İslam Dünyası'nda Çalışma ve Üretim Sorunu

-A A +A

   Geçmişin başarıları ile övünüp, gelecek adına bir üretim ortaya koyamamak büyük bir gaflettir.  Şu anda İslam dünyasında yaşanan sıkıntıların temelinde bir nebze olsun bu husus yatmaktadır. İçinde bulunduğumuz dönem ifrat ve tefrit ile sınandığımız zamanlardır. Müslüman toplumların bir kesimi aşırı duyarsız ve gevşek bir vaziyet içerisinde iken, bir kısım ise yanlış fikirlerin radikal savunuculuğu ile boğulmuş, terörü haşa cihat yerine koymuş ve uç noktalarda yaşadığımız ekonomiden sanata, ahlaktan siyasete birçok yönden geri kalmışlık; doğru bir analiz ve doğru tedavi uygulanmadığı için büyük bir erozyon haline gelmiştir. Birçoğumuz geçmiş dönemin İslam alimleri ile, Müslüman bilim adamları ile, padişahlar ile övünüyoruz, fakat ilerisi için ortaya ne koyabiliyoruz? İşte bunun sorgulamasını yapmamız gerekmektedir.

   Esasen İslam dünyasını geri bırakan unsurların başında ‘’doymuşluk’’ gelir. Birçok bilim insanı, büyük devlet adamları ve alimler yetiştiren bu topraklar; 16. ve 17. Yüzyılın ardından önce durakladı ve ardından gerilemeye başladı. Hazinenin ağzına kadar dolması, büyük fetihlerin yapılması ve dönemin ilim merkezi olunması bu toprağın insanlarını rahata sevk etti ve doymuşluk hissi yarattı. Önceki dönemlerde geri kalmış vaziyette olan Batı dünyası ise Rönesans ve Reform hareketleri ile kendi içerisindeki problemleri hallederek aydınlanma dönemine girdi. Emperyal düzenin miladı olan coğrafi keşifleri yaparak dünyayı sömürge düzenine çevirdi ve ekonomisini düze çıkardı. Doğudan aldığı ilmi geliştirdi ve yeni buluşlarla bizi yakaladı ve geçti. Biz bu durumu algıladığımızda ise çok geç kalmıştık. Doğru tedaviyi de uygulayamadık ve halen 21. Yüzyılda dahi bu geri kalmışlığı düzeltemiyoruz. Hatta düzeltmek için adım dahi atamıyoruz. Çünkü belli meseleleri henüz aşamadık. Aşamadığımız başlıca meseleleri üç ana başlıkta toparlayabiliriz. Bunlar mezhepçilik, terör ve üretim sorunlarıdır.

-Mezhepçilik

   İslam dünyası suni bir şekilde Şii-Sünni şeklinde iki temel mezhebe bölünmüştür. Bu mesele aslında müslümanların ortak acıları temel alınarak yaşanan bir bölünmedir. Ehl-i Beyt’ten Hz.Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin yaşadığı acılar müslümanların ortak acılarıdır. Bu acılar üzerine yapılan siyaset bölünmüşlüğü derinleştirmektedir. Böyle bir çekişmede emin olun ne Şiiler ne Sünniler kazanan taraf olmayacaktır. Aksine kaybeden tüm müslümanlar olacaktır. Nitekim Batılılar da bu yarayı ısrarla kaşımaktadır. Bu iki mezhep dışında İngiliz menşeili Vehhabilik ve Bahailik gibi mezheplerde ayrılıkları derinleştirmekten başka bir işe yaramamaktadır.

-Terör

   Bugün maalesef dünyanın birçok yerinde terör ve İslam kelimeleri yan yana kullanılmaktadır. Batılılar kendi üretimleri olan DAEŞ,  El-Kaide gibi terör örgütleri üzerinden bu topraklara ayar vermektedir. Demokrasi ve insan hakları havarisi olan Batı, bu örgütleri mağlup ederek tüm dünyaya adalet ve demokrasi götürmektedir (?) . Eğer İslam devletleri kendi içerisinde birlik olup bu terör örgütlerini yok etmezse adalet ve demokrasi gelmeye devam edecektir.

-Üretim

   En büyük problemlerden biri ise ‘’üretim’’ problemidir. Sanayi alanında, teknoloji alanında ortaya bir üretim konulmazsa yani hazır yiyicilik devam ederse ilerlemek mümkün olmayacaktır. Hazır yiyicilikten kastım özellikle Suudi Arabistan, Dubai, Kuveyt gibi Arap ülkeleri içindir. Bu ülkeler petrol satışı ile para içerisinde yüzmesine rağmen, bir toplu iğne dahi üretememektedir. Muhtemelen uzun vadede bu durum onları hüsrana uğratacaktır.

Tabi üretim meselesi ortak pazar, ortak ekonomi ve güçlü ticari ilişkileri gerektirmektedir. Bunun içinde ülke yöneticilerinin feraset sahibi olması gerekir. Bu problemler işbirliği yaparak çözülmezse, sıkıntıyı da yine bu işbirliğini yapmayan ülkeler çekecektir.

   Aslında en genel bakış açısı ile bakacak olursak; eğitim sorunu çözülmediği sürece,bu problemlerin tespitini bile yapmaktan aciz insan yığınları sokakları dolduracaktır. Bugün İslam ülkelerinde okuma-yazma oranları dahi maalesef yerlerde sürünüyor. Bizim ülkemizde ise bu oran diğer İslam ülkelerine kıyasla daha yüksektir ancak biliçli ve nitelikli insan sayımız yeterli değildir.

   Netice olarak eğer beleşçi, havaleci olup sorumluluktan kaçarsak ve kendi göbeğimizi kendimiz kesmeyip başkalarını beklersek, kalkınmayı da huzuru da ancak rüyamızda görürüz. Batıyı merkez almayı bırakıp kendi değerlerimizi doğru bir şekilde yorumlamamız, buna uygun sistem geliştirmemiz ve bu uğurda karınca gibi çalışmamız gerekmektedir.

 İBRAHİM BİLGİÇ

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.10.2016 - 15:44 -637-
Bu sayfayı paylaşın :