Hay’dan Gelen Hû’ya Gider

-A A +A

Van’da, eski Tuşba harabeleri kenarında gezinirken, Beylerbeyi Mehmet Emin Paşa’nın çevresini otlar bürümüş türbesi kenarından, elinden tuttuğu çocuğuyla bir yerlere giden o anneyi görmüş ve deklanşöre basmıştım. Otlar, dizlerine kadar ulaşıyor, anne ve çocuk gerçek bir sevgiyle yürüyorlardı. Türbeyi ve meşhur Hüsrev Paşa Camii’ni geride bırakmışlardı ya, ben onlara doğru yürütmek istedim böyle. Önlerine uçsuz bucaksız bir yeşil vadi koydum. Bin bir çiçekle dolu. Karşıda güneş vurmuş güzelim tepeler, beri yanda Selçukludan kalma kitabeli kabir taşları olsun istedim. Anne ve çocuk her saniye yeni resimler çizen bulutlu gökyüzü altında hiç bitmeyen sevgi ve ümide, en yeşil cennetlere yürüsünler dedim. Bütün acılardan uzak ve bütün sevinçlere lâyık olarak...

0000-copy.jpg

Media Folder: 

İşte diye düşündüm; hayat ve ölüm böylesine iç içe geçmiştir şu yeryüzünde. Toprağa yatanın göğsü üstünde çiğdem-çiçek boy atacak. Hay’dan gelen, Hû’ya gidecek. Mezarının taşı dahi kalmamış olanlar dirilip ayağa kalkacak, dönüp yüze gülecek. Her şey yeniden ve binlerce kez doğacak. Anne, bir yumağı sarar gibi saracak umutlarını. Çocuk, bulutlardan atlar yapıp binecek üstüne. Kanat takıp süzülecek kuşlarca. Hülyalar ve rüyalar bitip tükenmeyecek.

Geride bir iz kalacak bizden, bir iz… Bastığımız kumlarda, yürüdüğümüz çimenler üstünde ve dahi dağlar üzerinde. Biz göğün ak kanatlı kuşlarıyız ki, yürüyünce bulutlar ardımızca gelir. Rüzgâr sesimizce eser ve alır götürür bütün tasaları.

Yarın güneş daha aydınlık doğacak kardeşlerim...Hay’dan Gelen Hû’ya Gider

Van’da, eski Tuşba harabeleri kenarında gezinirken, Beylerbeyi Mehmet Emin Paşa’nın çevresini otlar bürümüş türbesi kenarından, elinden tuttuğu çocuğuyla bir yerlere giden o anneyi görmüş ve deklanşöre basmıştım. Otlar, dizlerine kadar ulaşıyor, anne ve çocuk gerçek bir sevgiyle yürüyorlardı. Türbeyi ve meşhur Hüsrev Paşa Camii’ni geride bırakmışlardı ya, ben onlara doğru yürütmek istedim böyle. Önlerine uçsuz bucaksız bir yeşil vadi koydum. Bin bir çiçekle dolu. Karşıda güneş vurmuş güzelim tepeler, beri yanda Selçukludan kalma kitabeli kabir taşları olsun istedim. Anne ve çocuk her saniye yeni resimler çizen bulutlu gökyüzü altında hiç bitmeyen sevgi ve ümide, en yeşil cennetlere yürüsünler dedim. Bütün acılardan uzak ve bütün sevinçlere lâyık olarak...

İşte diye düşündüm; hayat ve ölüm böylesine iç içe geçmiştir şu yeryüzünde. Toprağa yatanın göğsü üstünde çiğdem-çiçek boy atacak. Hay’dan gelen, Hû’ya gidecek. Mezarının taşı dahi kalmamış olanlar dirilip ayağa kalkacak, dönüp yüze gülecek. Her şey yeniden ve binlerce kez doğacak. Anne, bir yumağı sarar gibi saracak umutlarını. Çocuk, bulutlardan atlar yapıp binecek üstüne. Kanat takıp süzülecek kuşlarca. Hülyalar ve rüyalar bitip tükenmeyecek.

Geride bir iz kalacak bizden, bir iz… Bastığımız kumlarda, yürüdüğümüz çimenler üstünde ve dahi dağlar üzerinde. Biz göğün ak kanatlı kuşlarıyız ki, yürüyünce bulutlar ardımızca gelir. Rüzgâr sesimizce eser ve alır götürür bütün tasaları.

Yarın güneş daha aydınlık doğacak kardeşlerim...

Kategori: 

1 Comment

Son cümle/paragrafın beynimde

Son cümle/paragrafın beynimde çaktığı iki şimşek!... 1-"La teknatu..." 2-"Umut fakirin ekmeği!.."

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 11.05.2017 - 06:56 -431-
Bu sayfayı paylaşın :