25.01.2019 11:50
267 okunma
Paylaş
Zulüm Gözü Kör Edince
Hafif günesin kendisini gösterdigi bir öglen vakti, bir masanin etrafina oturmusuz, önümüze gelen çaylarimizi yudumluyoruz. O sirada televizyonda bir haber, hepimizin dikkatini çekti: Kuzey Amerika’dan kopup gelen büyük göçmen konvoyu Meksika’nin Amerika sinirina ulasmis ve siniri geçmek için hücum ediyorlar var güçleriyle. Çullaniyorlar demir bariyerlere…
Prof. Dr. Cağfer Karadaş

–ATES BACAYI SARDI

UYUYAN DEV UYANDI

KÖR MEDENIYETIN KAPISINA DAYANDI–

Cagfer Karadas

Hafif günesin kendisini gösterdigi bir öglen vakti, bir masanin etrafina oturmusuz, önümüze gelen çaylarimizi yudumluyoruz. O sirada televizyonda bir haber, hepimizin dikkatini çekti: Kuzey Amerika’dan kopup gelen büyük göçmen konvoyu Meksika’nin Amerika sinirina ulasmis ve siniri geçmek için hücum ediyorlar var güçleriyle. Çullaniyorlar demir bariyerlere… Asmak için engelleri, her yolu deniyorlar… Amerikan güçleri de ellerindeki bütün modern silah, araç ve gereçleri kullanarak gözünü karartmis koca kitleyi durdurmaya çalisiyorlar. O sirada siniri henüz geçmis bir baba ve henüz yedi yasindaki kiz çocugunu Amerikan güçleri tutuklamislar. Çocuk günlerdir yasadigi açlik ve bitkinligin etkisiyle hayata gözlerini yummus. Amerika tarafindan yapilan açiklama, çocugun böbrek yetmezliginden öldügü. Gayr-i resmi açiklama ise çocugun asiri sivi kaybinin yol açtigi ani kalp durmasi sonucu öldügü. Çocuk mu öldü, insanlik mi? Varin siz düsünün! Düsünmeye ne gerek, her sey o kadar açik ki! Ama modern dünyanin umurunda mi? Bir çocuk ölmüs böbrek yetmezliginden ya da kalp durmasindan… Kime ne?! Nasil olsa yollar yürünmekle asinmaz… Tramp tramp tramp…

Biz ise sadece üzülebildik, basimiz önümüze egildi, gözlerimiz yaslandi, hislendik bir müddet… Elimiz erismedi, mendilimiz yetismedi, tutup kaldiramadik, bir yudum su veremedik, hayatta tutamadik... Içimizi sizlatti bir müddet, yüregi olanlari aglatti belki ve her zaman oldugu gibi ates düstügü yeri yakti…

 Mesele neydi? Nerede baslayip nerede bitiyordu? Bütün bu olanlar gerçek mi, yoksa koca bir yanilsama miydi? Bir medeniyet çocuklari yer miydi? Bu medeniyet neydi? Anlamak çok zor. Çünkü çok dalli budakli, derin mi derin, kaypak mi kaypak, bulanik mi bulanik… karmasik ve karanlik… kalabaliklar içinde yalnizlik… maddesi cazibe, manasi izbe… sehvet ve vahset ayni yerde…

Ben bunlari düsünürken bir tartisma baslamis, hararetlenmis ve epey koyulasmisti… Ancak bir yerinden yakalayabildim:

–Peki kardesim! Nedir bu insanlari yerlerinden yurtlarindan koparan, Amerika sinirina kadar getiren, binlerce kilometre yürüme zahmetine iten, günlerce aç ve açik kalmalarina neden olan? Nedir Allah askina, çocuklarini dahi kurban vermelerinin sebebi nedir?

–Efendim, su an modern zamanlarin kavimler göçüne sahit oluyoruz. Baksaniza dünyaya! Asyalilar, Afrikalilar, Kuzey Amerikalilar hâsili yokluk ve yoksunluk içinde olan herkesler ayaklanmislar… Dag, tas, irmak, deniz hiçbir engel onlari durduramiyor. Canlarinin yandigina bakmiyorlar, açlik ve açikliktan endise duymuyorlar, gözlerinin önünde gerçeklesen ölüm onlari korkutmuyor, günlerce gidilecek mesafeler onlari yildirmiyor… Ha bire yürüyorlar… Hedefleri belli ama varip varamayacaklari belirsiz…

–Nereye, birader nereye gidiyorlar?

