17.02.2019 19:15
197 okunma
Paylaş
Medeniyet okumaları
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Amasya İl Temsilciliği yapmış olduğu haftalık “ Medeniyet Okumaları" dersini;" Medeniyetimizin Genel Bakışına" ayırdı.

           Amasya (Ana Haber ) Edib Ahmet CEYLAN

           Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Amasya İl Temsilciliği yapmış olduğu haftalık “ Medeniyet Okumaları" dersini;" Medeniyetimizin Genel Bakışına" ayırdı.

           Konuşmayı; Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Amasya İl temsilsi İsmail Hakkı Çıttır yaptı. 

           Medeniyetimize Genel Bakış

           İNSANIN YARATILIŞI:

           İnsanlık tarihi yaratılışla birlikte başladı. Kâinat bir sonsuzluğa değil, varlığın meydana geldiği bir imkânlar alanını temsil ediyor. Bu varlık alanın içinde her bir var oluşun ayrı bir kıymeti olduğu gibi, insanın varlığı daha bir önem kazanıyor. Çünkü insan hem var oluşu anlama, yorumlama hem de varlığı yeniden inşa etmek kapasitesine sahip tek varlık. Bu yüzden tarih aslında insanlığın tarihi. Çünkü varoluşa anlam veren, neden varım ve ne olacağım sorularına cevap arayan bu varlık.

           KAVGALAR, SAVAŞLAR VE ÇATIŞMALAR:

           İnsanlık tarihi bir kavgalar, savaşlar ve çatışmalar tarihidir. Ama aynı zamanda büyük kültürlerin iç içe geçtiği, kaynaştığı, iş birliği kurduğu bir karşılaşmalar tarihidir de. İnsanlık düzenli hayata geçtiği ilk andan itibaren sınırlı kaynaklara karşı sınırsız isteklerine gem vurabilmek adına düzeni, yasayı ve örfü icat etmek zorunda kalmıştır. Onun içindir ki insanlık tarihi boyunca toplumların kendi aralarında, daha huzurlu ve refah içinde mutlu bir şekilde yaşayabilmeleri için gelenek, görenek, örf, yasa gibi hayati değerlere sahip olmaları gerekmiştir.

           İLAHİ MESAJLAR VE PEYGAMBERLER:

           İlahi hitap bu yasaların, örfün ve geleneklerin kaynağı olmuş tatmin olmaz hırsıyla firavunlaşan, nemrutlaşan krallıkları, toplulukları, uyarmak üzere bölgesel ve yöresel olarak peygamberler ve nebiler göndermiştir. Bu ilahi mesaj; kâinatın ve hayatın tabi olduğu kanunları, itikadı ilkeleri, insanın Allah’a karşı görevlerini ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen ahlaki, hukuki ilkeler ve sorumluluklardan oluşmaktadır. İlahi mesaj; kâinat, insan ve toplum üzerine insanın anlam anlayışına kılavuzluk ediyor. Nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Sorusuna cevap aryan insanın, bu yolculuğunda rehberi oluyor. Bu masajla, varlıklar, canlılar, insanlar arası ahlaki ilişkiler düzenleniyor, iyilik, doğruluk, hayrın ölçüleri, yanlışın, taşkınlığın, haddi aşmanın kriterleri ve cezaları bildiriliyordu.

           SON ELÇİ HZ. PEYGAMBER VE TEBLİĞİ:

           Bu mesajları tebliğ ve teybinle görevlendirilen son elçi Hz. Peygamber (s.a.s) ise; öncelikle kendisi için, “Ben Allah’ın kulu ve elçisiyim, Allah bildirmedikçe bir şey bilemem” diyerek, bir beşer olduğunu ve vahiy kendisine bildirmedikçe gaybı bilemeyeceğini ifade ediyordu. Tüm insanların doğuştan (rengine, cinsine, ırkına bakmadan) bile ve eşit olduğu, canlarının, mallarının, ırz, namus ve akıllarının birbirinin teminatında olduğunu belirterek evrensel normları ortaya koyuyordu. Akrabalık, komşuluk, aile hukuku, ticari, sosyal, kültürel ilişkilere ait sünnetini uygulamalarıyla bize aktarıyordu. İnsanın, toplumun, sorumlulukları, yardımlaşma, mallarımız üzerindeki diğer insanların; yoksul, yetim, yolda kalmış, vb. hakkı, çalışma hayatının kuralları, insanların hakkını teslim etmek diyeceğimiz, adalet ve ehliyet ölçüleri gibi ahlaki ve hukuki kuralları açıklıyordu.

