İslam Düşünce Tarihinde İmam Maturidi ve Maturidilik

-A A +A

1.   BÖLÜM

       İslamiyet birliği ve bütünlüğü emrettiği halde, mezheplerin hangi sebeplerle doğduğu sorusunu cevaplandırmak, Mezhepler Tarihinin çalışma alanıdır. Bilindiği üzere, günümüzde bildiğimiz mezhepler Rasulullah zamanında yoktu. Mezhepler İslam toplumunda sorunların ortaya çıkması ile doğmaya başlamıştır. İlk Müslümanlar, sorunlarını doğrudan Rasulallah’a aktarıyorlardı. O’da bunları tek otorite olarak ya hemen çözüyor, ya da o konu hakkında bir vahiy gelmesini bekliyordu. Bilinen ilk ihtilaf, Rasulullah hasta yatağında iken vefatından kısa bir süre önce çıkmıştı. Daha sonra, vefatı nedeniyle, yerine devlet başkanının (emir) seçilmesi hususu da tartışmaya neden olmuştu. Ancak bütün bunlar, ilk zamanların önder sahabelerinin (Hz.Ebubeki, Hz ömer gibi) yerinde müdahaleleri ile çözümlenmiş ve en azından o dönem için sorun olmaktan çıkmıştı. Bu yazı ile ele alınan konu, mezhepler ve doğuş nedenleri olmadığından, bu hususta detaylara girmeden, İslam İtikadi Mezhepler alanında ün kazanmış, çoğunlukla da Müslüman Türkler tarafından benimsenmiş, büyük İslam - Türk bilgini İmam Maturidi ve  onun görüş ve düşüncelerini, kısaca anlatmaya çalışacağım.

     A.  MEZHEP VE BAŞLANGIÇTAN GÜNÜMÜZE BAZI MEZHEPLER                                          

      Biz, inanç ve düşünce dünyamızda yer alan bütün dini gurupları mezhep diye ifade ediyoruz. Hal bu ki, “mezhep”, genellikle ve İslam kültür terminolojisinde, sadece muamelat ve fıkıh ile ilgili alanda teşekkül etmiş zümreler için kullanılmıştır. İtikatla ilgili zümreler için ise, ilk kaynaklardan itibaren, “fırka” ismi geçmektedir. Daha sonra, bütün dini söylemli guruplara mezhep denmeye başlanması, Osmanlılara (Türklere) ait bir uygulama olduğu bilinmektedir.

     İslam düşünce dünyasındaki tüm itikadi mezhepler, Kur an Kerim’in daha iyi anlaşılması ve  Sünnet-i nebinin daha iyi yorumlanması amacında olduklarını ileri sürerler. Ayrıca her biri bu konuda, en iyinin kendileri olduğunu da iddia ederler.

     Mezheplerin, İslam toplumlarında ayrılık görüntüsü vermeleri bir realitedir. Ancak onların meşruluğu ve İslam dairesi içerisinde kalabilmeleri için, en azından, şu temel değerlerde birleşmeleri bir zorunluluktur. Bunların: Birincisi TEVHİD, ikincisi NÜBÜVVET,  üçüncüsü ise mead dediğimiz AHİRET inancıdır. Pek tabiî ki bunları yeterli bulmayıp başka esasların ilavesi de mümkündür ve hatta gereklidir de denebilir.

     Başlangıçtan günümüze kadar gelen itikadi mezheplerden bazıları şunlardır: HARİCİLİK, MÜRCİE, MUTEZİLE, ŞİA (İmamiyye Şiası, Zeydilik, İsmaililik, Dürzilik, Nusayrilik)  MATÜRİDİLİK, EŞ’ARİLİK, YEZİDİLİK, VEHHABİLİK, BABİİLİK, BAHAİLİK, KADIYANİLİK

                                                                        

      B. MATURİDİ ve MATURİDİLİK

         Asıl adı Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mansur olan Maturidi, X. Asırda Maveraünnehir’de ki Özbekistan’ın önemli merkezlerinden olan Semekant’ın Matürid köyünde,Türk bir anne ve babadan doğmuş; ve yine kendi köyünde H.333/M.944 de vefat etmiştir. Kısaca adı Ebu Mansur el-Maturidi olarak bilinmektedir.                                     