–Yenidünya denilen, medeniyetin besigi diye adlandirilan yere gidiyorlar… Baska nereye gideceklerdi ki?!

–Iste ben bunu diyorum efendim. Bunlar medeniyete gidiyorlar. Geri kalmisliktan, sefaletten ve yokluktan kurtulmak, hayatlarinda ne varsa geride birakip, sadece bedenlerini alarak daha müreffeh bir hayata kavusmaya gidiyorlar… Gelismislige, teknolojiye, dünyayi daha genis ekrandan seyretmeye gidiyorlar… Genis ekranlarin neleri kapatip neleri gösterdigini bilmeden. Ekranin arkasini degil, önden gösterileni görmeye gidiyorlar…

–Dogru söyledin birader. Medeniyete gidiyorlar. Sirtlarina basilarak, ellerindeki alinarak, topraklari gasp edilerek, ürünlerine ve madenlerine el konularak zalimce kurulmus medeniyetten pay almaya gidiyorlar… Vermediler o zalim medeniyetin sahipleri bunlarin hakkini, bunlar da ihkak–i hak ile zorla ve zorlayarak almak için gasp edilmis haklarini… Evet, gasp edilmis mallarini ve haklarini almaya gidiyorlar…

–Arkadaslar, konuyu abartiyorsunuz… Bu bir kavimler göçüdür, dogru. Zaman zaman yasanir. Sulari bitenler sulak topraklara, kitliga maruz kalanlar bolluk ülkelerine, açlar doymaya, toklar daha fazla haz almaya, hazlara batanlar sefalete dogru akip giderler. Dünya böyle kurulmus ve böyle gidecek… Biz simdi iste böyle bir kavimler göçüne sahit oluyoruz. Siz zannediyor musunuz ki, bunlarin hepsi aç ve karin doyurmaya gidiyor? Belki çogunluk öyle görünebilir. Ama dikkatli incelediginizde birçogu refaha, mutluluga, haz ve hiza gidiyor. Karni aç olan bile doydugunda haz ve hiz derdine düsüyor.

–Hah, simdi dogru bir noktaya parmak bastiniz. Bu göç, hedefi zenginlik ve refah olan, içinde maneviyat ve insanca yasama barindirmayan bir göç oldugu kesin gibi. Bu göçün tetikleyicisi, insani sadece paradan, puldan, servetten, hazdan, hizdan ibaret sayan modern bati medeniyetidir. Bencilligi, bireysellik ve özgürlük sayan, haz ugruna ahlaki ortadan kaldiran, tüketim ugruna insani sehvetinin esiri kilan, milletleri birbirine kirdiran; kadini erkege ve erkegi kadina kiskirtan, çocuklari perme perisan birakan, bilimi tüketim çilginliginin araci haline getiren bati medeniyeti… Sonunda uyuyan devi uyandirdi. Nasil oldu bu? Insani dogalliktan yani insanliktan kopararak oldu. Aileden, akrabadan, dini ve kültürel aidiyetten kopuk bir yalnizligi ideal insan tipi sunarak oldu. Amerikalisi ve Avrupalisi bunlardan koparken ötekiler durur mu? Onlar da koptu efendim. Böylece Afrikalisi, Asyalisi ve Kuzey Amerikalisi, artik biz de sizin gibi insan olmak istiyoruz deyip, her seylerinden kopup yollara düstüler… Niye? Çünkü ideal insanin (!) yasadigi ülkelere ulasmak istiyorlardi.