           Vahiyle gelen mesajları uygulama da en önce kendinden başlayarak, kendine ve insanlara örnek oluyor, Mekke aristokrasinin akla hayale gelmedik tepkisine rağmen tebliğe devam ediyordu. İşte bu uygulamalardan bazı örnekleri size aktarmak istiyorum.

•  Faizin yasaklanmasında, “Yasakladığım ilk faiz amcam Abbas’ın faizi”

diyordu.

•  Kan davasında, “Yasakladığım ilk kan davası amcam kızı Rabia’nın kan

davasıdır” diyordu.

•  Azat ettiğim ilk köle, “kendi kölesi Hz. Zeyd “idi

•  Adalet söz konusu olduğunda, kızım Fatma da olsa asla olmaz diyordu.

•  İşin ehline verilmesi söz konusu ise, Mekke’nin fethinde Kâbe’nin

anahtarını, amcası Abbas yerine, işin ehlidir diye, Hz. Ali’ye, anahtarı hala müşrik

olan Osman B. Talha’ya teslim ettirmesini emrediyordu.

•  Müslümanların refah seviyesi arttığında, Hz. Muhammed’in sade

yaşayışı, refahtan istifade etmek isteyen eşlerini, nikâh veya refah arasında tercihe

davet ediyordu.

•  Komşuya, yakınlara, yetimlere, fakire, yoksula, yolcuya yardım

konusunda gösterdiği hassasiyet ve sayısız örnek vardı hayatında.

•  Bırakın insanı, canlılara, hayvanlara karşı şefkat ve merhameti, rahmet

ve merhamet peygamberinin en önemli vasfı idi.

           İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞU VE MEDİNE:

           İşte, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, Kulu Muhammed’ül Emin Hz. Peygamber (SAV) vasıtasıyla, tüm insanlığa evrensel mesajını böylece bildiriyor, Hz. Peygamber de bu mesajlara uygun olarak ashabı (arkadaşları) ile Yesrib’i Medine (Medeniyetin merkezi) olarak zamanına ve geleceğe örnek olması için yeniden inşa ediyordu. Ondan sonra gelecek Müslüman topluluklar tarafından inşa edilecek olan İslam medeniyetinin temel kodları bu kardeşleşmiş topluluk tarafından bizlere miras olarak bırakılıyordu. 

           Sonraki nesiller bu mirası elden ele taşıyarak İslam düşüncesini geliştirerek insanlığa mal etmeyi başaracaklardır. Şimdi ise çağımızın nesli olarak bizler de sorumluluğumuz gereği Vahiy ve Risaletin ışığında medeniyetimizin yeniden ihya ve inşası için bütün varlığımızla çalışmak gerektiğine inanıyoruz.

           İSLAM MEDENİYETİNİN İNŞASI:

           Asr-ı Saadet sonrası, kabile asabiyeti, saltanat, mezhep ve görüş ayrılıklarından doğan zaaflara rağmen, kısa zamanda bu mesaj; devletleri, bölgeleri aşarak geniş bir alana yayılmış, topluluklarla buluşmuştur. Doğuda Asya, batıda Afrika içlerine kadar, Anadolu, Balkanlar, kuzey Karadeniz kıyıları ve batı Avrupa’ya kadar yayılmıştır. Bu mesaj istikametinde bütün toplulukları kucaklayan medeniyetler kurmuşlardır.

           Selçuklu Medeniyetini inşa eden Nizamiye ve Ebu Hanife’nin adına inşa edilen Nizamiyle Medreseleri, Semerkant’ta yükselen Meraga Astronomi ve matematik okulu, Ulubey Rasathanesi, İbn Sina’nın Tıp okulu, Birunu’nin gözleme dayalı bilimsel keşifleri, Endülüs Medeniyetinin Kurtuba Medreseleri. Orta Asya’dan Anadolu’ya davet edilen Ali Kuşçu’nun ilmi başkanlığı ve Fatih Sultan Mehmet’in himayesinde gerçekleşen Sah-ı Seman medreseleri. Ak Şemsettin, Molla Hüsrev, Molla Gürani ve daha başkaları; Avrupa’nın büyü ve kehanetle tabiat olaylarını yorumladığı, hastalıkları tedavi etmeye çalıştığı bir çağda aklın ve bilimin ışığını dünyaya tanıtmışlardır.

           Medeniyetimizin manevi önderlerinden insanlığa istikamet veren, Horasan Erenleri, Hoca Ahmet Yesevi, Tabduk Emre, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana Celalettin Rumi gibi vahiy ve risalet ışığında, Anadolu’yu aydınlatan gönül insanları. Son olarak Akaid, Kelam, Felsefe ve Tasavvuf gibi düşünce akımlarının yaygın hale geldiği dönemlerde itikadi sapmalara karşı, ümmeti orta yolda buluşturan, Eşari ve Maturidi düşünce ekollerinin önderleri İmam-i Eşari ve İmam-i Maturidi’yi burada anlamadan geçmek olmaz. Zira insanların yaşayış ve düşüncelerinden dolayı küfürle itham edilmesine, siyasi çalışmaların itikadileşmesine müsaade etmeyecek, itikadi ilkelerle İslam dünyasında uzun süreli bir toplumsal barışın inşasına zemin hazırlamışlardır. 

           İSLAM MEDENİYETİNİN TEMEL ESASLARI:

           İmanın amelden ayrı şeyler olduğu, ehli kıblenin tekfir edilemeyeceği, şahısların ve eşyanın kutsanmayacağı, doğru haber, akıl ve hissi selimin dışında, ilham ve rüyanın bilgi kaynağı olmayacağı, itaat ve biat’ın ancak Allah’a ve Peygambere olacağı, takiyyenin doğru bir metot olmayacağı anlayışını ortaya koyarak toplumsal huzuru sağlamışlardır.

           Hayatın bütün alanlarında bilim ve hikmeti rehber edinmişler, gerçeği arama ve hakikat peşinde koşmuşlardır.

           İşte o dönemin siyasi tavrından bir örnek: Yusuf Has Hacib’in, Kutadgu Bilig adıyla maruf eserinde, idareci ve siyasetçi adamlarına mesajı;

•  Kanunlarına uyarız, ama adil ol.

•  Vergini veririz, ama altın parama gümüş katma.

•  Dostunu dost, düşmanını düşman biliriz, ama milletinin töresini,

geleneğini, örfünü, hukukunu bozma.

           Toplum ve insan ilişkilerine şekil veren görüşleriyle, ilahi mesajı bu güne taşıyan; İmam’ı azam Ebu Hanife, İmam’ı Şafii, İmam’ı malik ve İmam’ı Hanbelî gibi imamlar bu medeniyet kurucu metinlerin ilk yazarları olmuşlardır.
Asya’nın bilgi ve hikmetinin, doğunun irfan ve düşüncesinin batıya taşındığı son durak İstanbul olmuştur. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u Hukukta, Tıpta, Astronomide, Fen’de Avrupa ve Asya’daki bilim adamlarını, âlimleri merkeze taşıyarak medeniyet başşehri yapmıştır. Adalete, kardeşliğe, sulha, birliğe, ehliyete ve liyakate değer vererek Osmanlı Medeniyetinin kurucu atalarından biri olmuştur.
Hayatın bütün alanlarında sıkıntılar var. Son çeyrek asırdır Türkiye’de aklı eren ermeyen herkes ve her kesim gece gündüz, hiç durmadan din konuşuyor, hatta din alınıp din satılıyor. Bu hal dini kalitenin artmasını sağlamıyor, yüksek bir ahlakı temin etmiyor, yüksek bir idraki getirmiyor, arı duru bir dini anlayış ortaya koyamıyor. Herkes din üzerinde sadece bomboş bir zihin egzersizi yapıyor. Bu hal dini düşüncenin ortaçağlaşması, skolâstik düşünce anlamına gelmektedir.
Siyasetçilerin ortaya koydukları düşünceler sürekli bir gündem teşkil etmeyen geçici pratiklerdir.

           1950 li yıllardan sonra Ortadoğu menşeli Dini eserlerin tercümesi ile bir tercümanlık furyası başladı. 1970 lere kadar Arap dünyasında İslam sosyalizmi modası vardı. 1979 da İran devrimi sonrası devrimin ihracı macerası ile İslam dünyası model arayışına başladı. Afganistan da TALİBAN sahneye çıktı ve binlerce yıllık Budist mabetlerinin kalıntılarını yıktı. On yaş üzeri çocukların okula gitmesini yasakladı, savaşta kocasını kaybeden kadınların sokağa çıkmasını yasakladı. EL KAİDE çıktı ve silahlı eylemler ile kendi halkını telef etmeye başladı.

           Türkiye de ise demokrasi karşıtlığı ile bir ümmetçilik modası sür git hale geldi. Ümmetçilik macerasında bu ümmetin merkezi düşüncesi olan Hanefi Maturidi inancı hiç dikkate alınmıyordu. 

           Her problem zamanında ve toplumsal zeminde çözülmelidir. Önce gayret sonra Tevfik’i İlahi istenmelidir, tersi tembelliktir, atalettir. Kurtarıcılık ve takipçilik anlayışı patolojik bir durumdur. 

           Medeniyetçilik somut bir haldir, bir hayat standardıdır, bir yaşama tarzıdır, bir üretim tarzıdır. Düşüncesi, felsefesi, bilgisi, sanatı, kültürü, üretimi pazarı ile bir yaşama biçimidir. 

           Bizler (ilim adamı olarak) kendimizi bir merkez kabul edip, fıkıh ve fetva taklitçiliğinden, meal tefsir okumalarından çıkmalıyız. Modernist akımlara kapılmamalıyız, entelektüel çaba, medeni hareket somut bir çabadır. Felsefe, mantık yüksek bir idraktir. Bizler tarihi ve medeni birikimimizi dikkate alarak kendimizi yüksek bir idrak, derin bir irfanı düşünce, güzel bir ahlak ile yenilemeliyiz, tasavvufi ekolleri de yeniden ele alıp güncelleştirmeliyiz. 

           İyi Müslüman neye tekabül eder zihnimizde vicdanlı, ahlaklı, dürüst, adaletli, merhametli, elindekini paylaşabilen, “toprağın altı var”, inancını yüreğinde taşıyan, aldığımız her nefesin hesabını Allah huzurunda verileceğine inanan, hayatını bu titizlikle yaşayandır.

           MÜMİNLERİN TOPLUMU, SEVGİ TOPLUMUDUR:

           Müminlere sadece dünyevi zaferler değil, belki daha çok manevi ve uhrevi zaferler vaat edilmektedir. Hayatı Salih amelleriyle, aktivist kişilikleriyle, merhamet dolu davranışlarıyla, hoşgörülü davranışlarıyla güzelleştirenler, müminlerdir. Ki, öteki dünyaları güzel olacaklarda onlardır. Sevgi dolu insanlardır onlar. Onların egemen olduğu toplum da sevgi toplumudur.

           MÜMİN HAK EDENDİR:

           Büyük zaferi, yeni nefeslerimizi yenmeyi başarırsak; kibri, israfı, kul hakkı yemeyi aramızdan kaldırırsak ‘küçük’ zaferler üzerimize yağdıkça yağacak. Zaafı olanın mağlubiyeti olur. Zafiyeti olmayan bir gücü kim, nasıl yenebilir? Büyük savaşı kazanma, yani mümin olmak tüm zaaf deliklerini kapatmak demektir.
Tabiri caizse kale sağlam, savunma taş gibi, orta saha mükemmel oyun kuruyor, forvet kusursuz görev yapıyor; öyle konsantre durumundalar ki becerileri zirvede… Bu takımı kim nasıl yenebilir? Müminlerden oluşan bir grup, işte böyle bir mükemmellik demektir. Allah hayata kanun yazmış: hak eden kazanır. Mümin olmak hak etmek demektir.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya