19.02.2021 17:54
2.502 okunma
Paylaş
MİLLİ DURUŞ SERGİLEMEK ZORUNDAYIZ
Türkiye’nin jeopolitik konumu geçmişten günümüze her zaman ilgi odağı olmuştur. Bu coğrafyada söz sahibi olmak isteyen devletler, amaçlarına ulaşabilmek için her yolu denemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde gündeme gelen azınlık isyanlarının ortaya çıkmasında ve gelişmesinde İmparatorluğun iç şartlarından ziyade Avrupalı güçlerin istismar, tahrik ve teşvikleri etkili olmuştur. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın temsil ettiği Düvel-i Muazzama (Büyük Devletler) "Şark Meselesi (Doğu Sorunu)"ni kesin çözüme ulaştırmak için Osmanlı İmparatorluğu'ndaki azınlıkları istismar etmiş ve bir araç olarak kullanılmıştır.
Ahmet Sargın

        Türkiye’nin jeopolitik konumu geçmişten günümüze her zaman ilgi odağı olmuştur. Bu coğrafyada söz sahibi olmak isteyen devletler, amaçlarına ulaşabilmek için her yolu denemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde gündeme gelen azınlık isyanlarının ortaya çıkmasında ve  gelişmesinde İmparatorluğun iç şartlarından ziyade Avrupalı güçlerin istismar, tahrik ve teşvikleri etkili olmuştur. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın temsil ettiği Düvel-i Muazzama (Büyük Devletler) "Şark Meselesi (Doğu Sorunu)"ni kesin çözüme ulaştırmak için Osmanlı İmparatorluğu'ndaki azınlıkları istismar etmiş ve bir araç olarak kullanılmıştır.  

             Onların amacı Osmanlı İmparatorluğu'nun hâkimiyetine son vererek topraklarını paylaşmak, Türkleri devletsiz bırakarak önce Avrupa’dan sonra da Anadolu’dan atmaktı. Avrupalı Devletler 19'uncu yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu'ndaki  Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar, Karadağlılar ve Ermeniler başta olmak üzere azınlıkları kışkırtmışlar, bu kışkırtmalarla çıkan azınlık isyanları sonucunda Balkan toprakları elimizden çıkmış ve Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanma süreci başlamıştır.  

          Anadolu'da bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, 1890 yılındaki Erzurum isyanı ilk olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Babıali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, II. Abdülhamit’e suikast teşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır. 

          Jeopolitik ve jeostratejik koşullar sonunda zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu, en zayıf döneminde Birinci Dünya Savaşı'na katılmış, birlikte yola çıktıkları müttefiklerinin yenilgisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun da sonu olmuş, ülke toprakları işgal edilerek ordusu dağıtılmıştır.    

          Terör örgütleri çeşitli isimlerle Türkiye'nin karşısına çıkmış; Türkiye'de Kürt ayaklanmasının meydana gelmesi için Ortadoğu ülkeleri yıllarca çaba harcamış;. Kürt sorunu, günümüzde Suriye, İran ve Irak'ı da tehdit olarak kullanmıştır. 

         Yıllar önce ilki 1806 yılında Süleymaniye Kürtleri'nden Babanzade Abdurrahman Paşa önderliğinde Kürt istiklalini temin için başlayan Kürtçülük hareketi şimdilerde Suriye, İran ve Irak'ın bütünlüğü için de bir tehlike durumuna geldi. Suriye ve İran'da zaman zaman başlayan Kürt ayaklanmaları bastırılsa da bu isyanların ileride büyük olaylara gebe olacağı öngörülüyordu. 

          Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü hedef alarak; ekonomik, sosyal, siyasal ve anayasal yapısını yıkmayı amaçlayan terör örgütleri, son 30–40 yıllık dönemde farklı maskelerle ortaya çıkmışlardır. Bu maskeler, bazen "etnik yapı" bazen "din" bazen de "ideolojik kavramlar" şeklinde sosyal olgulara ve konjonktüre göre sahneye sürülmüşlerdir. 

          1974 yılında çıkarılan af sonrasında Marksist-Leninist düşünce yapısında olan şahıslar, örgütlenme çalışmalarına yeniden başladı. Gelişen Kürtçülük faaliyetlerinden PKK gibi yasadışı bölücü örgütler oluşturuldu. 1980 yılına kadar ülke genelinde faaliyetlerde bulunan bu örgütler içinde günümüzde PKK ve bazı marjinal sol örgütler eylem ve faaliyetlerine devam ediyorlar. 

         Özellikle Suriye, gizli servisi Muhaberat tarafından yetiştirilmiş kendi Kürt ve Ermeni vatandaşlarını PKK'nın kilit mevkilerine getirerek örgütü tümüyle kontrol altına aldı. Rifad Esad, PKK'nın Suriye ve Lübnan makamları ile olan ilişkilerini düzenliyor ve uyuşturucu trafiğini organize ederek mali kaynak sağlıyor. Uzun bir inceleme konusu olan Suriye - PKK ilişkileri; Hatay sorunu, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) engellenmesi ve uyuşturucuların Avrupa'da dağıtımı gibi pek çok ortak paydaya dayanıyor. Suriye'nin PKK desteğindeki uyuşturucu ticaretinden elde ettiği yıllık gelir milyar dolar, PKK'nınki ise yılda  milyon dolarlara ulaşıyor. 

          Suriye yönetimi, Türkiye'nin ve ABD'nin baskıları karşısında zaman zaman PKK'ya olan desteğini çektiğini açıklamasına rağmen buna hiçbir zaman uymadı. Suriye'nin sıkıştığı anlarda Yunanistan, Rusya, Ermenistan, İran ve Libya devreye girerek PKK'nın güç kaybetmesi önlendi. Öcalan, Hafız Esad'a kadar pek çok üst düzey yönetici ile birçok görüşme yaptı. Şam ve Halep yakınlarındaki Suriye'ye ait eğitim kamplarını kullandı. Suriye'de rahat çalışabilmesi için kendisi ve yakın adamları için bizzat Askeri İstihbarat Başkanı Ali Duba imzalı Arap isimli kimlikler çıkarıldı. Şehirlerarası seyahatlerinde Muhaberat tarafından özel eskortlar görevlendirildi. 

           Ortada 'bölücü terör' değil apaçık bir 'komünist terör' vardır!  Komünist hareket, özünde mevcut düzeni yıkmaya, devleti ve milleti yok etmeye yönelik bir hareket olduğu için her zaman 'bölücü' bir harekettir. Komünistlerin bölücü faaliyetini, bu korkunç ve karanlık kimliğinden soyutlayarak yalnızca "bölücü terör" ifadesiyle tanımlamak son derece yanlış bir tutumdur. 

       Güneydoğu'daki Komünist Teröre Destek Dünya Komünistlerinden Geliyor. Kore'yi ya da Almanya'yı ikiye bölen komünist hareket gibi, Güneydoğu'daki bölücü terörü yürütenler de yine aynı Marksist-Leninist-komünist mihraklardır. Bölgedeki etnik kesimden bir kısmının kandırılıp alet edildiği bu komünist faaliyetin destekçileri de dünya çapındaki komünist ve sosyalist örgütler, partiler ve iktidarlardır. 

         İran ile Suriye'nin bölgede düşmanları ortaktı. Irak, Türkiye, İsrail ve ABD'nin diğer bölge müttefikleri başlıca hedefler arasındaydı. Özellikle Türkiye'ye yönelik düşmanlığın temelinde çok ilginç sebepler vardı. Suriye'de bulunan Türkler, İran'da bulunan Azeriler her iki ülke yönetimleri için de tehdit arz ediyordu. Ayrıca Suriye'nin hala hak iddia ettiği Hatay'ın 1939'da Türkiye'ye kazandırılması; İran'ı bölgenin güçlü ve çağdaş bir ülkesi yapmak için çalışan İran Şahı'nın pek çok alanda Atatürk'ü örnek alması yine bu ülkelerin tarihsel düşmanlığının temel nedenlerindendir. 

         Bu kapsamda, vatanın bölünmez bütünlüğünü temin edecek şekilde her birimize ayrı ayrı görevler düşmektedir. “Asıl cephe iç cephedir, iç cephe sağlam oldukça hiçbir tehdit hedefine ulaşamaz” veciz sözünden hareketle "maskeli iç tehditlerin"  arkasındaki gerçek yüzlerin tespit edilmesinin ve milli güç unsurlarının kararlı, planlı, koordineli ve sistemli bir şekilde bahse konu tehditler üzerine öncelikle yönlendirilmesinin hayati önemi haiz olduğu bilmemiz gerekiyor. 

          Türk dünyası çok zengin ve geniş bir coğrafyadır. Maalesef bu coğrafyadaki geniş aile yeterince birbirlerini tanımamaktadır. Öyle bir imaj yaratıldı ki Türkiye’nin dışında bir Türk yok. Şu anda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Güçlü bir Türkiye olduğu halde problemlerin çözüleceğine inanıyoruz. Güçlü Türkiye’nin etkili olacağı alan Balkanlardan Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Türkistan’a kadar geniş bir alanı kapsamalıdır. 

            Ülkemizin doğu, güneydoğu başta olmak üzere, muhtelif bölgelerinde terör odaklarının devleti ve hukuku yok sayan bölücü, ayrıştırıcı ve yıkıcı faaliyetlerinin bir an önce durdurulması, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması, doğu ve güney doğuda yapılan bu etnik ayrımcılığın milletimize zarar ve rahatsızlık verdiğinden, bölgede acilen devletin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması gerekmektedir      

         İslam coğrafyası ve Türk dünyasının en önemli kalelerinden biri olan Misak-ı Milli sınırlarımız içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti isminin, bağımsızlığımızın sembolü olan ay-yıldızlı bayrağımızın, üniter devlet yapımızın hiçbir ortamda tartışmaya açılamayacağı ve pazarlık konusu edilemeyeceği, Türkiye Cumhuriyetinin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğinin değiştirilemeyeceğini önemle vurgulamalıyız ve Milli değerlerimize sahip çıkmanın asli görevimiz olduğunu unutmamalıyız. 

           Gün birlik olma günüdür ve ülkemizin buna ihtiyacı vardır. Terör ve bölücü faaliyetlere karşı siyasi düşüncemiz, partimiz ve görüşümüz ne olursa olsun bu konuda kesinlikle milli duruş sergilememiz gerekiyor. Yaşanan bu olaylar dış güçlerin bir oyunudur. Bu oyunlara  vatanını seven herkesin alet olmaması  gerekiyor. 

          Bin yıldan beri bu coğrafyada et ile kemik gibi birbirine bağlı yaşayan bir milletin evlatlarıyız. Aynı kaderi, inancı, değerleri paylaşıp aynı ve tek olan kıbleye secde eden kardeşler olarak bizleri ayrıştırmaya bölmeye çalışan ve Kürtleri temsil ettiğini zannedip onları oyuna getiren PKK’nın hain planları. Terör örgütlerinin bölücü faaliyetleri  hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.  

Vatanını seven herkes şunu unutmasın ki milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, asla bölünmesine izin verilemez! Bu ülke için bu vatan için canlar değil tüm canlar kurban olsun. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti; Yaşasın Türk ve İslam Kardeşliği… 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya