İskân Edenlerin En Hayırlısı

-A A +A

Yüce Mevlâ’sı, ebedîyen kurtuluşa erdirdiği nebîsi Nûh aleyhisselâma, münkirlerin tamamen helak edileceği tufandan kurtulmak için gemiye bindiği vakit şöyle dua etmesini emretmişti: “(Ey Nûh!) ‘Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun’ de. Ve de ki: ‘Yâ Rabbi! Beni bereketli bir yere indir. Sen iskân edenlerin en hayırlısısın.’ (1)

Hz. Nûh, Rabbinin bizzat öğrettiği bu dua ile gemiye binmiş, bu dua sayesinde güven içinde bir yolculuk yapmış ve nihâyet yine bu dua sayesinde içinde peş peşe hayırlar göreceği; neslinin çoğalıp yeniden yeryüzünü imar ve inşa edeceği bereketli bir menzile indirilmiştir.

Amansız bir tufanın dalgaları üstünde oradan oraya giden “Sefîne-i Nûh”, yapılan dua ve niyazlar bereketiyle hiçbir zarar görmeden yüzüp durmuş ve nihâyet Cûdî Dağı (2) üstünde durarak, yolcularının sağ salim kurtulmalarını sağlamıştır. Bu, öylesine bir selâmet gemisidir ki, yapılışı sırasında Allah’ın yüce yardımı ile Cebrail aleyhisselâmın desteği, başta Nûh aleyhisselâm olmak üzere kendisine iman eden gönlü temiz mü’minlerin gayreti vardır. Her kerestesi imanla taşınmış, her bölümü inanç ve azimle inşa edilmiştir. Ruh dünyalarında ebedî kurtuluş ümidi taşıyan kahramanların eliyle yapılmış bu muazzam gemi, acımasız dalgalar arasında dahi bir kuğu gibi süzülüp gidecek, hiçbir münkirin ona zarar vermeye gücü yetmeyecektir. Zaten buna fırsat ve imkân bulabilecek durumda da değillerdi. Bir fırın tandırından (3) fışkıran su sebebiyle korkuya kapılmış, yerin altından ve üstünden akın eden kötü kokulu seller sebebiyle canlarının telaşına düşmüşlerdi. Her biri kaçacak bir köşe, sığınacak bir yüksek tepe aramıştı. İçlerinde ne yazık ki büyük Nebî Hz. Nûh’un öz oğullarından biri de vardı. O, kendisini ısrarla çağıran babasına rağmen, “Ben yüksek bir yere çıkıp kurtulurum!” diye bağırmış ve sonra acımasız dalgalar arasında boğulup gitmişti. (4) Yüce Allah, Nûh’un gemisine hiçbir inkârcıyı almama kararı verdiğinden Kavm-ı Nûh topluca helak olmuş, geride medeniyetlerinin bir tek eseri dahi kalmamıştı.

Nûh’un gemisi, kendisine takdir edilen menzilde durup sakinleşince içindekiler birer ikişer inmeye başladılar. Hepsi biliyordu ki, yüce Allah onları selâmet sahiline çıkarmış, iman ve teslimiyetlerini hayatla ödüllendirmişti. Elbette bunun için de sonsuz bir şükür gösterecek, Allah’ın temiz arzını kirletmemek için mücadele vereceklerdi. Kimbilir kaç nesil sürecekti bu temiz inanç ve teslimiyet? Elbette sonrasını yüce Allah bilir, Nûh’un ahfadından da yeni zalim ve yeni inkârcılar türeyebilirdi…(5)

Yüce Allah’ın büyük nebîsine verdiği dersler bütün insanlığa öğretilmiş dersler olduğu gibi, öğrettiği dualar da yine bütün mü’minlere tavsiye edilmiş dualardır. Biz de bir vasıtaya bindiğimiz, bir sefere çıktığımız vakitlerde bu mübarek cümleleri tekrar eder, Rabbimizden sağlık, afiyet ve selâmet talep ederiz. Elbette hep bereketli yerlere, içinde huzurla yaşayıp ibadet edebileceğimiz güvenli beldelere gitmek, böyle temiz ve bereketli memleketlerde yaşamak isteriz. Allah’ın geniş arzı içinde ne kıymetli köşeler, yurt edinilecek ne bereketli topraklar vardır. Kimseye zulmetmeden ve kimseden zulüm görmeden yaşanılan vatanların değeri hangi şeyle ölçülebilir? Fakat şurası da muhakkaktır ki, bu dünyadaki iskânımızın süresi mahduttur. Asıl vatanımız ahiret yurdu ve inşaallah oradaki ebedî Cennet olacaktır. Bunu unutmamız hâlinde ise şu dünyanın gümrah ormanlarının, çağıldayan şelalelerinin ve dahi ekinlerin boy attığı uçsuz bucaksız tarlalarının bir kıymeti olamaz. Haksızlıkla elde edilmiş hiçbir toprak parçası yahut onun üzerinde yükselmiş saltanat tahtının bir faydası yoktur.

Kula düşen, acziyetini ikrâr ile Allah’a sığınmak, her türlü hayır ve bereketi ondan beklemek ve elbette her yer ve zamanda O’nun himayesine sığınmaktır. Eğer O, dünya ve ahirette bizi hayırlı bir menzile indirmez, şerefli bir makama kavuşturmaz ve bizi zillet içinde bırakırsa ebedî bir hüsran kaçınılmaz olur. Aklı başında kimsenin bütün bunları düşünüp yerli yerince hareket etmesi ve duasını daima Rabbine yöneltmesi gerekir. Dünya ve ahirette her türlü iyiliği talep, bir mü’min için asla vazgeçilmez işlerdendir. Mademki talep, zenginler zengini Mevlâ’mıza yapılmaktadır, öyleyse O’ndan, eksik şey istenemez. Sözgelimi, Cennet istenirken: “Yâ Rabbi! Bana bir köşesinden küçücük bir yer versen yeter!” denilemez. Tam aksine “Yâ Rabbi! Sen ki iskân edip konuklayanların en hayırlısısın, öyleyse bizi Cennetin en yükseği olan Firdevs Cennetinde konuk et!” denilir. Yüce Allah, Cennette konuk ettiği kullarını oradan çıkarmayacağına dair söz vermiştir. Rabbimiz ne güzel vekil ve ne güzel yardım edicidir.

1- Mü’minûn, 23/ 28 – 29

2- Hûd, 11/44

3- Mü’minûn, 23/27

4- Hûd, 11/43

5- Bakara Suresinin 124. âyetinde Hz. İbrahim, insanlara önder yapılacağını öğrenince “Soyumdan da (önderler yap yâ Rabbi!)” demiş fakat yüce Allah: “Ahdim zalimlere ermez, (onlar için söz vermedim.)” buyurmuştur. 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.11.2016 - 11:23 -396-
Bu sayfayı paylaşın :