Anıl Çeçen'i Dinlerken...
Geride bıraktığımız Ocak ayının yirmi sekizinci günü (28.01.2019), Sorgun’dan elli yıllık dostum Ahmet Yılmaz ile birlikte Kabakçı Konağı’nda YOBİDAV’ın (Yozgatlılar Birlik ve Dayanışma Vakfı), her ayın son pazartesi günü düzenlemekte olduğu toplantıya dinleyici olarak katıldım. Konuşmacı konuk Prof. Anıl Çeçen idi. Hınca hınç dolu salonda Sayın Çeçen “Türkiye Neden Böyle?” konulu sunumunu yaptı.
İsmail Aydın
19.02.2019 12:11
174 okunma
Paylaş

Geride bıraktığımız Ocak ayının yirmi sekizinci günü (28.01.2019), Sorgun’dan elli yıllık dostum Ahmet Yılmaz ile birlikte Kabakçı Konağı’nda YOBİDAV’ın (Yozgatlılar Birlik ve Dayanışma Vakfı), her ayın son pazartesi günü düzenlemekte olduğu toplantıya dinleyici olarak katıldım. Konuşmacı konuk Prof. Anıl Çeçen idi. Hınca hınç dolu salonda Sayın Çeçen “Türkiye Neden Böyle?” konulu sunumunu yaptı.

Prof. Anıl Çeçen kimdir? Anıl Çeçen 1948 Ankara doğumlu, TED Koleji ve Ankara Hukuk mezunu. Hukuk profesörü, fikir adamı. Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu ve genel başkanlarından. Adım ve Halkevleri dergilerinin yayımcılarından, Türk-Macar Dostluk Derneği kurucusu. Sendikalizm, Adalet Kavramı, Tarihte Türk Devletleri, Ulusal Sol, Kemalizm, Türkiye’nin Avrupa Macerası, Güncel Kemalizm, Sosyal Demokrasi gibi otuza yakın kitabı ile çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış bol miktarda yazısı bulunuyor.

Sayın Çeçen’in anlattıkları, yıllardır yazıp çizdiklerimizdi ancak bir yanı eksikti. Özetlemeye çalışayım: Türkiye’nin jeopolitik (jeo-stratejik konumuna fazla temas etmedi) konumu ile henüz el atılmamış yer altı ve yerüstü zenginlikleri ve Orta-Doğu dedikleri bölgenin enerji kaynakları onu önemli hale getiriyor ve bu sebeple çeşitli güçlerin ilgisini çekiyor. Mevcut dünya düzenini İngiltere kurmuş, ABD koruyor. Türkiye soğuk savaş dönemi dedikleri iki bloklu dünya düzeninde ABD tarafından cephe ülkesi haline getirilmişti. Günümüzde dengeler değişmiş, Türkiye yeniden merkez ülke haline gelmiştir.  Elbette güç odaklarının hedefi sadece enerji havzalarına hâkim olmak değildi. Dünyaya hükmetmek isteyenler bu bölgeyi ele geçirmek istiyorlardı.

Sayın Çeçen, Türkler hakkında Avrupalıların ileri sürdükleri “ Siz Anadolu’ya Orta Asya’dan geldiniz, sizin yeriniz ora” şeklinde ileri sürdükleri iddiaları da isabetle reddediyor, proto Türk kavimleri olan Sümerlerin, Hititlilerin Milattan önce de Anadolu’da bulunduğunu söylüyordu. Selçuklular dönemiyle başlayan bin yıllık hâkimiyet ise işin cabasıydı.

Türkiye üzerinde oyun oynayanlar terörü destekliyor, İstanbul-Diyarbakır-Kudüs merkezli çalışmalar yapıyorlardı. Bu çalışmanın hedefi Büyük İsrail idi. Türkiye var olduğu müddetçe Büyük İsrail bir hayâlden ibaretti. Ancak bunun biricik şartı Türkiye’nin Ankara’dan yönetilmesiydi. Türkiye’yi yönetenler Ankara-Bakü-Tahran üçgenini takip etmeliydi.

Soru cevap kısmına geçinceye kadar Çeçen Hocanın anlattıkları ana hatlarıyla bunlardı. Yanımda duran Sayın Ahmet Yılmaz’a, Hocanın anlattıkları hakkında ne düşündüğünü sordum: “Tereddütsüz imzamı atarım ancak bir sorum olacak”  dedi ve Sayın Yılmaz söz alarak, “Anıl Hocam, Ankara-Bakü-Tahran üçgeninde Mekke-Medine’nin yeri neresi olacak?” diye sorusunu yöneltti. Anıl Hoca soruyu “Böyle dediğiniz takdirde din devleti anlaşılır, oysa Türkiye laik bir ülkedir” şeklinde karşıladı.

Anıl Hoca başka bir soru üzerine de “Unutmayınız, Komünizmle Kapitalizm kardeştir, Adam Smith ile Das Kapital’in yazarı Karl Marks Yahudi asıllı İngiliz vatandaşlarıdır” dedi.

Soru sırası bana gelmişti. Hocaya meslektaş olduğumuzu bildirerek Sayın Hocam dedim: “Keşke komünizmle kapitalizmin kardeş olduğunu 80’lere gelinceye kadar bizim fakülteli yıllarımız olan 1970’lerde söyleseydiniz de bunca insanımız, ithal kavramlarla ve yabancı ideolojiler uğruna birbiriyle kavga etmeseydi. Az önce anlattıklarınızı su gibi içtim, lakin olayların bir yanını ki, bana göre en önemli unsuru, manevî unsuru ihmal etmediniz mi? Meselâ 1096’da başlayıp Selçuklular döneminde yüzyıl süren, Osmanlılar döneminde ardı arkası kesilmeyen ve halen günümüzde de devam eden Haçlı saldırılarını ve Vatikan’ı nereye koyacağız?” diye bir soru yönelttim.

Anıl Hoca, ben daha sorumu bitirmeden,”Haklısınız” diyerek konuşmaya başladı ve “ 1995 Yugoslavya iç savaşında, Müslüman Boşnakları hedef alan Srebnenitsa’daki katliam emrini de Vatikan vermiştir.” Dedi ve manevi unsur üzerine başka malumatlar verdi.

İsmini duyduğum ancak yakinen tanışmamış olduğum Hocayı sohbet sonunda tebrik ettim ve “Hocam, işin şu manevî unsuru üzerine biraz daha eğilirseniz bu, sizin için de, bizim için de, hepimiz için de iyi olacaktır” dedim. Hoca, talebimi sıcak karşılamış görünüyordu. Toplantıdan ayrılırken, Türkiye cepheleşmeye sürüklenmeden bütün kesimleriyle diyalog halinde bulunmalıdır, diye düşünüyordum. Çünkü dünü, bugünü anlamamız ve dahi köklü problemlere çözüm üretmemiz buna bağlı gözüküyordu. 08.02.2019

Not: Vakıf Başkanı Sayın Durak Turan Düz ve ekibine, sunumu yöneten Sayın Devlet Aksoy’a teşekkürlerimiz tabiidir.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
...