağladıkça anne de kundağı sallamaya hız verir. Tabii kundak da iyice açılır. Anne, acıklı film sahnesiyle yukarıda gözyaşı dökerken, aşağıdan da kundaktaki topraklar oturan seyircilerin üstüne dökülür.

                 Diyeceksiniz ki, behey kadın şu durumda sinemaya gitmesen ne olur? Soru haklıdır da, cevabı yoktur. Dahası var, bazı anneler, bebeği beşikte uyutarak sinemaya gitmiştir. Film bitinceye ve anne eve dönünceye kadar aradan iki-üç saat geçer. Bu arada, yavrucak kaç defa uyandı, kaç defa kan ter içinde ağladı ve kaçıncı defa yorgunluktan uyuya kaldı, Allah bilir. Bunlar yaşanmış şeyler!

                               KENDİ ESERLERİMİZİ KENDİMİZ YAPMADIKÇA

                Şimdi her AVM’de sinema salonu var yani sinemalar var. Çok büyük masraflarla çok iddialı filmler yapılıyor. Ama maalesef, Türkiye belli bir bilgi birikimine ulaşmış olmasına rağmen, bu sektöre Avrupalı ve Amerikalı gibi düşünenlerin hâkimiyeti sebebiyle tahribat ve yıkım gene aynı. Mesela, Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han’ı “Haremle Hürrem” arasına sıkıştıran bir film, birileri tarafından bir çırpıda yapılıveriyor ve yapacağı yıkımı yapıyor. Biraz insaf ediniz, bütün dünyanın “Muhteşem Süleyman” diye bildiği Kanuni bu mu? Bu gibiler için en şerefli yolun, bu milletin değerlerini tanıtmak ve yüceltmek olduğunu düşünüyorum.

                 Kendi eserlerimizi kendimiz yapmadıkça, kendi değerlerimizi kendimiz savunmadıkça; birileri bizim bıraktığımız boşluğu dolduracak ve kışın kışlığını yaptığı gibi onlar da yapacakları yıkım ve tahribatı yapacaklardır.

                Yazıyı annelerle bitirelim. Bir kadın için annelik en büyük şereftir. Bütün annelerimizi saygıyla anıyorum. Evet! Belki günümüzün anneleri dünküler gibi kundakla sinemaya gitmiyor. Ama şimdi daha mı kötüsü oldu ne! Günümüz kadınları çocuk yapmıyor da!

Not: Değerli okuyucularım, hepinizin 30 Ağustos Zafer Bayramını ve mübarek Kurban Bayramını kutlar, birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendiren bu günlerin hayırlara vesile olmasını dilerim.

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 29.08.2017 - 13:23 -234-
Bu sayfayı paylaşın :