+A A -A

Havada Kan Kokusu Var: Fransa’da Ne Oldu?

-A A +A

Bu hafta sonu Anadolu Vakfı’nın başkanlığında çok yoğun bir mesai geçirdik. Türkiye’nin çok önemli meselelerini ve yeni bir Medeniyet tasavvurunun nirengi noktalarını içeren konuları ele aldık. Öncelikle başta Sayın Hayrullah BAŞER, Ali AY,  Kerem ALTUN ve Prof. Dr. Halis ÖLMEZolmak üzere bu büyük projeye emek veren Vakfın değerli mütevelli heyetine en kalbi şükranlarımı arz etmek isterim.  İslam dünyasının tüm meselelerini sırtına omuzlayan bu büyük kadro geleceği inşa etme adına büyük bir adım attı. Rabbim emeklerini ve çalışmalarını zayi etmesin. 

Biz bu çalışmaları yaparken haberini aldığımız Paris saldırısı sonrası yine gözler DAİŞ ya da IŞID denen terör örgütüne çevrildi. Farklı basın kuruluşlarından arayan dostlar hemen hemen hep aynı soruyu soruyordu: IŞID Neden Fransa’yı seçti? Bu saldırıların arkası gelecek mi? 

İsterseniz önce ne olduğundan kısaca bahsedeyim. DAİŞ el Kaide tabanlı bir örgüttür ve Selefi Devrimci Radikalizm networküne bağlıdır.  Bunun anlamı şudur; bu örgüt ideolojik olarak el Kaideden beslenmektedir. Ve itikadi olarak da Vehhabi/Hanbeli/Selefi inançlarına dayanmaktadır. Siyasal olarak da Sünni coğrafyada örgütlenmektedir.  Bununla birlikte Suriye’de yaşanan iç savaş bu örgütün taktik ve stratejik olarak kendine has bir takım yeni hedefler kazanmasına yol açmıştır. Bu hedef de bilindiği gibi liderleri Ebu Bekir el Bağdadi başkanlığında ki hilafet devletidir.  

DAiŞ/IŞID el Kaide tabanlı diğer örgütlerlerden farklı olarak ilk defa bir toprak parçasında kendi devletini kurmuş ve bu devleti savunmayı ve genişletmeyi hedeflemiştir. Bu stratejiden dolayı da DAİŞ/IŞID’in el Kaide gibi doğrudan Batılı devletlerdeki sivil hedeflere saldırmayı pek tercih etmemiştir. Aksine Batıdan birçok yabancı savaşçı Suriye’ye DAiŞ/IŞID’in elindeki alanları savunmak için gelmektedirİşte bu saldırısı DAiŞ/IŞID’in bu stratejisinden vaz geçtiğinin ilk kanıtıdır. Hemen evet ama DAiŞ/IŞID daha önce de Suriye dışındaki hedeflere de saldırmıştı diyebilirsiniz.  

Evet, DAiŞ/IŞID Kuveyt, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye’de saldırılar yaptı ama batılı hedeflere değil. Fransa’daki Charlie Hebdo saldırısını da Yemen el Kaidesi’ne bağlı hücreler yapmıştı. Dolaysısıyla DAiŞ/IŞID’in aslında bu Suriye dışında Batılı hedeflere yönelik ilk büyük saldırısıdır. Bunun birçok anlamı var. Birincisi DAiŞ/IŞID’in Suriye’de Rusya’nın müdahalesiyle sıkıştığı anlamına gelebilir. İkincisi savaşı artık yaymak ve büyütmek istediği de düşünülebilir. Üçüncüsü uzun zamandır kendisine karşı bir haçlı ittifakından bahsederek Suriye’deki diğer muhalif grupların desteğini almak istiyordur. Bu desteği kazanmak için böyle bir yola başvurmuş olabilir. Görüldüğü gibi bu yeni durumun yol açacağı bir çok farklı yeni imkânla karşı karşıyayız.  

Şimdi birçoğumuzun merak ettiği sorunun cevabını gelelim. Neden Fransa? Bilindiği gibi Fransa Ortadoğu’da sömürgeci geçmişi en karanlık olan Avrupa devletlerinin başında geliyor. Fransa’nın müstemlekeci kolonyal geçmişi hala zihinlerimizdedirDAiŞ/IŞID Fransa’ya saldırarak bu sömürgeci geçmişi Müslüman zihinlerde yeniden tazeleyerek kendisine meşruiyet kazandırmak istemiş olabilir. İkincisi de gayrı resmi rakamlara göre 7-8 milyonluk bir Müslüman nüfusa sahip olmasıdır. Özellikle Magripli göçmenlerin Fransa’da varoşlardaki perişan yaşamı Fransa açısından ciddi bir kambur oluşturuyor. Ayrıca Fransa’daki Müslüman nüfus son otuz yıldır, topluma uyum konusunda ciddi problemler yaşıyor.DAiŞ/IŞID bu saldırı sonrası muhtemelen uygulamaya konulacak aşırı güvenlikçi tepkilerle örgüte yeni eleman sağlayabilir. Ve üçüncü olarak da, Fransa’daki göçmenler arasında oldukça yaygın olan Selefi din eğitiminin DAiŞ/IŞID için oldukça elverişli bir zemin hazırlamış olması sayılmalıdır. Selefi örgütlerin daha da radikalleştirdiği gençlerin daha çok Cezayir, Tunus ve Fas kökenli olması da bizim bu tezimizi doğrulamaktadır. En son olarak da elbette Fransa devletinin güvenlik açıklarının bu örgüt tarafından keşfedilmiş olması bu eylemin gerçekleştirilmesine zemin hazırlamıştır. 

Bu saldırıların arkası gelecek mi? DAiŞ/IŞID aslında bir süredir yayınlandığı video ve medya materyallerinde Batıya yönelik ciddi tehditler de bulunmaktaydı. Haçlılar diyerek Batılı devletleri ve Batıyla ittifak yapan Müslümanları açıkça tehdit etmekteydi. Bu nedenle bu türden bir saldırı beklenmekteydi. Bu açıdan bakıldığında DAiŞ/IŞID için henüz bu kapının yeni aralandığını söylemeliyim. Yani hava da ağır bir kan kokusu var. DAiŞ/IŞID’in Suriye’de alanı daraldıkça dışarda saldırılarının artarak devam edeceğini söyleyebiliriz. 

Ayrıca DAiŞ/IŞID G20 öncesi büyük bir çaplı saldırı gerçekleştirerek tüm G20 devletlerine de gözdağı vermiş oldu. Üzerime geldiğinizde sizde aynı karşılığı alacaksınız diyerek aslında bir tehdit mesajı yayınlamış oldu. Bu olay karşısında Türkiye muhtemelen DAiŞ/IŞID konusunda daha somut adımlar atmaya zorlanabilir. Paris saldırısı sonrası Batı kamuoyunda Türkiye’yi suçlayan yazıların artmaya başlaması bu senaryoyu güçlendirmektedir. Bunu fırsata çevirmek de aslında Türkiye’nin elindedir. Türkiye eğer doğru ve iyi anlatabilir iseDAiŞ/IŞID’e karşılık Batı ve ABD’yi PYD/PKK konusunda da geri adım atmaya ikna edebilir. Yani Batılıların ve ABD’nin Türkiye’yi PKK/PYD konusunda tehdit sırlamasındaki önceliğini DAiŞ/IŞID’e vermesi konusundaki ısrarına karşılık onlardan DAiŞ/IŞID’e karşılık PKK/PYD’yi terör listesine almalarını isteyebilir. Umarız bu saldırı Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde geri adıma atmasına yol açmaz. 

Türkiye’nin bu saldırı ile birlikte hazırlıklı olması gereken diğer bir konuda Batı kamuoyunda bu saldırının açacağı İslamofobi dalgasıdır. Türkiye’ye bu yeni İslamofobi dalgasına karşı güçlü ve etkin bir kamu diplomasisi hazırlamalıdır. Fransa radikal İmamları sınır dışı edeceğini açıkladı. Diyanet İşleri Başkanlığı radikalizme karşı Fransa’yı Anadolu Sünniliğini temsil eden bir din hizmetine ikna edebilir. Elbette bu öncelikle kendi seçtiği din görevlilerinin Batıda yüksek temsil kabiliyetine sahip olup olmamasına bağlıdır. Görülüyor ki bu saldırıların arkası gelecek ve Batıda yaşayan Müslümanların durumu her geçen gün daha da ağırlaşacaktır. Türkiye bu zor süreçte hem Batı’da yaşayan Müslümanların hem de Ortadoğu’da yaşayan Müslümanların tek umududur. Bu umudun heba edilmemesi için Türkiye’nin kendi geleneğinden gelen şiddet dışı, kuşatıcı ve kapsayıcı Anadolu Sünni geleneği ve Yesevi Ruhu yeniden ihya etmesi gerekecektir. Dini merkantilizmleelden ele dolaşan bir din eğitimi ve din hizmetleri yürüterek bu hedefe ulaşılamayacağı da ortadadır.

3 Yorum var.

Sevgili Hocam; yazınız fevkalâde güzel ve isabetli. Yalnız 2 noktayı hatırlatmak istiyorum. 1. "Sünni Gelenek" söylemi, İslam dünyasının kırılma noktası olan "Sünni-Şii" eksenindeki ayrımı kapatabilir mi? Şii dünyayı dışarıda bırakan bir söylem değil mi? Elbette zor bir şey ama tarihin akışını (tabiri caizse) tersine çevirmek için yeterli bir söylem mi? 2.Batı ve uygulamaları olmasaydı bu terör ve terör grupları olur muydu? Bu noktanın da vurgulanması gerekir. Kısmen dile getirmiş bulunuyorsunuz. Ancak hem Batının, hem de Müslümanların bu gerçeğe muttali olabilecek güçlü bir söylem geliştirmeleri, belirttiğiniz gibi hem Diyanetin, hem devletin, hem STK'ların vazgeçilmez görevidir. Bilvesile arz-ı hürmet ederim

Kıymetli Hilmi Demir, Havada Kan Kokusu Var: Fransa’da Ne Oldu? Başlıklı yazınızı ilgi ile ve dikkatle okudum. İzin verirseniz bir iki hatırlatma yapmak istiyorum: "DAİŞ el Kaide tabanlı bir örgüttür ve Selefi Devrimci Radikalizm networküne bağlıdır. Bunun anlamı şudur; bu örgüt ideolojik olarak el Kaideden beslenmektedir. Ve itikadi olarak da Vehhabi/Hanbeli/Selefi inançlarına dayanmaktadır. Siyasal olarak da Sünni coğrafyada örgütlenmektedir" tespitini yaptıksan sonra " Bu terör örgütü karşısında Türkiye'ye büyük sorumluluk düştüğünü, Batı'da ve Ortadoğu'da yaşayan Müslümanların tek umudunun Türkiye olduğunu haklı olarak belirterek çözüm önerisi olarak da: "Türkiye’nin kendi geleneğinden gelen şiddet dışı, kuşatıcı ve kapsayıcı Anadolu Sünni geleneği ve Yesevi Ruhu yeniden ihya etmesi gerekecektir." demektesiniz. Din, özellikle de İslam dini denildiğinde akla gelmesi gereken gerçek, bu dinin son ilahi din olduğudur. Bu dinin tüm ilkeleri evrensel, yani zaman üstüdür. Vakti zamanında bazı insanlar içinde yaşadıkları sorunlara çözüm aramışlar ve Kuran'dan anladıklarını da çözüm şekli olarak ortaya koymuşlardır. Zaman içinde bu yorum ekollerine siyasal iktidarlar tarafından 'mezhep' adı verilmiş, rejimle sürtüşmeye girmekten uzak gördükleri 4 tanesine 'hak mezhep' etiketi takılarak geri kalanlar batıl ilan edilmişlerdir. Giderek bu yorumlar ve insan görüşleri o bölgede yaşayan insanların yerel kültürlerini ve örflerini de içine alarak kemikleşmişlerdir. 8, 9 ve 10. asırlardaki toplumların dinsel, siyasal, sosyal ve toplumsal gibi değişik sorunlarına çözüm üreten yorumlar hayırlı ve yararlı da olmuşlar, özellikle İmamı Azam'ın Kuran'a yaklaşımı ve akılcı yorumları, Müslüman toplumların bilimin hemen hemen tüm alanlarında insanlık yararına muazzam hamle yapmalarını ve çığır açmalarını sağlamıştır. Ne var ki sonraki zamanlarda Müslüman bilginler var olan kültürel kabulleri tekrarlamak dışında dişe dokunur bir yorum geliştirememişlerdir. İlk kez Emevi hükümdarı Muaviye tarafından kullanılan 'Ehli sünnet' kavramı, Abbasiler tarafından hak mezhep olarak ilan edilen mezhepleri şemsiyesi altına almış ve bu mezheplerin ortak çatışı ve genel adı olmuştur. Yazınızda sizin de belirttiğiniz DAİŞ, Hanbeli itikadına dayanmaktadır. Hanbeli mezhebi de ehli sünnet inancının ve kabulünün 4 hak mezhebinden biri olduğuna göre DAİŞ bir ehli sünnet örgütüdür. Önerdiğiniz çözüm de "kuşatıcı ve kapsayıcı Anadolu Sünni geleneği ve Yesevi Ruhu"dur. Yani ehli sünnet kaynaklı bir yararı yine ehli sünnet merhemi ile tedavi etmeyi önermektesiniz, yanlış anlamadıysam. Peki Kuran nerede? Madem ki karşımızdaki sorun dinin yanlış anlaşılmasından neşet etmektedir, şu halde çözümü de Kuran'a aramak gerekmez mi? Sayın Demir, sizin gibi bilim insanının önereceği çözüm tek adresi Kuran olmalı değil miydi? Ehli sünnet olsun, dört mezhep olsun, bunlar netice olarak insan görüşleridir ve kültürel değerlerdir. Kuran'da ne mezhep var, ne ehli sünnet var, ne de şia var bildiğiniz gibi. Ali İmran/103: "Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın!" Ali İkran/105: “Kendisine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük azap vardır.” Hucurat/11: "İnandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Kim de tevbe etmezse işte onlar zâlimlerdir.” buyuruyor." Enfâl/ 46: “Allah’a ve Allah'ın ayetlerini tebliğ eden Resul’üne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin! Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Bakara/209: "Size açık açık deliller geldikten sonra doğruluktan saparsanız, bilin ki Allah Aziz’dir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Sevgi ve selamlarımla. 23.11.2015

Sn. Prof. Hilmi Demir, Yazınızdaki görüşlere ve iddialara ilişkin yorumlarda tarafınıza sorulan sorulara bugüne kadar cevap vermediğinizi görüyorum. Özellikle yazar Cumali Yürekli tarafından dile getirilen eleştirilerdeki "İslâmla irtibatlandırılmaya çalışılan şiddet olayları ve terör örgütleri hakkında sağlıklı tespitte bulunmak ve kalıcı, isabetli çözümler üretmek için en bilimsel ve en sağlam delil olan Kur'ân dan neden yararlanılmıyor" sorusunun, bir ilâhiyatçı uzman olarak niye ciddiye almıyorsunuz? Cumali Yüreklinin yorumlarının isabetli olduğunu düşünüyorum.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.11.2015 - 13:33 -2,393-
Bu sayfayı paylaşın :