–Çok teorik çerçeveden bakiyorsunuz efendim. Çok uzaklarda dolasiyorsunuz. Burnunuzun dibindeki Suriye, Irak, Filistin, Yemen, Libya’yi görmüyorsunuz. Bu insanlar düne kadar hiç de böyle bir yolculuk düsünmüyorlardi. Tamam, bunlar dünyanin en müreffeh toplumlari degildi. Zalim ve diktatörlerin baskisi altinda yasadiklari da bir gerçekti. Bütün bunlara ragmen topraklarindan kopmayi, ailelerini terk etmeyi, aidiyetlerinden siyrilmayi hiç düsünmüyorlardi. Ben gördüm, bu insanlar zalim Esed’in, Kaddafi’nin, Saddam’in zulmü altinda bir sekilde yasamanin yolunu bulmuslardi. O yasam kolay degildi ama bugünkünden daha insancaydi. Ne oldu da bu insanlar bu kopusu yasadilar? Cevap açik: En büyük parayi silah satislarindan vuran gaddarlar, kurduklari haz ve hiz medeniyetlerini bu insanlar üzerinden sürdürmek istediler. Böylece kabaran sehvetleri inmeyecek, midelerinin gazi dinmeyecek, maganda hizlari kesilmeyecekti. Akillarinca bir tasla iki kus vuracaklardi. Hem silah satacaklar hem de ayni silahla düsman bildiklerini yok edeceklerdi. Böylece hem Ortadogu’daki zalim dostlari rahat edecek hem de ekonomilerine oluk oluk para akacakti. Üstelik içlerindeki sokak serserilerini, cahil Müslüman gençleri ve kendilerince yaramaz gördüklerini de bu bölgelere kanalize ederek onlardan da kurtulmus olacaklardi. Deas gibi örgütlere Avrupa ve Amerika’dan katilimlarin neden bu kadar yüksek oldugunu hiç düsünmediniz mi? Bir sokak serserisinin veya gariban bir Müslüman gencin ülkeler asarak, güçlü istihbarat örgütlerini atlatarak Suriye’ye, Libya’ya veya Irak’a gelmeleri ne kadar mümkün? Efendim organize ederseniz iste böyle mümkün… Nitekim öyle oldu. Organize ettiler bu cahil, kandirilmis ve beyinleri uyusturulmus gençleri… Attilar onlari, senaryosunu kendilerinin yazdigi bir kiyametin ortasina… Kiyamet koptu. Herkes her seyden koptu. Herkes basi derdine düstü. Onlar bu kiyametin sadece Müslümanlarin basina kopacagini zannetmislerdi. Çünkü öyle senaryolastirmislardi. Ama evdeki hesap çarsiya uymadi. Yazdiklari kiyamet kendi baslarina da koptu. Eee… Tanri degil ya bunlar… Her yazdiklari ol deyince olsun… Kibirleri, gurura dönüstü, gururdan gözleri körlesti. Bu insanlarin bir organizasyon olmadan gelemeyecekleri düsüncesi en büyük yanilgilari oldu. Elleriyle hazirladiklari belanin asla kendilerine bulasmayacagini zannettiler. Niye? Çünkü onlar, bu tip yapilanmalari böyle organize etmislerdi. Bunlar sadece kendilerinin zeki ve medeni oldugunu düsünürler. Onlara göre geri kalmis toplumlarin geri zekâli insanlari kendileri gibi düsünemezdi. Asla organize olamazlar ve organize hareket edemezlerdi. Ancak bölük pörçük gelebilirlerdi. Onlarin da haklarindan gelmek kolaydi. Bir sekilde geleni gönderir, yola çikani engelleriz diye düsündüler. Ama olaylar düsündükleri gibi gelismedi. Gelenlerin sadece Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan gibi ülkelerden gelecegini zannettiler… Bunlarin ayaklarina çelme takariz, yüzlerine silah dogrulturuz, önlerine tel örgü çekeriz durdururuz diye plan yaptilar. Düsünmediler ki, bunlar Rusya üzerinden Baltik Denizini asarak gelebilirler… Öyle de oldu. Her yerden geldiler. Bildikleri ve bilmedikleri bütün yollari kullandilar… Akin akin Avrupa’nin kapisina dayandilar… Etekleri tutustu, Türkiye’yi yol ettiler. Aman biz ettik siz etmeyin. Para verelim, pul verelim yeter ki bunlari siz ülkenizde tutun. Hala parayla her seyi halledebileceklerini düsünüyorlardi… Zavallilar… Size bir yerde katiliyorum dostlar. Evet bunlar, uyuyan devi uyandirdilar… Eeee… zulüm ebediyen payidar olacak degildi ya!

–Dostlar bu korkunç bir dalga… Bu dalganin önünde durulmaz. Bu dalga herkesi vurur. Onun için suçlu aramak yerine buna akillica ve adilce bir çözüm bulmak lazim. Birilerini suçlayarak bu sorunun hallinin mümkün olabilecegini düsünmüyorum. Hepinizin dedigi dogru, ben de sizlere sonuna kadar katiliyorum. Ama bir çözüm bulunmasi lazim…

–Çözümü kim bulacak, sen, ben, öteki?… Elimizden ne gelir? Her yere kosmaya çalisan; oluk oluk akan kani, gözyasini dindirmeye ugrasan, açlara ekmek verme, susuzlara kuyu açma, issizlere is ögretme ve görmeyenlere göz olma derdinde olan bir Türkiye ve üç bes yardim kurulusu disinda ne var? Dünya çapinda koca sorunu çözmek mümkün mü? Bütün bu gayretler ancak bir nebze merhem olur. Öncelikle sorunu çikartan ve büyüktenlerin, sorunu görmesi lazim… Hazdan ve hizdan görebilirlerse tabi…

–Bu sorunu onlar mi çözecek Allah askina?! Paradan, duvardan, tel örgüden ve silahtan baska bir sey düsünmeyen Amerika kafasi mi? Akin akin gelen insanlara tel örgüler geren, çelme takan, göçmen kayiklarinin ve sandallarinin üzerine savas gemilerini süren Avrupa kafasi mi? Ticaretinden baska bir sey düsünmeyen Çin kafasi mi? Önüne gelen topragi isgalden baska bir sey bilmeyen Rus kafasi mi? Kim çözecek Allah’inizi severseniz!? Bunlar ki su anda dünyaya düzen kuran veya kurdugunu iddia eden güçler… Bunlarin kendilerinin düzelmeye ihtiyaci var, be birader!

–Öte yandan saha tribünlerinde seyirci rolü bile verilmeyen Müslümanlar mi? Bilelim ki biz bu oyunun ne antrenörüyüz ne de oyuncusu, ne yönetmeniyiz ne de aktörü… Bizler itlerin ve çakallarin önüne atilmis paryalariz. Iste önce bunu görmemiz ve bundan kurtulmamiz lazim… Bu zalim oyunu bozmak için bir yerinden müdahil olmamiz lazim… Ama ne oyuncu ne de yönetmen olarak… Çünkü bu oyuna dahil olmak, zulmün parçasi olmaktir. Ama görünen o ki, bu zulüm oyununun en büyük sahnesi Islam dünyasi ve sömürülmüs toplumlar… Bütün magdurlar bizden bir kurtulus isigi, bir merhamet eli, bir sefkat kalbi bekliyor… Koca bir zulüm ummaninda çirpinan insanlik… Bogulmakta olan insana kosar gibi kosmamiz lazim… Kiyida dolasanlari geri çekmek, uzaktakileri yaklasmamalari için uyarmak lazim… lazim, lazim, lazim…

–Kiminle peki birader! Bu kadar seyi kiminle…

–Sen, ben ve ötekiyle… Herkes yani… Hani Cumartesi ashabi vardir ya Kur’an’da… Bir grup cumartesi yasagini çignemek suretiyle isyanda, öteki bir grup onlari uyarmakta… Üçüncü bir grup da uyaranlari caydirma pesinde… Uyaranlarin gerekçesi ne kadar manidar! Yarin Allah’in huzuruna çiktigimizda bir gerekçemiz olsun diye uyariyoruz. Yoksa bu zalimlerin bizi duyacagi ve duracagi yoktur. Bizim de hiç degilse, bu ikinci grup kadar olmamiz lazim… Biliyorum zalimlere duyuramayacagiz ve onlari durduramayacagiz ama hiç degilse mazlumlara ve magdurlara küçük de olsa bir umut isigi olabiliriz…

–Oluruz be kardesim, oluruz insallah!

–Peki, sonuçta ne olacak? Ben onu merak ediyorum… Bu gidisin sonu nereye varacak… Acaba bütün bunlar bir dogum sancisi mi? Sonuçta bir prematüre çocuk mu dogacak yoksa saglikli ve saglam bünyeli nur topu gibi bir çocuk mu? Acaba diyorum, böyle böyle gerçek kiyamete mi gidiyoruz…

–Bu kiyamet isi bizi asar. Bu gelecekten haber vermeye girer. Istersen isin o tarafina hiç girmeyelim. O konu dipsiz bir kuyu, engin bir deniz, uçsuz bir yolculuk. Inersek çikamayiz, girersek dönemeyiz, gidersek gelemeyiz. Biz bugüne bakalim ve görünene göre düsünelim. Kiyamet Allah’in isi. Onu sahibine birakalim…

–Ama Allah’in da bir bildigi vardir! Belki de, Yüce Yaratan böyle böyle insanlari islah ediyor. Ya da kurdugu kainat düzeni bunun böyle olmasini gerektiriyor. “Ben günleri insanlar arasinda dolastiririm” buyuruyor. Yani her dönemde insanlarinin kimini yoklukla kimini de varlikla imtihan ve islah ediyor… Dünyaya böylece çeki düzen veriyor, hem de insanlarin kendi elleriyle… Akillarini kullanip sükreden ve sabredenler kazaniyor, akillarini kullanmayip isyan eden ve zulmedenler kaybediyor...

