12.09.2021 10:10
3 yorum
629 okunma
Paylaş
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım"
Necip Fazıl çok sigara içerdi. Bundan üzüntü duyan öğrencilerinden biri üstadı vazgeçirmek için yanına gelmiş ve:
Ersoy Baba

Necip Fazıl çok sigara içerdi. Bundan üzüntü duyan öğrencilerinden biri üstadı vazgeçirmek için yanına gelmiş ve:

- "Efendim, ben rüyamda bütün bitkilerin Allah'a secde ettiğini, fakat bir tek tütünün secde etmediğini gördüm" demiş.
Necip Fazıl bunun üzerine şu cevabı vermiş:
- "Getirin yakalım o kafiri."

***

Çok değerli Anahabergazete okuyucuları merhaba. Günler çok çabuk geçti. Daha geçen haftaki yazımı hazmetmeden yenisini yazmam size karşı biraz gaddarlık oluyor farkındayım. Ama artık hıza alışmanız lazım.
Ben önceki makalelerimi birçok kere okudum. “Acaba yazımda anlattıklarım ne kadar ibretlikti? Millet bu yazımdan ne dersler çıkarabildi? Bu kadar okunduğuna göre benim kaçırdığım, fark etmediğim ne fikirler, kerametler var? diye birkaç kere okudum. Ben bile bir şey bulamadım.

Fındık kabuğunu doldurmaz konular. Demek ki okuyucularım da bi şey bulamayıp "acaba ne var bu yazıda, gizli mesaj mı yüklü?" diye arayışla hepsi üçer, beşer kere okumuşlar ki okunma oranlarım bu kadar yüksek. Yoksa diğer yazarların yanında benim ismimin bile geçmesi garip kaçıyor. Ama zamanla alışırsınız. Ben bile alıştım.

***

Gelelim sigaraya. Ben gençken bu mereti içmeye çok gayret ettim. Tiryaki olmak için bile baya bi uğraştım. Ama yazarlığım gibi bunda da başarılı olamadım. Başarılı olamadığım bir konuda susup kenara çekilmek adetim değil. Bende hemen karşısına geçip saldırılara başladım.  Sigara aleyhindeki sözleri, fıkraları, hatta karikatürleri herkesle paylaşıp içenleri aşağıladım. Onlar da aşağıda içmeye devam ettiler. Dışladım. Dışarı çıkıp içtiler. Bir türlü vaz geçiremedim.

Mum dibini aydınlatmaz derler ya; kendi çocuğuma bile etki edememişim. Oğlum ortaokul 3’e giderken arkadaşlarına uyup sigaraya başlamış. Benim gibi sigara düşmanı bir baba bile bunu 4 ay fark edememiş. Bir cumartesi günü okul yok, dışarı da çıkamamış, gizlice tuvalette içmiş sigarasını. Filtre kısmına gelince söndürüp açık duran tuvalet penceresinden fırlatıp atmış.  Lakin ara boşluktan sonra bir küçük pencere daha varmış ki sigara ara boşluğu aşıp diğer pencereden aşağı süzülmüş. O sırada banyoda çamaşır makinesine çamaşır koymakla uğraşan annesinin önüne düşmüş.  Biz böyle öğrendik büyük oğlumun sigara içtiğini. Ne yaptıysam onu vaz geçiremedim.

Ama küçük oğlumu sürekli işledim. Sigaradan nefret eden biri haline getirip abisinin üzerine saldım. Maalesef bir süre sonra o da içmeye başladı. Artık susup kendimi yazarlığa vurdum. Yalnız burada da yazılarımı okuyanların ağzından burnundan değil de kafasından duman çıkıyor. Orasını çözemedim...

***

Önceki yazılarımda bahsetmiştim; Cezaevine giren Abbas isimli hükümlü vardı. O içerden baya bi anekdotlar vermişti.
“Kapalı cezaevinde para yasak. Mahkûma gelen para cezaevi müdürlüğünün kasasına konur, kantin alışverişi yapıldıkça hesabından düşerdi. Hükümlüler içerde birbirleri arasındaki alışverişlerde veya hediyeleşmede sigara kullanırlardı. Cezaevi berberinin hükümlülere uyguladığı standart tıraşın dışında özel kesim istiyorsan özelliğine göre bir ya da iki paket sigarayı gözden çıkarman gerekiyordu. Ben kendim sigara içmediğim halde kantin günlerinde 4-5 paket sigara alırdım. İçmese de gerekli yerde gerekli kişilere ikram ederek sigara sayesinde rahat eden, güvende olan ve huzur bulan nadir kişilerdendim.”

Avluda tamam da, koğuşlarda, kabinlerde, ortak kapalı tüm alanlarda fosur fosur sigara içiliyorsa “hiç içmiyorum” diyenin bile ciğerleri sigara dumanıyla doluyorsa; asıl ceza budur her halde... 

Kapalı alanlarda sigara içmek yasak ise kapalı cezaevlerinde ve bu cezaevlerinin tüm kapalı bölümlerinde sigara içmek neden serbest? Devlet burada ayrımcılık mı yapıyor, yoksa “bir an önce eksilsinler” diye sigaraya göz mü yumuyor?

