“İç Güveyinden Hallice..”

-A A +A

 

Dereli  Ismayıl Amca, karısı Şevkiye Yenge’nin üzerine daha genç bir kadınla evlenince; Şevkiye yenge bunu onuruna yediremeyip,her zamanki evlerinin biraz uzağındaki damı temizleyerek oturulacak hale getirdi ve kızı Gülcan Abla ile oraya yerleşti. Oturulacak hale getirdiği dam, hayvan damı idi. Ondan önce orada inekler ve öküzler yatıyordu.

Şevkiye yenge, ömür boyu Ismayıl Amca’yı affetmedi. Sık sık tarlada, ekinde, bahçede karşı karşıya gelmeleri mümkündü. Çünkü ikisinin de şimdi oturduğu evlerin arası ün’lesek duyulacak kadar yakındı. Şevkiye yenge resmen boşanmadığı, ancak hiç karşılaşmak istemediği kocası ile tesadüfen karşılaşsa; “boynu altında kalasıca..” diye ilenirdi O’nun yüzüne karşı.. Kızı Gülcan Abla’ya gözü gibi baktı Şevkiye yenge..

Gülcan Abla benden epey büyüktü. Benden büyüklerin biz, l.sınıfta iken, kaçıncı sınıf olduğunu bilirdik. Yalnız, üvey kardeşi Abdullah bizim sınıfta idi. Ama O’nu okulda hiç görmemişim. Demek, benden çok büyük. Ben O’nun okuduğunu bile bilmiyorum.

Gülcan Abla 16-17 yaşına geldiğinde; Şevkiye yengenin O’nu iç güveyi olmaya hazır bir gençle baş-göz etmek istediğini duyardık. O sıralarda, Elmalı’dan bizim oraya bir kolu çolak, (biz kolak derdik) bir genç geldi. O da bizden daha büyük. Hem Gülcan Abladan da büyük. Adı Mehmet ‘ti. Kolak Mehmet Abi derdik biz O’na. Çalışkan bir adamdı. O yıllarda bizim köyün ve civar köylerin büyük bir kısmı makilik ile kaplı idi. İnsanlar makilikten tarla açar, bunun için makileri keser, köklerini kazma ile yerden çıkarırdı. Kolak Mehmet Abi de, maki köklemenin baş ustası idi. Maki köklerini dağ gibi yığar, önce tahra ile kestiği maki dallarını yığın yığın yakardı. Bir kolu kolak olmasına rağmen bu durum  çalışmasına engel değildi. Sadece kolu tam düz durmazdı. Mesela, askerin esas duruşunda durduğu gibi bacaklarına yapıştırarak durmazdı sağ kolu. Havada dururdu biraz. Ama Mehmet abi bunu bir özür ve sakatlık gibi bile görmezdi.

Kim, bir makilikden tarla açacaksa, Kolak Mehmet Abi’yi bulur, O’na iş verirdi. Kolak Mehmet Abi bizim oralardan böylelikle çok para kazandı. Aynı zamanda hiç kimsenin namusunda gözü olmadığı için herkesin sevgisini kazanmıştı. Onun için herkes Mehmet abiyi severdi.

Şevkiye yenge’nin kulağına, Kolak Mehmet’in iyi bir iç güvey olacağını fısıldamışlar. Şevkiye yenge düşünmüş: Ben şimdi. "bu kızı, aşrı aşrı bir memlekete versem, hasretinden duramam. O zaman evde tek başıma kalırım. Zaten Dereli Ismayıl’ la da aram iyi değil. Bana kim bakacak? Kızım yanımda olur. Kocasını da yanıma alırım. Bir göz evime, bir duvar dayar, bir oda daha yaparım. Birinde onlar yatar, diğerinde ben. Damat benden, ben damattan istifade ederim. Hiç bir şeyi yok ama, benim tarladan kaldırdıklarımız üçümüze de yeter" demiş.

Kolak Mehmet abi ile Gülcan Abla’nın düğünleri bir kış günü oldu, Şevkiye yenge’nin ahırdan bozma damında. Davulcular ve zurnacılar geldi. Erkekler kendi aralarında, kadınlar kendi aralarında eğlendi. Biz, büyüklerin davulun önünde nasıl oynadıklarına bakıyoruz. Bir ara “haydi çocuklar !. Siz de oynayın” deyip, bizi halkanın ortasına ittiler. Ben amcamın oğlu Mehmet ile oynadım. Ama biz, davulun ritmine uymayı bilmiyoruz. El çırpıp, ayak sektirip oynamaya çalışıyoruz. Davulcu akıllı bir adamdı. Baktı, biz  davulun ritmine uyamıyoruz. O bizim oyunumuza davulun ritmini uydurdu.

Çolak Mehmet, bir gariban olarak geldiği bizim köyden evlenmiş, evi ve eşi olmuştu. Memlekette kalsa belki bir nasibi çıkar gene evlenirdi. Ama böyle bir zenginliği bulamazdı. Şevkiye yenge’nin tarlaları vardı. Ekin ve tütün ekilir, yazlık tarlaya da mısır ekilirdi. Kolak Mehmet gibi çalışkan bir adama tarla mı dayanırdı... Tarlanın her yerini adımlar, ne yapılacaksa yapardı.

Bir gün Kolak Mehmet, nehrin kenarındaki mısır tarlasından köye gitmek için çıktı. Yol kenarında iş yapan, çalışan, ekin biçen adamlar vardı. En başta Dursun Çavuş vardı. Çocukları ile çalışmış çalışmış, yorulmuş, bir taşın üstüne oturmuş terini siliyordu. Kolak Mehmet, Dursun Çavuş’a selam verdi. Sonra “nasılsın Dursun Amca” dedi. ”Dursun Çavuş, boş bulundu: ”Nasıl olacağım be oğlum! İç güveyisinden halliceyim” dedi. Ama hemen hatasını anladı. Biraz kızardı. Gülerek işi şakaya vurmaya çalıştı. Kolak Mehmet, üzülmedi. Ama gene de; “Dursun amca, biz o kadar kötü müyüz yani” dedi. Gülüşerek ayrıldılar. Kolak Mehmet yolda düşündü. İç güvey niye denmiş kendisine: Karısının evine girdiği için.

Peki karısının evinde durmasa ne yapabilirdi? Hiç bir şey. Ayrı bir ev kuramazdı. Hem o zaman kayın atası Şevkiyle yenge’ye bakan olmazdı. Güve, evdeki halıyı, kilimi içten yiyor, iç güvey de evi içten mi yiyordu? Hizmetler ve mükafatlar karşılıklı idi. Onların üçünün de birbirlerine faydaları olmuştu.

Şevkiye yenge erkek gibi bir kadındı. Kümesteki tavuklarına tilki dadanmıştı. Tilkiler, her gün bir-iki tavuk alıp götürüyordu. Bir gün tilkiden daha kurnaz Şevkiye yenge, kümesin arkasına sinlendi.. Her zamanki gibi gene tavuk almaya gelen tilkiyi vurdu.  Ölen tilkiyi boynundan, uzun bir direğe astı, diğer tilkilere ibret olsun diye..

Onlar birbirlerine kenetlenerek, yaşadılar. Onurlu bir hayat sürdüler. Kimsesiz Kolak Mehmet, bir hayat ustasının yanında hayatı öğrendi. Kimseye muhtaç olmadan yaşayıp gittiler…

Kategori: 

1 Comment

O kadar guzel bir hikaye ki

O kadar guzel bir hikaye ki bitmesinden korkarak okudum.tadı damağimda kaldı.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.03.2017 - 12:39 -563-
Bu sayfayı paylaşın :