+A A -A

Hayatımızdaki Standartlar ya da Standartsızlıklar

-A A +A

İdris DOĞAN
idris-dogan@hotmail.com

Son yıllarda büyük bir değişikliğe uğrasa da bizim inancımızda ve kültürümüzde asıl zenginlik, mal mülk zenginliği değil; kalp zenginliği, gönül zenginliğidir.

Her ne kadar öyle görülse de malının çokluğu, insanın iyiliğine, üstünlüğüne delil değildir. Sevgili Peygamberimiz; "Müslüman olup da kendisine yetecek kadar malı olan ve Allah'ın verdiklerine kanaat eden felah bulmuştur" (Müslim) buyurur. Yani, bu dünyada insanın kendisine yetecek kadar mal, mülk, eşya...

Duyuyor ve görüyoruz şikâyetleri: "Efendim bu devirde para hükümsüz, yüz binler, milyonlar adeta hiç; katların, yatların, dairelerin, arsaların da bir kıymeti yok; yetmiyor, yetmiyor." Evet, insan ihtiyaç felsefesini İslâm'a göre değil de kendi sınırsız beklentileri ile sonsuz çıkarlarına göre belirlemeye kalkarsa, hiç bir şey doyuramaz kendisini, hiç bir şey; sadece bir avuç toprağa kalmıştır gözü

Allah'ın ve Resûlü'nün istediği bir hayat, insanın şerefini, izzetini ve haysiyetini zedelemeyecek kadar bir kazanç ile sürdürülen tertemiz bir hayattır. Onun dışındakiler ise, ihtiyaçsızlığın ihtiyaç haline dönüştürüldüğü süfli bir hayattır.

Kendi hırsına, ihtirasına, yakın veya uzak çevresinin ayartmalarına kulak asarak, aldanma ateşinin içinde kıvranarak ihtiyaç felsefeleri belirleyenlerin, ahlaki bir hayatı sürdürebilmeleri ve ona ulaşabilmeleri mümkün olmayınca yaşadıkları hayal kırıklıklarıyla hayatlarını zehir edip zindana çevirenlerin örnekleriyle dolu dünümüz ve günümüz.

İnsanın kendi keyfine göre uydurduğu bir geçim standardı, kendisine göre planladığı binitler, konutlar; eşya edinme, yeme içme alışkanlığı; giyim kuşam anlayışı Allah'ın istediği meşru bir çalışmayla, kazanç yoluyla nasıl elde edilebilir?

"Ne yapıp edip şu kadar parayı kazanayım." diye bir ömür boyu debelenip çırpınırken haramları helâl sayamaya başlarsa insanoğlu, hem bu dünyasını hem de öbür dünyasını berbat etmiş demektir.

Hepimiz için aile geçindirme, ev kurma, çocukları yetiştirme standardı; nişan, sünnet, düğün; yeme içme, giyip kuşam ölçüleri belirleme konusunda asıl örnek, elbette Hz. Peygamberin kendisidir. O ne demişse, nasıl yaşamışsa, ne kadarıyla yetinmişse, ne kadarına izin vermişse böyle bir hayat işte... Zor mudur? Dünya ve âhireti güzelleştirmenin yoludur budur, ıskalamamak gerek.

Iskalamamanın yolu, takva sahibi olmakla başlar. Edebiyatını yapıp eyleme geçirilmeyen bir iman ve ahlak anlayışıyla tüketilen ömürler, kahredici kayıplar listesinin başında alırlar yerlerini.

Takva sahibi olmanın prensiplerini Yüce Rabb’imiz bizzat belirlemiştir: “Takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da (kendi egoları için değil) Allah için harcarlar; öfkelendiklerini yutarlar ve insanları affederler. Onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine haksızlık yapıp zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.”

İşte bu vasıflar, yukarıda yazmaya çalıştığım hırsları, ihtirasları ve bencil duyguları karşısında hürriyetine kavuşmuş üstün ruhların faziletleridir.        

Sözün özü, Müslüman'ın mala mülke, paraya pula, makama mevkiye, kasaya keseye karşı bir tamah içinde olamaz; onun için tek yol vardır gayret ve tevekkül. Bilirsiniz, tamah ile elde edilen malın hiçbir hayrı da yoktur, bereketi de.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.11.2017 - 12:23 -364-
Bu sayfayı paylaşın :