Farkında Olmak

-A A +A

Farkında olmak, insanın bilincinin açık olması anlamına gelir.Uyuyan bir insanın bilinci açık değildir.Nitekin uyku ölümün yarısıdır denilmiştir.

Günlük yaşamında dikkat etmesi gereken yerlere değil de ilgisiz  yönlere dikkatini çeviren insan da bir nevi uyuyor demektir.Birinin onu dalgınlık uykusundan uyandırmasıyla dikkati çekilmiş olur.

Kuran’ın bazı surelerinin başanda  “Hurûf-u mukatta’a” adı verilen harfler vardır. Bunların bilinen kesin bir anlamı yoktur. Bunlarla ilgili yapılan tefsirler de kesinlik ifade etmez. Nitekim “Allah’ın bununla ne murad ettiğini en iyi kendisi bilir” şeklinde yoruma nokta konur. Buna rağmen bu mübarek harfler yorumdan hâlî kalmaz. En çok benimsenen anlam, “uyarı ve dikkat çekmek” olduğu kanaati hakimdir.

Rabbü’l Âlemîn, gözünü, gönlünü gereksiz ve yarasız şeylere çevirerek bir nevi gaflet uykusundaki insanı uyandırmak için mesajının başına ona “Eyy! Işşt!” der gibi dikkatini çekiyor.

“Elif Lâm Mîîîm! Tâ Hâ! Yâ Sîîîn!”

Konunun bu boyutundan insanî boyutuna göz atalım:

Allah’ın (c.c.) hiç kimseye ihtiyacı yoktur. O, müminlerden fakire, yoksula, sefile; yersiz yurtsuz, ekmeksiz aşsız kalmış bîçarelere yardım edilmesini insanî ve ibadî bir görev olarak bizden istiyor

 Hastalara, yaşlılara, engelli insanlara, henüz kendi işini kendisi göremeyecek küçük yavrulara; yolculara, gariplere, misafirlere yardım edilmesini, ihtiyaçlarının görülmesini ve gönüllerinin hoş edilmesini istemektedir.

 Namaz, oruç, hac, zekât, sair sadakat ve  hayrat hizmetlerinin yanında âhirette mutlu sona ulaştıracak amellerimiz bunlardır.

Zamanımızda “empati” diye bir kavram yaygınlaşmıştır. Türkçemizde “kendini onun yerine koymak” teriminin karşılığı olan bir söz.

Gerçekten kendini onun yerine koymazsan karşıdaki insanı anlamak mümkün olmayacaktır.

Annesini kaybeden öksüz çocuğun, bir ömür harcayarak büyüttüğü koçyiğit evladını şehit veren ananın; sevdiği insanı , ülkesini, köyünü , doğup

büyüdüğü ana ocağını buram buram özleyenin; hapishanelerde, hastanelerde veya hasta yatağında bitmez tükenmez geceleri saymaktan  yürekleri kabristana dönen biçarelerin yerine kendimizi koymadıkça onları anlayamayız.

Bu söz bizde atasözü olarak kullanılan “Tok acın halinden anlamaz; Başına gelmeyen bimez,; düşenin halinden düşen anlar; Damdan düşene sor; sen gel de bir de bana sor” gibi pek çok hikmetli sözün konusu olmuştur. 

Mübarek Ramazan günlerinde üzerinde çokça düşünmemiz gereken durumlar değil mi bunlar?

Merhum divan şairimiz Fuzûlî’nin;

Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir;
“Mübtelây-ı gâma sor kim, geceler kaç saat?”

Hayırlı Cumalar, hayırlı Ramazanlar efendim.

**************************************

Şeb-i yelda: En uzun gece

Müneccim: Yıldızlarla vakit tespiti yapan kişi

Muvakkit: Vakit hesapçısı, takvimci

Mübtelây-ı gâm: Gam, keder, üzüntü derdine düşen

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.06.2017 - 11:38 -1,486-
Bu sayfayı paylaşın :