23.10.2019 12:25
1.699 okunma
Paylaş
PROF. DR. FUAT SEZGİN’İ ANMAK VE ANLAMAK
İslam Medeniyeti’nin Dört Yüz Yıllık Fetret Dönemi ve Uyanışımız Ne Zaman?
İbrahim Gülsu

İslam Medeniyeti’nin Dört Yüz Yıllık Fetret Dönemi ve Uyanışımız Ne Zaman?

İbrahim GÜLSU

Doksan dört yıllık ömrüne yüz binlerce sayfadan oluşan eserleri sığdıran, ömrünü bilime adayan, bilgi avcısı, İslam Bilim Tarihi’ni yazarak İslam Dünyası’nın ve Türk Dünyası’nın onurunu kurtaran bir uyanışın temsilcisi. Çok geç keşfettiğimiz Prof. Dr. Fuat Sezgin’i anmaktan ziyade anlamaya gönül coğrafyamızın çok ihtiyacı var?

Bilim insanı Fuat Sezgin 1925 yılında Bitlis’te doğdu.

1947 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1950 yılında Şarkiyat Enstitüsü’nde “İslam Bilimleri ve Oryantalizm” alanında otorite olan Alman Hellmut Ritter’in öğrencisi oldu.

Ritter Almanya’da 1926 yılında görevinden alınınca İstanbul Üniversitesi’ne geçer ve Şarkiyat Enstitüsü’nü kurar.

Ritter’in, bilimlerin temelinin İslam bilginlerinin çalışmalarına dayandığını ifade etmesi, Sezgin’i “İslam Bilim Tarihi” alanında çalışmaya yöneltti. Sezgin bu konuda şunları itiraf eder:

“Dehşete düştüm. Çünkü ilkokulda, lisede öğrendiğimiz şeyler tamamıyla buna aykırıydı. Modern dünyanın gelişimine İslam dünyasının katkısını sıfır diye biliyorduk. Ritter’in sözleri İslam ilimleri tarihini öğrenmem için kırbaç rolü oynadı. Bütün dünyayı terk ederek gece gündüz bunun için çalıştım…”

Sezgin 1954’te önce “Buhari’nin Kaynakları” adlı doktora tezini bitirdi. Bu teziyle, hadis kaynağı olarak İslam kültüründe önemli bir yere sahip olan Buhari’nin, bilinenin aksine sözlü kaynaklara değil yazılı kaynaklara dayandığı, tezini ortaya koydu.

1954 yılında “İslam Bilim Tarihi”nin birinci cildini yazdı ve doçent oldu.

1960 yılında askeri darbeden sonra görevinden uzaklaştırıldı. Buna rağmen de “İhtilali, çocukça buluyorum. Çocukları affettim. Ülkeme kırgınlığım yok, şikayetçi de değilim.” diyerek erdemini gösterdi.

Aynı yıl Frankfurt Üniversitesi’ne geçti.

Elli yedi yıl Almanya’da yaşadı. Bu kadar yıla rağmen Alman vatandaşı olmadı ve ülkesiyle bağını koparmadı.

1966 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde profesör oldu.

1982’de Goethe Üniversitesi’nde İslam Bilimleri Enstitüsü’nü, 1983’te İslam Bilimleri Müzesi’ni; 25 sene sonra da 24 Mayıs 2008 yılında Gülhane Parkı’nda İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi’ni kurdu.

Adeta yalnız başına bir üniversite olan Sezgin, 30 Haziran 2018 günü çok sevdiği İstanbul’da Rahmet-i Rahman’a yürüdü. Gülhane Parkı’ndaki müzenin bahçesine defnedildi. Allah rahmet eylesin.

Fuat Sezgin’i anmaktan murat asla bilgilenmek değildir.

Fuat Sezgin’i anlamak, 7. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar yükselerek devam eden İslam Medeniyeti’ni anlamaktır.

Her tür ilmin, altın çağını yaşadığı 800 yıllık İslam Bilim Tarihi’ni anlamaktır.

Kendimize gelmeyi, kendimiz olmayı; bilim, ahlak, teknoloji adına İslam Dünyası’nı ve Türk Dünyası’nı sorgulamaktır.

Buhara’yı, Semerkant’ı, Şam’ı, Bağdat’ı, Kahire’yi, Endülüs’ü anlamaktır.

Endülüs’ten Bağdat’a yağmalanan, yakılan kütüphaneleri anlamaktır.

Bugün, Fuat Sezgin’i anmak ve anlamak vesilesiyle İslam Medeniyeti’nin yaşadığı dört yüz yıllık fetret dönemini sorgulamalıyız.

