KULLUK EDEBİ
19.05.2020 17:48
2 yorum
1.295 okunma
Paylaş
KULLUK EDEBİ
“Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır.” Kulluk edebini kazanmanın yolu, öncelikle Allah’ı bir ve yegâne tanrı tanımadan geçer. Bunun anlamı, evrenin ve içindekilerin yegâne yaratıcısının ve yöneticisinin O Yüce Varlık olduğunu bilmektir.
Prof. Dr. Cağfer Karadaş

 

أعوذ بالله..

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

 إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ اهدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır. O, rahmân ve rahîmdir.

Karşılıkların verileceği günün yegâne sahibidir.

Sadece sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz ey Rabbimiz.

Bizi doğru yola ilet, nimetine erdirdiklerinin yoluna.

Gazaba uğramış ve sapmış olanların yoluna değil!”

 

Cağfer KARADAŞ

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır.” Kulluk edebini kazanmanın yolu, öncelikle Allah’ı bir ve yegâne tanrı tanımadan geçer. Bunun anlamı, evrenin ve içindekilerin yegâne yaratıcısının ve yöneticisinin O Yüce Varlık olduğunu bilmektir. Bu bilgi, insanı şükretmeye ve hamdetmeye götürür. Çünkü insan, ruhuyla ve bedeniyle bu evrenin bir parçası ve yaratılmış bir varlık. Kendisini varlığa getiren Rabbine şükretmesi, edeplerin en güzeli. Yüce Allah, alemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Peygamberimize şöyle söylemesini buyurmuş: Onlara de ki “Ben ancak sizin gibi bir insanım, bana ilahınızın tek ve yegane ilah olduğu vahiyle bildiriliyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı bekliyorsa güzel işler yapsın ve Rabbine kulluk etmede hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 18/110) Demek ki, peygamberin gönderilişi ve görevlendirilişi de O’nun birliğini yani yegâne yaratan ve yöneten olduğunu bildirmek içinmiş. O, kullukta asla ortak kabul etmez ve Rab olarak sadece kendi buyruklarının yerine getirilmesini ister.

Öyleyse insan, O’nun karşısında ancak kulluk iddiasında bulunabilir. “Rahman ve rahim” isimlerini anar, O’nun rahmetine sığınır, lütfuna el açar, mağfiretine ümit bağlar. Çünkü ondan başka sığınılacak kapı, yardım alınacak merci, gidilecek yer yoktur. “Bizler Allah’a aitiz yani O’nun yarattığı varlıklarız, hesap vermek üzere dönüşümüz O’nun huzuru olacak.” (Bakara 2/156) O gün herkes herkesten kaçmak istese de Allah’tan kaçamayacak. Bu dünyada O’na yönelmenin gereği ve hikmeti de bu. O gün ne O’ndan ne de başkasından kaçacak bir durumda olmamak için, bu gün hazırlık yapmak gerek.   Bu şekilde iman bilinci ve kulluk edebiyle yaşayan insan öte dünyasını bir ölçüde garantiye almış olur. Zira öte dünyayı kazanmak, bu dünyayı edepli, bilinçli ve kaliteli yaşamaktan geçer.

Bu şuur ve edebi yakalayan kişi, kendi insanlık kalitesini artırmasının yanında çevresindekilerin hayat kalitesini de artırır. Çünkü böyle bir kulun elinden ve dilinden hiç kimse zarar görmez, üstelik iyi bir örnek, faydalı bir şahsiyet, umut yeşerten bir fert olma yönüyle çevresine her daim katkı sağlar.

Bu bilinç ve edebi yakalamak için kulun sadece zihinsel bir donanım elde etmesi yeterli değil. Niyette sağlamlık, duruşta süreklilik ve düşüncede kararlılık olmalı. Bu süreklilik ve kararlılığını da eylem ve söylemlerine yansıtmalı. Gönülden, gönüllü olarak ve hiçbir karşılık beklemeksizin sadece şükran duygusuyla hareket eden kul, ancak bunları yerine getirebilir.

Sadece sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım isteriz ey Rabbimiz!” diyen kul, namazıyla, orucuyla, zekatıyla ve haccıyla bunları bilfiil yerine getirir. Bu ibadetleriyle, her daim lütufta bulunan Rabbine fiilî bir şükürde bulunur.

İnsanı en güzel biçim ve donanımda yarattık” (Tîn 95/4) buyruğuyla işaret edilen ruh-beden bütünlüğü içinde en güzle yaratılmamıza karşılık fiilî ve somut bir şükranımız olmalı. İşte beden nimetine karşılık namaz kılmamız, verdiği rızıklara karşılık oruç tutmamız, lütfettiği mal ve mülke karşılık zekat vermemiz ve son olarak verdiği ömür nimetine karşılık imkan ve şartları oluştuğunda hac yapmamız kulluk edeninin bir gereğidir.

Bu fiilî şükrü yerine getiren kul için artık tevekkül süreci başlar. Ancak tevekkül sadece zihinsel bir eylem değil aynı zamanda içinde dua barındıran güçlü bir duruştur. Çünkü “Kulluğunuz ve duanız olmasa Allah ne diye size değer versin!” (Furkan 25/77) buyruğu gereği dua Allah’ın lütfunu, rahmetini, bereketini ve mağfiretini celbeden bir güzel tavırdır. Yüce Allah bu tavrı kulunun üzerinde her zaman görmek ister. Bu sebepten olacak ki, kullarına şükran nişanesi olarak emrettiği beş vakit namazın her rekatında “Bizi doğru yola ilet. Nimetine erdirdiklerinin yoluna.” diye dua etmemizi istemiş.

Doğru yola girmek bir nimet olduğu gibi hedefe ulaşana kadar o yolda kalmak da bir nimet. Çünkü insan, imtihan dünyasında her zaman çeldiricilerle karşı karşıya. Bu yüzden her an yoldan çıkma tehlikesi söz konusu. Bu tehlikeye karşı yardım istenecek yegâne merci yine her şeyi yaratan, yöneten ve sonunda hesabı görecek olan Allah. O yüzden “Gazaba uğramış, sapmış olanların yoluna değil!” diye endişelerimizi dile getiririz. Bu endişelerimiz için de yine O’nun rahmet ve mağfiretine sığınırız.

İman bilinci ve kulluk edebi, dünya-ahiret zıtlığının dengelenmesinde ortaya çıkar. Bu bilinci yakalamış kişi ne dünya için ahiretini ne de ahiret için dünyasını ihmal eder. Bu dünyada ektiğini ötede de biçeceksin, orada biçecek bir şeyin varsa değerin olacak ve göze gireceksin. Bu dünyada sermaye tutamayan, öte dünyada eli boş kalan müflistir. Her namazın sonunda “Ey Rabbimiz! Bize dünyada güzellik ve ahirette güzellik ver. Bizi cehennem azabından rahmetinle koru, ey rahmet edenlerin en merhametlisi!” diye dua etmemizin hikmeti bu olsa gerek.

Bu duaya ancak âmîn denilir, bu yüzden de her Fatiha Sûresini okumamızın ardından âmîn demekteyiz. Bu da kulluk edebinin bir gereği. Edep, bir yönüyle ölçüyü tutturmak, yerini bilmek, yerinde söylemek ve yerinde harekete geçmek. Öteki yönüyle ise kibarlık ve nezaket. Kul, kulluğunu bilerek ve ihtiyaçlarını en yüce makama nezaketle ileterek edebini takınmış olur. Duasının, recasının ve arzusunun kabulü için yine kibarlık ve nezaket içinde Mevlasına yönelir ve gönlünden geçeni diliyle ifade eder. İşte âmîn bu gönülden yönelmenin dil ile ikrarıdır.

26 Ramazan 1441 / 20 Mayıs 2020

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Allah a hamdolsun.
Amin ...Allah razı olsun hocam bize kulluğu güzelliği ve nezaketi öğreten yüce Allah'a sonsuz hamd u senalar olsun.
Yorum Ekleyen: Faruk     22.5.2020 21:00:37
AMİN
AMİN AMİN AMİN
Yorum Ekleyen: Hüseyin AYAZ     19.5.2020 18:48:30
YAZARLAR
Haber Akışı

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya