21.06.2019 16:04
479 okunma
Paylaş
Aile Yapımızı Dinamitleyen,
İstanbul sözleşmesi olarak bilinen
Sosyal Cinsiyet Eşitliği, Kadına Şiddet Konusu
Sivil Toplum Kuruluşları Tarafından Tartışıldı
16 Haziran 2019 Pazar günü, Ankara’da on sekiz Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri, Aile İçi Şiddet ve Kadına Şiddete karşı İstanbul’da yapılan uluslararası bir toplantıda hazırlanan...

16 Haziran 2019 Pazar günü, Ankara’da on sekiz Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri, Aile İçi Şiddet ve Kadına Şiddete karşı İstanbul’da yapılan uluslararası bir toplantıda hazırlanan, kırkı aşkın ülkenin katıldığı, Türkiye’nin de 2011 yılında herhangi bir şerh koymadan imzaladığı, 2012 yılında T.B.M.M. de onaylanan, 2014’de uygulamaya konulan “İstanbul Sözleşmesi’nin ” içeriğinden doğan cinsel kavram ve anlayışlar, kadına şiddeti önleme adına Aileyi Koruma kanunundaki düzenleme ve cinsel konulardaki aile ve toplumun birliğinin geleceği konusundaki felaketi, uygulamadaki vahim gelişmeleri görüşmek üzere, Araştırma Kültür Vakfında 3. Toplantısını yaptı.

Toplantıya Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Adına Hayrullah BAŞER, Şazeli ÇÜGEN ve Demirhan YÜCEL katıldılar.

Toplantının açılışını Metin MAHİTAPOĞLU yaptı. Ev Sahibi sıfatıyla İnfak Vakfı Başkanı Av. Ömer KÖSE’de bir konuşma yaptı. Toplantıda, Av. Şerife GÜRMAN çalışmalar hakkında bilgi aktardı. Prof. Dr. Burhanettin CAN bilimsel ve manevi değerler istikametinde konunun vahameti üzerinde durdu.

Konunun görüşüldüğü toplantılarda, konuyla ilgili olarak Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Başkanı Hayrullah BAŞER şu görüşlerini paylaşmıştır.

Kadına şiddeti önleme ve Cinsiyet Eşitliğini konu edinen bu (İstanbul) Sözleşmesi; Katılımcı ve hazırlayıcılarının büyük bir ekseriyeti batılı (Hristiyan Protestan, Liberal ve birey’ciliği önceleyen) anlayışı temsil eden devlet ve gruplardır. Destekler de hep bu anlayışı temsil eden iç ve dış ekonomik, kültürel ve sosyal gruplardan gelmektedir ve bu sözleşme ULUSLARARASI bir projedir.

Buna rağmen birçok katılımcı batılı devlet hem imzayı ve onayı, hem de uygulamayı ertelemiş, birçoğu da toplum yapımıza aykırı hükümler var diyerek sözleşmeye ŞERH koymuşlardır.

TÜRKİYE’NİN 2011 yılında bu sözleşmeyi imzalaması, 2012’de T.B.M.M’ nin onaylaması ve 2014’de uygulamaya konmasını anlamak gerçekten mümkün değildir. Halen de bu sözleşmeye AİLEYİ KORUMA YASASIYLA yasal güvence getirilmesi toplumumuzun; kültürel, manevi, sosyal değerlerine ters düşen, her tür cinsel anlayışı, milli ve manevi kimlik ve şahsiyete değil, bireylerin tercihine bırakan, adını bireyselleşmek ve liberalleşmek olarak gören bir anlayışın izahı zor.

Toplumumuz, bireyin kimliği, şahsiyeti, iradesine saygı ve koruma yanında toplumun temeli, hücresi olan Aileyi yok sayan, aile birliğinin felaketini hazırlayan cinsel anlayış ve şiddeti önleme adına yapılan ve bu SÖZLEŞME ‘ye uygun AİLEKORUMA KANUNU ve uygulamalarını kabullenmek doğrusu imkânsızdır. Hele sözleşmenin –Yasa gereğinin uygulamasını uluslararası GRÖVÜR’ler (Denetçi) vasıtasıyla denetimi ayrı bir rezalet, kabul edilemez bir durumdur.

  • YAPILMASI GEREKENLER

Sözleşmenin, ülke hukukuna tümüyle yansımasını önleyecek baştan konmayan şerhi yeniden koyma şansımız gözükmüyor.

  • Uluslararası bedeller ödenecekse de ödenerek sözleşme feshedilmelidir. Kanun değiştirilir. Doğrusu da budur. Zararın neresinden dönerseniz kardır.
  • Cinsellik konusu sadece bireylerin tercihine bırakılarak, bizce her türlü rezaletin serbest olmasını, kamu ve özel kuruluşlarca destek sağlanması toplumumuz ve geleceğimizin felaketidir.
  • Konu cinsel eşitliği-Kadına şiddeti Önlemek ise; bunu milli, manevi, ahlaki, insani bir görev kabul ederek gerekli yasal ve fiili düzenlemeyi yapmalı ve uygulamaya koymalıyız.
  • Şiddetin önlenmesinde kadın ve erkeği insan bazında ele alıp, her türlü ayırımı, şiddeti önlemeyi, cinsel istismara ve ahlaksızlığa dur demeliyiz. Meslek örgütleri, medya kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve toplumun duyarlı kesimleri bu konuda demokratik tepkilerini ortaya koymalıdırlar.  
  • Bu manada aile-devlet, sosyal- kültürel yapı, dini- ilmi- milli alanda seferberlik ilan etmeliyiz.
  • Aile içinde var olan şiddeti, onu parçalayarak değil, kadın-erkek-çocuk birey oluşlarıyla hakları korunmalı, ama aileyi yaşatan milli, manevi, kültürümüze uygun çözümler ve kurumlar üretmeliyiz. AİLE BÜTÜNLÜĞÜ için de çözüm aramalıyız.
  • ANALIK gibi manevi ve biyolojik bir statüyü her türlü şeyin üzerinde korumaya almalıyız.
  • Bu nedenle öncelikle, bugün Aile Hukukuna da yansıması olan diğer hukuk dallarındaki yasal ve eğitim, kültür, dini hayatla ilgili düzenlemeler ve uygulamalar gözden geçirilmelidir.
  • Bir şerden bir hayır nasıl çıkarılır, göstermeliyiz. Aksi halde bu sözleşmenin önü alınmaz aile içi şiddet ve cinsel felakete neden olacağı düşüncesi ve endişesini taşıyoruz.         
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya