İlimlerin Hiyerarşisi

-A A +A

                İSLAM vazedilmiş saf bir TEVHİDİ akide temelinde iman ahlak amel ve AKSİYON üzerine inşa edilmiş SADE ve SAMİMİ bir hayat tarzı idi.

                MÜSLÜMANLAR önce yirmi üç yıl süren bir VAHİY ve RİSALET örnekliği ve öncülüğünde bir “asrı saadet” yaşadılar. NEBİ ve RESÜL sav. Bedevi bir kavimler topluluğundan MEDENİ bir İslam toplumu meydana getirmiş idi. Hayat tarzları çok sade ve samimi idi ancak çok cevval çok dinamik çok canlı bir hayat yaşıyorlardı.

Tek ölçüleri vardı Resülullahın öncülüğünde ALLAH için alıyorlar ALLAH için veriyorlar ALLAH için paylaşıyorlar ALLAH için yardımlaşıyorlar ve ALLAH için mücadele ediyorlardı. DÜNYEVİ hiçbir beklentileri yoktu AHLAK ve TAKVA ile hayatlarını süslüyorlar NEFİSLERİNE gem vurabiliyorlar ve hayatlarını hayatlarının GAYESİ uğruna CİHAD ile seve seve canlarını feda edebiliyorlardı.

İlimleri VAHİY Öncüleri RESULULLAH görgüleri de kabile GELENEKLERİ idi.

                Saniyen “emiril mü minin” dönemini yaşadılar. ENSAR ve MUHACİRİN aralarından bir EMİR seçtiler ve seçtikleri emire biat ettiler ta ki ALLAH yolunda hizmet verdiği müddetçe. Seçim seçimi kovaladı ve dört EMİR ile “cihari yâri güzin” dönemi üç ŞEHİT ile otuz yılda sona ermişti.

                Salisen kureyşin Emevvi SALTANAT dönemi başlamış ve reaksiyon olarak da “ehli Beyt” taraftarları arasında çok çetin çok çileli çok ibret amiz bir mücadele ve muhalefet dönemi yaşanmıştı.

                VAHİY ve RİSALET dönemi biteli henüz çeyrek asır olmuştu ki İSLAM diyarı Hicaz dan Horasana Şamdan Mısır ve İskenderiye dayanmış  üç büyük kadim kültür ve medeniyetlerin halkları kültürleri ve kurumları ile karşı karşıya gelmişlerdi. Doğuda PERS medeniyetinin akdenizde MISIR medeniyetinin batıda BİZANS medeniyeti nin kuvvetlerini yenmişler kuvvet merkezlerini de dağıtmışlardı.

                ŞİMDİ sıra yeni şehirler yeni ordular yeni yönetimler kurmanın yanında bu üç büyük kültür ve medeniyetin tüm KLASİK yazılı metinleri “Beytül HİKME mektebi” aracılığı ile TERCÜME edilerek bu medeniyetlerin düşüncelerinin anlaşılması ve özümsenmesi gerekiyor idi.

 Ancak birkaç problem var idi.

 Birincisi İKTİDARLAR seçim usulünü terk etmişler ve kavmiyetçi bir SALTANAT usulünü getirmişlerdi. İkincisi MAL ve SERVET hırsı ile ŞÖHRET hırsı siyasi elitleri güç zehirlemesine duçar etmişti. Üçüncü olarak da TERCÜME dönemine girilmiş ve kadim kültür ve medeniyetlerin inanç ve düşünce gelenekleri ile karşı karşıya kalınmış olması idi.

İşte böylesi bir dönemde yepyeni ŞEHİRLER kuruluyor CAMİLER külliyeler mektepler ve MEDRESELER açılıyor ve de İLİMLER tasnif ve tedvin edilmeye başlanıyordu.

İşte biz bu makalede İLİMLERİN nasıl tasnif ve tedvin edilerek nasıl bir hiyerarşik YAPI teşkil edildiğine dikkat çekmek istiyoruz.

Ortaçağın klasik eğitim ve öğretim usulü “skolastik bir geleneğe” dayanmakta idi.

 Müslümanlarda bu skolastik geleneği hemen hemen aynen tevarüs ederek MEDRESELERİNDE tedris etmeye başladılar. Skolastik gelenek geçmişin DİNİ ve İLMİ bilgilerini aynen tekrar ederek aktarmak ve ezberleterek öğretmek ve yeni kayıtlara HAŞİYE geleneği ile geçirmekten ibaretti.

İlk dönemlerde bu YÖNTEM ile çok başarılı BİLGİNLER yetiştiler ve İslam medeniyetini zirvenin doruk noktasına çıkartarak hakim bir MEDENİYET haline getirdiler. Avrupa orta çağ karanlık dünyasını yaşarken İslam bilginleri antik medeniyetlerin tüm bilgi ve teknoloji birikimlerini devşirerek damgalarını da vurarak geliştirmişlerdi. Tıpta astronomide kimyada matematik ve mantıki düşüncede ve alet ilimlerinde çok yüksek düzeylere ON İKİNCİ ASIR itibariyle doruk noktalara ulaşmışlardı.

Eskilerin tabiri ile “sepette pamuk kalmamış hocanın eşeği köprünün üzerinde ayağını dayamaya başlamıştı”.

Çünkü artık kendi kendini sadece TEKRAR eden yeni bilgi ve düşünceler üretemeyen yeni bir tedvin dönemi ve haşiye YAPILANMASI söz konusu idi. Bu yeni yapılanma ilimlerin tasnifi ile ilimleri hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutmakta idi.

Şimdi neden “İLİMLERİN hiyerarşisi” başlığını atarak bu kadar uzun bir girizgâh yapmış olduğumuz umarım anlaşılmış olacaktır.

Bir SORU ile asıl konumuza girmek isterim:

 İslam MEDENİYETİ neden 12. Asır itibariyle duraklama dönemine girmişti. İşte bu sorunun tamı tamına cevabı ilimlerin tasnifi ve tedvini ile hiyerarşik bir YÖNTEM ile sıralanması yapılarak ve de İTİBAR ve İLTİFATA tabi kılınması idi.

                İSLAM medeniyeti bu tarih itibariyle ilimleri hem tasnif ve tedvin etmiş ve hem de hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutarak yeni itibar ve iltifat alanları açmış olması idi.

                İLİMLERİ :

1.       Dini ilimler dünyevi ilimler mubah ilimler gibi

2.       Nazari ilimler pratik ilimler Poe tik ilimler gibi

3.       Nakli ilimler akli ilimler ve ameli ilimler gibi

4.       Makasıd ilimleri beşeri ilimler alet ilimleri gibi değişik KAVRAMLARLA ifade edilerek hem ilimler tasnif edilmiş ve hem de HİYERARŞİK bir yöntem ile itibari bir sıralamaya tabi tutulmuştur.

En başa ilimlerin doruk noktasına en üst düzeye en itibarlı bir tanımlama yapılarak iltifata tabi kılınan İLİM dalı olarak

a.       DİNİ ilimler dediğimiz makasıd ilimleri olan VAHY ve RİSALET bilgileri en başa oturtulmuş

b.       AKLİ ilimler dediğimiz BEŞERİ tüm soyut ve somut bilgileri ikinci plana düşürülmüş

c.       ALET ilimleri dediğimiz deney ve tecrübeye dayalı tüm FEN ilimleri de üçüncü palana itilmiş

d.       MUBAH ilimler dediğimiz tüm SANAT ve ESTETİK ilimleri de dördüncü plana indirgenmiş olması idi.

 Böyle bir sıralama ile ilimlerin tedvinini sadece DİNİ ilimlere tahsis edilmesini tahrik ederek telkin etmesi ve diğer İLİMLERDE iltifatın zayıflamasını da arkasından getirmekte idi.

Bu hiyerarşik sıralamada ne ulemanın ve ne de ümeranın her hangi bir kötü niyet ve kastı yok idi. Böyle bir sıralama tamı tamına orta çağın SKOLASTİK DİNİ bir geleneğinden ibaret idi. Bu gelenek BİZDE tam BEŞ asır devam ede geldi.

BATI

15 yüzyıl itibariyle kendi ürettiği ortaçağın bu skolastik DİNİ geleneğin ilimler tasnifinin hiyerarşik sıralama yöntemini adeta TERSİNE çevirerek bir RÖNESANS ve REFORM hareketleri başlatmış ve hemen ardından da daha köklü bir hamle yaparak AYDINLANMA çağı denilen deney ve tecrübeye dayalı POZİTİVİST devrimini başlatmış ve arkasından AKILCI rasyonalist çağı açarak yeni KEŞİF ve İCATLARLA dünyanın maddi ve insan kaynaklarının üzerinde  SÖMÜRÜ düzenlerini kurup KAYNAKLARIN transferini sağlayarak bilgide teknolojide ve de sermayede korkunç bir GÜÇ devşirmesini başarabilmiş olması idi.

Ancak BİZ

Zaman ilerledikçe şartlar değiştikçe ihtiyaçlar çeşitlendikçe HAK ile BATIL arasındaki MEDENİYETLER mücadelesi çetinleştikçe HAZIRI da tüketerek böyle bir İLİM sıralamasının İSLAM toplumlarının güç zenginlik ve hayat standartlarında bir DURAKSAMA bir gerileme olacağının da farkındalığı yaklaşık BEŞ asır sonra fark edilmiş ancak çok geç kalınmıştı ve bu nedenle hiçbir ISLAHAT hareketi de başarılı olamadı ve neticede İslam medeniyetinin kuvvet merkezi çöktüğünde çok daha çetin bir MUHASEBE yapma imkan ve de fırsatları da doğmuş oldu.

“İnsan ve toplumları İHTİYAÇLARI ve de ZARURETLERİ tayin eder” diye çok özlü sosyolojik bir dinamiğin ifade tarzı vardır ki

 BİZ İslam toplumları olarak hemen daima MEDENİYETİN bu dinamik GÜCÜNÜ farkında olmadan ikinci plana itmişiz ancak güç kaybı nedeni ile de ne ADALETİ ve ne de ÜMRANI ikame edebilmişizdir. Çünkü GÜC olmadan ne adalet ne hukuk ne kalkınma ve ne de ümran söz konusu olamamaktadır.

 Bu bir DENGE işidir kantarın topuzunu sürekli DİNİ zeminlerde gezdirmişiz

 Tıpkı BİZİM doğu ROMAYI aldığımızda papazların meleklerin erkekliğini ve dişiliğini tartıştıkları dönemlerde olduğu gibi. Bizde daima birinci sıralamayı DİNİ ve FİKHİ tartışmaları teksif etmişiz ve MEDENİYETİMİZİN güç dinamikleri olan bilgi teknoloji ve sermaye ayağı eksik kalmış ve ağır aksak bu günlere kadar gelebilmiş olmanın buruk acısını ve çetin ıstırabını halen ve de taptaze olarak da yaşamaktayız.

Bizler bu ilimlerin tasnifini ve hiyerarşik sıralamasını BATI DA olduğu gibi tamı tamına tersine çevirelim demek istemiyoruz. Bizim demek istediğimiz şey böyle bir hiyerarşik sıralamanın toplumun ilim erbabı kesimlerinde itibar ve iltifat kaynağı yapılması ve diğer ilimlerin adeta PAS geçilmesi ve sınıflar arası bir çatışmaya dönüşmesi idi.

Bir toplumun kalkınması gelişmesi bütün unsurların dinamik bir korelasyonu olduğu gibi bir medeniyetin çöküş ve yükselişi de tüm beşeri dinamiklerin aynı bütünlükte uyum içinde olduğu taktirde başarılı olacağı aşikardır.

ÇÜNKÜ: Ne fizik dünya sosyolojik dünyadan ayrıdır ve ne de metafizik dünya fizik dünyadan ayrıdır. İnsanı ve toplumu kuşatan bu üç devasa alanın birbirinin mütemmim cüzü olduğunun idraki içinde her üç alanda gerekli ve yeterli düzeyle uyum ve bütünlük içinde değer verilerek ÇABA sarf edilmesinin ve MÜCADELE verilmesinin sosyolojik bir yasa olduğunun inancı içinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Bu günlerde dahi “kuvvet merkezini” ÇÖKERTMİŞ ve medeniyet HÂKİMİYETİNİ kaybetmiş İSLAM toplulukları olarak kör bir iktidar kavgası ve dünyevi bir mücadele içinde olmak lığımız bu BEŞERİ ve MEDENİ oyunun farkındalığını henüz kavrayamadığımızın bir delilini de teşkil etmektedir diye ifade etmekten de kendimizi alıkoyamıyoruz.

Eğitim ve öğretim sistemimizin şura kurullarının müfredat programları yaptığı bir zamanda böylesi TARİHİ geçmişimizin kısa bir MEDENİYET analizinin hikayesini ve de İLİMLERİN tasnif tedvin ve hiyerarşik boyutunu tüm kamuoyuna deklare etmek istedik.

Vesselam

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.04.2017 - 12:43 -312-
Bu sayfayı paylaşın :