Fuat Sezgin’in “Eğer Türkiye’de kalsaydım bu çalışmaları yapamazdım.” cümlesini bilim çevreleri, üniversitelerimiz çok iyi analiz etmeli.

Türkiye’de kalarak nasıl Fuat Sezgin, Aziz Sancar olunabilir, bunu sorgulamak gerek.

Türk insanının kabiliyetinde, kavrayışında hiçbir sıkıntı yok. Ama bilim ve teknoloji üretmede bir eksiklik var. Zannederim yüzyıllardır bir türlü bilimin kültürünü, bilim iklimini ve heyecanını oluşturamadık. Bu alanda kurumsallaşamadık.

Allah rahmet etsin. Fuat Sezgin “İslam Bilim Tarihi”ni yazmasaydı, daha ne kadar şarkiyatçıların, misyoner ve oryantalistlerin eserleri arkasında koşacaktık?

O görevini yaptı ve bu dünyadan göçtü. Şimdi sıra bizde. İslam Dünyası’nda. Bilime beşiklik yapan Semerkant’ta, Buhara’da, İstanbul’da, Kahire’de, Şam’da, Bağdat’ta.

Dünümüzü ve bugünümüzü sorgulayalım. İlahi ikazla “Ne de az düşünüyoruz, tefekkür ediyoruz, aklediyoruz.” değil mi?

Daha ne kadar başkaları bilgiyi ve teknolojiyi üretecek Müslümanlar tüketecek?

Hani; bilgi, hikmet Müslüman’ın yitik malıydı?

Hani, bilgiye ulaşmak cihattı, ibadetti ve iki günü birbirine eşit olan ziyandaydı?

Hani, alimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıydı?

Hani; okullar, atölyeler, laboratuvarlar, kütüphaneler birer mabetti?

Üzüntüyle ifade edelim ki bugün konfor, lüks, tüketim iklimi ve tembellik bizi ve İslam Dünyası’nı teslim almış durumda.

İlim, bilgi, teknoloji “güç” demektir. Bugün bu “güç” bizde değil.

Yeni Fuat Sezginler yetiştirmek için çok hem de çok çalışmamız gerekiyor.

Fuat Sezgin yılı münasebetiyle şu önerilerimi paylaşmak istiyorum.

“Fuat Sezgin Yüksek Bilimler Enstitüsü” kurulmalı ve bu enstitüye İslam Dünyası’ndaki tüm üniversiteler destek olmalı. Fuat Sezgin’in çalışmalarını kaldığı yerden devam ettirmek İslam Dünyası’nın O’na olan borcudur.

İslam Ülkeleri, Türk Dünyası bilime, araştırmaya, teknolojiye kaynak ayırmalı. Yoksa dünya bizi dikkate almaz.

Fuat Sezgin’in araştırmalarından hareketle; acilen, ilkokuldan üniversiteye kadar tüm ders kitaplarının girişine o bilimin karşılaştırmalı tarihi yazılmalı. Çocuklarımız Müslümanların bilime katkılarını görüp kendilerine güven duymalı.

Önce topyekün dünya, sonra da İslam Dünyası Batı’nın ve uzantılarının karşısında aşağılık kompleksinden acilen kurtulmalı.

Fuat Sezgin, “Aşağılık duygusu Türk milletini bir kanser gibi kemiriyor.” “Müslümanlar, bilimler tarihindeki muazzam yerini bilmediği ya da yanlış bildiği için Avrupalılar karşısında büyük bir aşağılık duygusu içinde. Benim amacım onlara ilimler tarihindeki atalarının yerini göstermek ve öğretmektir. Çocuklarımız, bu aşağılık kompleksinden kurtulmalı”

Bugün adeta; bilgiyi, teknolojiyi bulma, geliştirme Batı’nın; kullanma, tüketme Doğu’nun işi.

Bakın Fuat Sezgin diyor ki: “Doğu olmasaydı Batı olmazdı. Batı Medeniyeti, İslam Medeniyetinin çocuğudur. Batı Medeniyeti’nin temelinde Yunan değil, İslam Medeniyeti var.” “Üniversiteler İslam Dünyası’nın bir mahsulüdür ve camiden çıkmıştır.”

Yine Fuat Sezgin’in şu açıklamaları çok manidar:

“Müslümanların bilime katkısını Avrupalı kabul etmiyor. Enteresan Türklerin bir kısmı da inanmak istemiyor.”

“ALMANYA’DA MÜSLÜMANLARIN BİLİMLER TARİHİNDEKİ YERİNİ BİLEN İNSAN SAYISI TÜRKİYE’DEKİ BİLENLERDEN ÇOK FAZLA.”

Yine otuz sene, “İslam Beşeri Coğrafyası” üzerine çalışan bir Rus oryantalist için Fuat Sezgin şöyle diyor: “Şimdi ben mi bu kültürü çok seviyorum; yoksa bu Rus mu?”

Geceli gündüzlü çalışıp Müslümanların bilim tarihindeki yerini araştıran oryantalistleri burada saygıyla anmayı, onları takdir etmeyi de bir borç biliyorum.

Batı bugün Doğu’yu kılcal damarlarına kadar biliyor. Doğu ile ilgili yazılan kitapların sayısı bunu gösteriyor. Ama Doğu, Batı’yı bilmiyor. Doğu’nun Batı ile ilgili yazdığı kitapların sayısı çok komik.

Şarkiyatçıların tamamı için bir önyargımız asla yok. Ama oryantalistlerin ve misyonerlerin bir çoğunun asıl amacının İslam’ı ve kültürümüzü tahrip etmek olduğunu da bilelim.

Yine Fuat Sezgin’le devam edelim:

“Bugün Avrupa’daki bilimler, İslam bilimlerinin bir başka coğrafyada devamından ibarettir.”

“Artık Türkler ürkek ve taklitçi bir millet olmaktan kurtulmalıdır.”

“Amerika’nın keşfi (10. Yüzyıl). Gidenlerin bir kısmı da dönmedi. Kristof Kolomb Müslümanların haritasıyla Amerika’ya gitti.”

“Vasco da Gama Müslümanlara ait haritalarla Hindistan’a ulaştı.”

Ayrıca Fuat Sezgin, “Bilim adamının emekliliği olmaz” demiş ve ömrü boyunca aşkla, cehtle hep çalışmış.

İşte, FUAT SEZGİN’İ anlamak bu.

Bugün İslam Medeniyeti’nin merkezleri Buhara, Semerkant, Şam, Bağdat, Kahire, Endülüs harap oldu. Elimizde bir İstanbul kaldı.

İbn-i Haldun diyor ki: “Medeniyetler düştüğü yerde ayağa kalkar.” “Bilim, sanat iltifat görmediği yerden göçer.”

Yürekten temenni ederiz ki İstanbul, en kısa zamanda İslam Medeniyeti’ni ayağa kaldıracak bir şehir olsun. Kardeş şehirleri uyandırsın, onlara model olsun.

İstanbul’a, tüm bilimlerin bulunduğu oldukça geniş ve kurumsal bir İslami Bilimler Üniversitesi kurulmalı. Burada acilen “İslam Bilim Tarihi” bilgi havuzu oluşturulmalı.

Yine bilimin tüm şubelerini bulunduran, bilinen çağdan bugüne bize ulaşan tüm bilgilerin ayrıştırılacağı; hedefi çoğu kere İslam’ı tahrif etmek olan oryantalist ve misyonerlerin oluşturduğu bilgi havuzunun kirden arındırılacağı, dezenfekte edileceği binlerce dönüm alana Yüksek Bilimler Araştırma Akademisi kurulmalı.

Yeni Fuat Sezgin’ler yetiştirmek istiyorsak, ihtisaslaşmayı orta okullara kadar çekmeliyiz. HELE HELE LİSE VE ÜNİVERSİTELERİN İHTİSASLAŞMASI, ÜLKEMİZ İÇİN BİR VARLIK VE BEKA MESELESİDİR.

Şunu önemle vurgulamak isterim ki akademisyen; hem derse giren, hem araştırma yapan olmaz. Tüm kurumlarda  arge bağımsız olmalı. Argede çalışan başka bir işle uğraşmamalı.

İHTİSASLAŞMA; bilgi ve teknolojide, ekonomide, kültürde bir MİLLİ DİRENÇ HATTIDIR. Sömürülen, horlanan milletler, İslam Dünyası ve Türk Dünyası için ihtisaslaşma bir milli meseledir.

                                      ………………………………………………….

 

“Alimin ölümü, alemin ölümüdür.” Ufuktan bir yıldız daha kaydı. Tekrar değerli hocamıza Allah’tan rahmet diliyor, siz değerli okuyucularıma saygılar sunuyorum.

 

Not: Alıntıların tamamı Sefer Turan’ın “Fuat Sezgin Bilim Tarihi Sohbetleri”nden alınmıştır. Timaş Yayınları.

Tel:   0(532)357 80 14

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya