İşaret Taşı

-A A +A

Bu fotoğrafın masalına nereden başlayacağım?

Hive’de gördüğüm şu eski kapının ardından çıkmakta olan adam, sokakta yalnız başına dolaşıp duran fukara bir Özbek’ti. Yüzünde ince bir tebessümle önce bir türbe önünde dua etmiş, sonra yanımdan sessiz sedasız geçip gitmişti.

Çini süslemeli tuğla bina yine Hive’de, ara sokaklardan birinde idi. üzerindeki kitâbe başka bir yapıdan getirilip konuldu yerine.

Taş üzerine oturan dilenciyi İran’ın Şiraz kentinde görmüştüm. Yanında muhtemelen kızı ve torunları vardı. Kızı biraz daha yaşlıcaydı ama yüzünü değiştirip bir Özbek kızcağız haline getirmekte sakınca görmedim. Çocuk böyle bakıyordu işte gelip geçenlere. Acaba bir kaç kuruş bırakırlar mıydı avuçlarına? Üzerindeki kolsuz pembe yelek iyice eskimiş, ayağındaki naylon ayakkabı parmaklarına yara açmıştı. Annesinin kucağındaki kardeş büyüyecek, abla olacak, kendisi de evin koruyucu muhafızı. Bin bir hayal ve rüyası var. Annenin bükük boynu ne vakit düzelecek ve yüzü ne vakit gülecek?

Kenarı kırılmış şu taş oluğu yine İran’da, Tahran’ın eski müzelerinden birinin bahçesinden tanıyorum. Kenarına konan güvercin hangi şehirdendir?

Burada dikili direk Buhara’da, Muhammed Baba Semasî’nin türbesi kenarında öylece duruyordu. Üzerindeki bronz alemde Lafza-i Celâl var. Bir benzerini Danyal aleyhisselâmın türbesi kenarında da görmüştüm. İşaret taşı gibi bir şey. Herkes gideceği yöne dönsün...

Ağaç mı?.. O, Emir Timur’un türbesi avlusundaki dut ağaçlarından biri. Özbek kızlar tepsilere doldurdukları o nefis dutlardan bize sunmuşlardı... Hey gidi günler. Hey eski hatıralar... Merhum Ergun Göze’nin kitabının adı geliyor aklıma: “Yaşasın Hatıralar”...

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 28.03.2017 - 09:31 -211-
Bu sayfayı paylaşın :