Kafamda deli sorular.
***
Buraya kadarki sigara konusuna bir de farklı pencereden bakalım.

Yüreğimizi yakan bir olay vardı. 4 Nisan 1953 yılında yaşanmıştı. Çanakkale Boğazı açıklarında Lara Burnu açıklarında Türk donanmasına ait Dumlupınar denizaltısı, uzun ve yorucu bir görevden sonra donanmasıyla birlikte istirahate çekilmek üzere limana yanaşıyordu.

Hava şartları çok kötüydü. Sis vardı, yağmur vardı... İstirahati hayal eden donanma limana yaklaşırken çok büyük bir gürültüyle sarsıldılar. Denizaltı İsveç donanmasına ait bir şileple çarpışmıştı. O sırada 8 kişi güvertedeydi ve bunlardan 2'si pervaneye takılarak öldü, 1'i boğularak öldü, 5 kişi ise kurtarılabildi. Geminin içerisinde ise 81 mürettebat vardı ve sadece 22 kişi torpidoya saklanarak kurtulmayı başarmışlardı, tabi ki kendilerini bekleyen daha kötü bir sondan habersizce.

Denizaltı denizin dibine oturmuştu. Torpido bölümünde 22 kişi yüzeye bir şamandıra fırlatarak içerisindeki telefon kablosu aracılığıyla merkezle iletişime geçtiler. Merkezden "Gerekmedikçe konuşmayın, türkü söylemeyin ve asla sigara içmeyin" talimatı geldi.

 

Kahraman askerler olacaklardan habersiz bir şekilde ülkelerinin kendilerini kurtarmalarını bekliyordu. Fakat kendileri dışındaki herkes durumu biliyordu. O zamanın teknolojisiyle o askerleri oradan çıkarmanın imkânı yoktu. 

Çaresizlik netleşince askerlere bir anons geldi "rahatça konuşabilirsiniz, türkü söyleyebilirsiniz, sigara içebilirsiniz"

Umutlar tükenmişti askerler artık ölümü bekliyordu. 22 kahraman askerin son sözleri "her şey buraya kadarmış kumandan, birer cigara yakalım mı?" oldu.

Tüm ülke seferber olmuştu ama sonuç belliydi kurtulamayacaklardı. Kurtaran gemisi olaydan 12 saat sonra ancak oraya gelebilmişti. 25 saat sonra ise anca sabitlenebilmişti. O sırada şamandıra ile torpido arasındaki kablo kesildi ve iletişim koptu. Dalgıçlar 100 m'ye yakın derinlikteki Dumlupınar batığına erişmeye çalışıyorlardı ama nafile. Hava çok kötüydü su altı dalgaları dalgıçları savuruyordu. Kurtaranın yanlışlıkla kestiği kablo olmayınca dalgıçların kabloyu takip etmesi de olanaksızlaşmıştı.

On bir dalış yapıldı ama hiçbiri başarılı olamadı. Yine de Yılmaz Süsen adlı bir dalgıç 80 m dalmayı başarmış hedefine 11 m kalmıştı. İşte o anda basınca dayanamayıp şuurunu kaybetti. Vurgun yemenin kıyısından dönmüştü. 15 saat sonra ancak şuurunu açabildiler. Kurtarma çalışmalarına katılan Amerikalılar dalgıç için şu cümleyi kullanmışlardı "Ölümle arasında hiçbir şey kalmamıştı" 7 Nisan'da 3 gün süren çalışmalar sonucunda Milli Savunma Bakanlığı artık kurtarma çalışmalarını durdurduğunu ve umutların kesildiğini bildirdi.

22 asker ölüme terkedilmişti. Türkiye'nin en kara günlerinden birisi 4 Nisan 1953 olarak tarihe geçti. "Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım" türküsü ise buradan gelmektedir. Hikayesini bilen herkes her duyduğundan gözyaşlarına bu nedenle boğulur...

Allah hepsine rahmet eylesin.
Sizler kalın sağlıcakla.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
3 yorum yapıldı
ENTERESAN BİR MAKALE TARZI
alışık olmadığım bir tür. Kendinizle de bizimle de yeterince dalga geçmişsiniz. Ama kıvamında ve güzel. Devamını diliyorum.
Yorum Ekleyen: Fehmi Çağlar     16.09.2021 17:25:12
ERSOY BEY; SİZ YAZMAYA DEVAM EDİN LÜTFEN
Ne yazayım ki? Ersoy Baba' nin yazdıklarının üstüne?
Yorum Ekleyen: Mehmet AKTAN     14.09.2021 06:31:53
SELAMLAR OLSUN. GELDE İÇME ERSOY BABA. SAKIN HA DENEME!
SELAMLAR OLSUN. GELDE İÇME ERSOY BABA. SAKIN HA DENEME!
Yorum Ekleyen: SADIK KARAARSLAN     13.09.2021 13:49:40
 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya