Gene mi Laiklik Tartışması

-A A +A

Laikliğin ne olduğu veya ne olmadığı konusu Türkiyede en çok tartışılan ve üzerinde uzlaşmanın sağlanamadığı bir yılan hikayesidir. Uzlaşma sağlanacağını beklemek te hayaldir. Günümüzde müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesi ve Helal Akreditasyon Kurumu (HAK) kurulması vesilesi ile CHP tarafından yeniden alevlendirilmeye çalışılan laiklik tartışmasından bahsetmek istiyorum.

Günümüze gelmeden önce; Laikliğin en katı Sovyetler yorumuyla uygulandığı, sivil asker bürokratik oligarşinin milletin tepesinde kılıç gibi sallandığı 1970 li yılların başında ilk defa Rahmetli Erbakanın Liderliğinde kurulan MNP ve MSP ile Laiklik uygulamalarına karşı siyasi alanda itirazlar başlamıştır. O zamanlarda oldukça cılız ve utangaç itirazlar “laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür” “Laiklik Dinsizlik değildir” şeklinde ifade bulmuştur.

Çok değil 20 yıl geriden yani 28 Şubat 1997 den başlayarak çarpık Laiklik anlayışının devletin yasama yürütme yargı kurumlarında, Milletin de vicdanında toplumsal hayatında ne gibi yaralar açtığına bir göz atmak yerinde olacak. Bu önemli çünkü bu gün seçimlerde oy kullanma çağına erişmiş milyonlarca genç seçmenin bu günlere gelinceye kadar ne gibi zulümler uygulandığından gençlerimizin haberi yok. O dönemde TSK içinde oluşturulan ve adına Batı Çalışma Grubu adını alan bir cunta Basın, Sermaye ve Yüksek yargıyı kontrolü altına alarak Erbakan Başbakanlığındaki Refahyol Hükümeti baskı altına alınmış Refah Partisi kapatılmış, Meclis artimetiği manipüle edilmiş, baskı sonucu hükümet istifaya zorlanmış

Buna karşılık en son Cumhurbaşkanı Necdet Sezer Laiklik İlkesinin Anayasaya girişinin 70. yıldönümü olan 5 Şubat 2007 de bir laiklik tanımı yapmıştı “ Laiklik, dini vicdanlarındaki kutsal yerinde korumakta… Laiklik din ve vicdan özgürlüğü değildir…Laiklik dinin Devlet işlerine, politikaya ve toplumsal yaşama kesinlikle karıştırılamayacağı, Devlet'in sosyal, ekonomik, siyaset ve hukuksal temel düzenin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılmayacağını düzenin adıdır.”

Bu tanım içinde dinin vicdanlara hapsedilmesi, kesinlikle kişinin inancının (değil toplumsal ve sosyal hayata) dış görünümüne dahi yansıtılmaması laikliğin gereği olarak sunulmaktadır. Nitekim o dönemde uygulamalar da o yönde olmuş binlerce öğrencimizin hayatı karartılmış, camilerdeki yaz kursları yasaklanmış, İmam hatip liseleri katsayı engeliyle ölüme terkedilmişti

Rejim, bu tanımın bekçisi olarak ta Anayasa Mahkemesini göstermişti. Anayasa Mahkemesi de o dönemde Refah Partisini ve ardından kurulan Fazilet Partisini laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmak suçlamasıyla peş peşe kapatmıştı. Aslında Anayasa Mahkemesini bu kararları almaya iten güç kendisini laikliğin güvencesi olarak tanımlayan TSK nın antidemokratik baskısıydı. TSK durumdan vazife çıkararak her vesile ile Demokrasiye nizamat vermek üzere siyaseti dizayn ediyordu

Kısa kısa geçiyorum. 27 Nisan 2007 de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını engellemek üzere Sabih Kanadoğlu tarafından ortaya atılan görüş ile Meclis toplantı yeter sayısının 367 olması gereği icat edildi. Çünkü karısının başı örtülü olan birinin Cumhurbaşkanı olması laikliğe aykırı idi. Aynı Gün Genel Kurmay başkanı Büyükanıt A. Gül’ü kastederek “Sözde değil özde laik bir cumhurbaşkanı” istediklerini bir muhtıra ile deklare etti. Sonuçta Gülün Cumhurbaşkanı olması engellendi. Ak Parti 2007 Temmuzunda erken seçime gitti. Halkın büyük teveccühü ile oylarını artırarak Meclise döndü ve 28 Ağustos 2007 de Abdullah Gül Mecliste Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Bunun üzerine intikam alırcasına 14 Mart 2008 de AK Partiye karşı “Laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açıldı.

Bütün bu kasırga gibi tahribatların içinden bu güne gelen bir demokrasi ve laikliği olması gereken zeminine oturtma mücadelesi sonucunda Laiklik tartışması CHP tarafından hortlatılmak isteniyor. Müftünün nikah kıyma yetkisinin neden laikliğe aykırı olmadığını ispata çalışmak bile abesle iştigaldir. Bütün dinlerde ve ülkelerde nikahlarını isteyen belediye memurunun karşısında isteyen de din adamının karşısında kıydırır. Bu tamamen kişi hakları çerçevesinde tarafların tercihine kalmış bir konudur. Aksi olsaydı dünyada laikliğin hiç olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü bu gün laikliğin kaynağı sayılan Fransa İngiltere de Kiliselerde papazın karşısında nikah kıyılıyor. Hatta İngilterede Kraliçenin Anglikan Kilisesinin başı olması bile onların laikliğine zarar vermiyor . Ama “onlar Hristiyan” değil mi? Bunu aklından geçiren kişi otomatikman samimiyetsizliğini ve çifte standardını açığa vurmuştur.

Helal sertifikası da aynı konu. Bu gün birçok Batılı Hristiyan ülkelere bile Helal sertifikasyon kurumları oluşturup Helal konusunda hasasiyet gösteren Müslüman ülkelere çatır çatır “helal!??!” ürünler satarken halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye yediğimiz içtiğimizde bile “laiklik” arayanlar nedeniyle eli kolu bağlı oturacak başta kendi halkı olmak üzere Müslümanlara helal ürün sunamayacak.

Rahmetli Erbakanın deyimi ile; Hadi ordan, hadi ordan siz de!!!. Bu tartışma İskenderin Gordionun düğümünü kılıç darbesiyle çözmesi yöntemi ile sona erdirilir. Ve Perde….

Mehmet Emin Aydınbaş

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 20.10.2017 - 15:20 -89-
Bu sayfayı paylaşın :