    Yaşadığı Bölgenin Sosyal ve bilimsel ortamı içerisinde Maturidi:

     Yetiştiği dönem, Abbasi devletinin zayıflamasından sonra Maveraünnehir’de (Ceyhun ırmağının doğu ötesi) kurulan, ilim adamlarını himaye etmesiyle ve ilmi çalışmaları desteklemeleriyle ünlü SAMANİ HANEDANLIĞI’NIN (261-390/874-999) en parlak dönemidir. Öyle ki bu imparatorluk döneminde, başta Buhara ve Semerkant olmak üzere tüm Maveraünnehir, ilim ve sanatta, o zamanın ünlü İslam beldesi olan Bağdat’ı bile geride bırakacak seviyede ilerlemiş Türk beldeleriydi.                                                                                                                                                                                                      

      Maturidi’nin doğduğu yıllarda Maveraünnehir/Semerkant, önceleri Abbasi devletine bağlı yarı otonom, sonraları ise ondan ayrılıp müstakil bir devlet olan Samaniler yönetimi altındaydı. O yıllarda Abbasi iktidarlarınca baskı gören Haricilik, Mürcie, Mutezile, Zeydilik, İsmaililik gibi mezhepler; baskının olmadığı bu bölgede görüşlerini yaymaya çalışmışlardır. Bölge de Çin ve Hint menşeli dini ve felsefi çeşitli inanç guruplarının varlığı da hesaba katılınca, bölgede, mezhepler arası sert tartışmaların yaşanması da kaçınılmaz oluyordu.                                 

        İmam Matüridi, başta İmam Azam Ebu Hanife’nin öğrencileri olmak üzere, bölgenin değişik hocalarından dersler görmüştür. Semerkand’da Ebu Hanife’nin, itikadi ve fıkhi     görüşlerinin felsefi ve teolojik temellerinin tartışıldığı “Daru’l Cüzcaniyye” adıyla bilinen bir medrese bulunmaktaydı. Burası, Maturidi’nin de eğitim gördüğü önemli bir medrese idi.

       Maturidi,  İmam Azam’ın, Kur’an ve Risalet merkezli din anlayışına hayranlığını açıkça dile getirmekten hiç çekinmemiştir. Aynı zamanda O’nun dinde aklın yeri ve önemi hususunda ki görüşlerini de benimsemiştir.  Maturidi’nin, Vahiy ve risalet üzerine yapmış olduğu çalışmalar sonucu ortaya koymuş olduğu fikirleri, daha sonra Maturidilik ya da Maturidiyye Mezhebi olarak isimlendirilmiştir. Maturidi’ye nisbet edilen bu itikadi mezheb, başta; el-Hakim es-Semerkandi/951 ve Ebu Muhammed Abdulkadir b. Musa Pezdevi/999 olmak üzere Matüridiyye ekolüne mensup olan Ebu Muin Nesefi//1142, Ömer Nesefi/1144, Buharalı Nureddin es-Sabuni/1184 gibi birçok ilim ve fikir adamı tarafından benimsenmiş ve halka tanıtılıp yayılmıştır.                                                                                                                               

     Eserleri:                                                                                                                                          

     Kendinden sonra ki pek çok alim,  Maturidi’nin pek çok eserinden, kitaplarında ona atıf yaparak bahsetmelerine rağmen, günümüze ulaşan ve ona ait olduğu şüphesi taşımayan ancak iki eseri mevcuttur. Diğer eserlerinin akıbeti hakkında bir bilgiye rastlanmadığı, belirtilmektedir. Yayımlanmış olan mevcut eserleri:” Kitabu’t Tevhit” ve ” Te’vilatu’l Kur’an” dır.  Ayrıca bugünler de “Te’vilatu’l Kur’an” adlı ünlü Kur’an yorumunun Türkçe tercümesi de  yapılmakta ve devam etmektedir.

 

Kategori: 

1 Comment

Teşekkür

Teşekkür

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 31.12.2016 - 12:11 -1,700-
Bu sayfayı paylaşın :