–Bu söylediginize söyle açiklik getirmek lazim, yoksa yanlis anlasilir. Yüce Allah bir baska ayette buyuruyor ki “Basiniza gelen her musibet kendi yapip ettiklerinizdendir” Bunun anlami, her insan basina gelenden bir sekilde sorumludur. Belki bu sorumluluktan henüz aklini kullanamayan çocuklar ve ellerinden bir sey gelmeyen gariban insanlar istisnadir. Bunlar, affedersiniz katirlarin tepismesinden arada ezilen magdurlardir. Bunlarin magduriyetini, Yüce Allah bu dünyada degilse de, öte dünyada kesinlikle giderecek ve çektiklerinin karsiligini kat kat verecektir.  Iyi ki öte dünya var! Ve orada Allah’in adaleti milim sapmadan gerçeklesecek. Biz böyle inaniriz…  Yoksa bu zalimlerin yaptiklari yanlarina kâr kalirdi. Bu garibanlarin kayiplari telafi edilmez ve haklari kaybolur giderdi. Kim haddini bildirirdi, bu zalimlere? Kim adaleti gerçeklestirirdi? Kim telefi ederdi mazlumlarin ve magdurlarin kayiplarini? Sicak bir mekâna kapagi atmis, yumusak koltuguna kurulmus, kendinden baska bir sey düsünmeyen bencil ateist, deist ve agnostik kafalar mi? Kuruntular içinde kurgular kuranlar mi? Bunlar ancak Yahudilerin Hz. Musa’ya “Sen ve Tanrin gidin savasin!” dedikleri gibi “Madem Tanriya inaniyorsunuz ve Tanrinin merhametli oldugunu söylüyorsunuz, öyleyse kurtarsin Tanriniz su garibanlari, çocuklari ve magdurlari” derler ve saat gibi kurulmaya devam ederler… Arada bir, zilleri çalar, siçrarlar… “Acaba gerçekten Tanri var mi?” diye endiselenirler, sonra yine koltuklarina kurulur, kurgular kurarlar kafalari sira… Sizi gidi teorik kafalilar sizi!

–Efendim, böyle oturup konusmak yerine bizim de bir seyler yapmamiz lazim. Çapimiz küçük da olsa, kendi çabamizla, elimizin erdigi ve gözümüzün gördügü kadar… Yardimsa yardim, seslenmekse seslenmek, birilerinin kapisini asindirmaksa asindirmak… Elimiz cebimize gitmeli, gönlümüz o garibanlarla birlikte olmali, varligimiz onlara en azindan cesaret ve metanet vermeli… Anlayacaginiz önce kendi varligimizin bir farkina varmaliyiz… Varmaliyiz ki, onlar da bizim var oldugumuzu anlasinlar… Surada bir insan da varmis, hepten insanlik yok olmamis, bir miktar kalmis desinler… Desinler de, gönüllerine bir damla su serpilsin… Bir umut belirsin… Bir isik görünsün… Ölümse, herkes ölecek… Onlar ölecek de, biz kalacak miyiz? O zalimler, kazik mi kakacak bu kör dünyanin tabanina, merdiven mi kuracak Mars’a, Jüpiter’e veya bilmem ne galaksisine? Kursa da ölecek, kalsa da… Hiç degilse yasarken insanca yasamak ve insani yasatmak gerek degil mi efendim?

–Dua etmek de lazim efendim… Bu günler dua günleri… Bilelim ki,  sadece o garibanlar imtihan olmuyor. Belki esas imtihan olan bizleriz. Yarin Allah, aha su içtigimiz çayin hesabini bize sorar. Biz böyle ögrendik Allah’in Kitabindan ve Nebi’nin Sünnetinden, böyle gördük atadan ve dededen…

–Ne duruyoruz öyleyse? Haydi is basina!...

  14.01.2019

Lefkosa/Kibris

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya