Gençler! Kalkın işimiz var!

-A A +A

 

 

İçimdeki yangını ve iştiyakı anlatacak, üzerimizdeki ölü toprağını atmamızı sağlayacak, bizleri harekete geçirecek bir yazı yazmayı hayal ediyorum bir haftadır. Bir şeyler yapmam gerektiğine dair çıldırtıcı bir arzuyla doluyum kaç zamandır. Tarih gözlerimin önünden akıyor, oyunlar gözlerimin önünde oynanıyor. Bizler; yani gençler, şu içerisinde bulunduğumuz ve ilerideki yüzyılları etkileyecek tarihin “zihni atıl, yüreği atıl, nâfaal” şahitleri; gözlerimiz dünyaya kapalı, kulaklarımız çalan felaket çanlarına sağır, “sanal” bir dünyada yaşayıp gidiyoruz… Bir faydasız rüzgar misali esip geçiyoruz dünyadan…

Yeni bir haçlı ittifakı kuruldu. Yıllar yılı düşman sandıklarımız, tek düşman bildikleri İslam ümmetine karşı tekrar el sıkıştılar. Omuz omuza tekrar yürüyorlar üzerimize. Baştan söyleyeyim, yenilmekten korkmuyorum, zilletten korkmuyorum, açlıktan, ölümden korkmuyorum. Zaten ümmet olarak fakiriz, açız, mazlumuz ve her gün yüzlerce kez ölüyoruz. Beni üzen, korkutan ve uykularımı kaçıran şey; bunca düşmana karşı Müslüman gençliğin üzerindeki ölü toprağını hala atamamasıdır. Hala saçma sapan şeylerle uğraşıyor olmamız, hala tembellik ediyor olmamızdır. Daha neyi bekliyoruz? Harekete geçmek için mermilerin beynimize, düşmanın kapımıza dayanmasını mı bekliyoruz? Nitekim dayanmadı mı? Her gün onlarca- yüzlerce ölmüyor muyuz?

Bu rahatlığın sebebi biraz da sıranın bize gelmeyeceğini düşünmemizdi belki. Fakat öyle olmadı, savaş kapımızda değil artık, savaş evimizin içinde-mahremimizde. Suriye, Irak, Libya, Mısır, Filistin, Pakistan, Afganistan ve bütün İslam coğrafyası bizim dışımızda mıdır? Bizden ayrı mıdır? Dün Halep’de bir bomba patladı 140 kişi öldü, hangimiz umursadık? Ya hu Halep dediğimiz daha bir asır önce Türk toprağıydı da şimdi değil mi? Bu sınırları biz mi çizdik ki sınırlara riayet ediyoruz? Hatay bizim de Halep bizim değil mi? Kilis bizim de Ayn El Arab bizim değil mi? Ankara bizim de Şam bizim değil mi? Mekke, Medine, Kahire, Gazze, Musul, Kerkük bizim değil mi?  

BİZİM!

 Mazlumun, Müslüman’ın olduğu her yer bizim. 

Bugün “gençliğe hitabe” tekrar keleme alınmalıdır. Gençler tekrar harekete geçirilmelidir. Anadolu bu millete dar geliyor artık. Bunu fark ettiğimizi ve harekete geçtiğimizi gördükleri için her yerden saldırıyorlar. Bizi bölmeye, küçültmeye ve güçsüzleştirmeye çalışıyorlar. Uluslararası arenada itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar, kâle almıyor gibi görünmeye çalışıyorlar. Halbuki sitkom maymunları sirk kurmuşlar, oynuyorlar. Uykuları kaçıyor, korkuyorlar İslam ümmetinin potansiyelinden. Biliyorlar ki Müslüman’ın idare ettiği bir dünya; kendilerine de, kurdukları zulüm sistemine de zindan olacaktır. Kanûnî’nin Fransuva’ya yazdığı fermanı hatırlayın. Tekrar o günlere dönmemek için geceli gündüzlü çalıştılar, çalışıyorlar. Peki bizlerdeki bu ataletin kaynağı nedir? Neden bu tembellik? Niçin enerjimizi Batı’nın kanalize ettiği şekilde, faydasız yerlere harcıyoruz?

Peki ne yapmalı ?

Kim ne iş yapıyorsa; Müslüman’a yakışır edayla en mükemmel şekilde yapmalıyız. Aşkla bağlanmalıyız işimize. Yeniden bir çalışma iştiyakı tahsil etmeliyiz öz kaynağından, yani Kur’ân’dan. Öğrenciysek en iyi öğrenci biz, çiftçiysek en iyisi biz, öğretmensek en iyisi biz, memursak en iyisi biz, temizlikçiysek, doktorsak, bürokratsak, gazeteciysek en iyisi biz olmalıyız. Madem ki “Yeniden İslam Medeniyyeti” kurmak gibi bir hayalimiz ve amacımız var, o halde bizlere günde 8 saat uyumak haram. 

Haydi! Kalkın. Dem bu demdir, dem bu dem!

Ferhat Surmeli

anahabergazete.com
 

Kategori: 

2 Comments

çok güzel ifade etmisin

çok güzel ifade etmisin ferhat inşaallah bu oyunu bozacaz eline sağlık başarılarını daim olsun

İnşallah Şefik abi

İnşallah Şefik abi teşekkürler.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.02.2016 - 13:29 -925-
Bu sayfayı paylaşın :