+A A -A

İşletmelere "Canlı Organizma Refleksi" Kazandıran Yönetim Modelinin Kâşifi.

-A A +A

AMASYA (Ana Haber Gazete) Edib Ahmet CEYLAN

           Merzifon Belediyesi tarafından düzenlenen  3. Kitap   fuarına Amasya ilimizden araştırmacı ve yazar Ercan Aydın davet edildi. Yazar Aydın, 31Mart 08 Nisan tarihleri arasında Merzifon kitap fuarında Kutupyıldızı Yayınevinden çıkan kitaplarını imzaladı.

           Araştırmacı ve yazar Ercan Aydın gittiği kitap fuarları ile ilgili izlenimlerini gazetemiz Amasya İl temsilcisi Edib Ahmet Ceylan ile şöyle paylaştı:

-           8 Nisanda Merzifon kitap fuarında İmza günü düzenledin. Fuar izlenimlerinizi anlatır mısınız?

Değerli hocam fuar alanları havaalanı pistleri gibidir. Bir milletin uçuşa geçtiği mecralar. Fuarlar bu denli önemli. Bu sebeple her il’de düzenlenmeli. Merzifon kitap fuarını tertip edenleri kutluyorum. Bildiğin gibi gelecek ay Malatya kitap fuarındayım. “düşüncenin dilini” konuşan tüm dostları beklerim.

-           Sayın Aydın gençlere yazarlıkla ilgili söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

-      Elbette var. Değerli Hocam, sizin de bildiğiniz gibi yazarlıkta iki yol var:

1)   Olanı en iyi yazacaksın

2)   Olmayan bir şey yazacaksın.

Benim eserlerim alternatif düşünce tarzında yazıldı. Yeni şeylerden bahsediyorum. Kaynağım yönetim bilimine tasavvuf bakış açısıyla bakmak. Tarz konusuna girmeyeyim şimdi. Kendimin alternatif bakış açısı derken nelere değindiğimden bahsetmek isterim müsaade edersen.


           Kutupyıldızı yayınevinden çıkan;

 1.Kitabımı biliyorsunuz: Yönetime Benlik Yaklaşımı (Tevazu ve Kibir). Çağımızın öne çıkan değerlerinden biri bildiğiniz üzere ölçülebilirlilik. Peter Drucker'in sözünü önemsemek zorundayız: "Ölçemediğini yönetemezsin". Peki, tevazu ve kibir kavramları ölçülebilir midir? Bakış açımızı değiştirirsek ölçülebilir olduğunu görürüz. Tevazuyu ve kibri iyi ya da kötü yapan ölçü hukukilik olduğunda kavramların ölçülebilir olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Çünkü Hukukilik nesnel kriterlere bakar. Yönetime benlik yaklaşımı böyle bir arka planla yazıldı. Yönetimin akıl tarafı olduğu kadar benlik tarafı da var. Belki en önemlisi benlik. Kitabın alternatif bakış açısı burası: akıl değil benlik açısından bakılıyor olması. Bir yöneticinin benliği tevazuya ya da kibre dönüştüğünde ne gibi anlamlar taşıdığı işlendi. Kısacası benliğin etkinlik ve verimliliğe etkisi işlendi. Benlik yüksek hayat enerjisi taşır. Yönetici-paydaş, yönetici-işgören, işgören-müşteri gibi ilişkileri en çok benliğin tutum ve davranışları belirler. Bunu bilmeliyiz. Yönetim fonksiyonlarına benlik açısından bakmak zorundaydık... Önemli bir alanı doldurduğuma inanıyorum.
           2.Yine Kutupyıldızı yayınevinden çıkan ikinci kitabım olan Mükemmel Yönetimin Ruhu(Üçüncü Prensibin Kimyası) en çok sevdiğim kitabım oldu.
İşletme yönetimi açısından şu ana kadar ulaşılmak istenen ama bir türlü ulaşılamayan model, canlı organizma refleksi gösteren işletme modelidir. Ama nasıl ulaşacağız? Bu sorunun cevabını usta-çırak ilişkisi olarak düşünmüşlerdi ama yetmedi. Tüm hiyerarşik yapıyı ele almamız gerektiğini gördük. Alternatif bakış açısı yine yönetim alanına hâkim oldu ve bu beklentiye cevap verdi. Şöyle ki ortalama bir işletmenin hiyerarşik yapısında 7 skala olduğunu biliyoruz. Bunlar sırasıyla; çırak adayı, çırak, kalfa, usta, müdür, genel müdür yardımcısı, genel müdür ve patron(ceo) olarak sıralayabiliriz. Peki, usta-çırak yanında müdür-usta, patron-genel müdür gibi ilişkileri nasıl tanzim edeceğiz? Kitapta tasavvufun bütüncül bakış açısı ile tüm hiyerarşik yapıya nasıl canlı organizma refleksi kazandıracağımızı işledik. Yönetime tasavvuf metodoloji ile baktığımızda tüm bunları çok rahat görüyoruz.  Alternatif bakış açısı derken bunları kastediyorum. Üzerinde çalıştığımız disiplinlere alternatif bakış açısıyla bakarsak çok rahat yol alabildiğimiz görülecektir. Şimdiye kadar işletmeciler bu bakış açısını nasıl keşfedememişler hayret doğrusu…

           3. Kitabım Uygulamalı Kaos Teorisi (Altın Oranlı Büyüme Modeli) hepten ilginç. İşletmecilikte çığır açacağına inanıyorum. Yine alternatif bakış açısıyla kurama baktığımızda çığır açıcı etkiyi görebiliyoruz. Her şey aydınlandı.     

           Kuramın eksik halkası böylece tamamlandı. Şöyle izah edeyim:
İşletme yönetimi evrimsel seyir izledi.  Herkesin bildiği gibi seyir klasik yaklaşımla başladı. İşe yönelikti. Burada etkinliğin, verimliliğin ve karlılığın düşük olduğu gözlendi. Arkasından neoklasik yaklaşım geliştirildi. İşçiye yönelikti. Bu da yetersiz kaldı. Modern yaklaşım geliştirildi. Durumsallık ve sistemlilik esastı. Yetersizliği Toplam Kalite Yönetim yaklaşımını getirdi. Müşteri odaklıydı. Bunun da fiyaskoları gözlenince İşletmeler modelleme açısından artık kısır döngü içine girmiş oldu. Gördük ki asıl sorun bir türlü tespit edilemiyordu. Buradan itibaren bakış açımızı değiştirmeliydik. Etkinlik ve verimlilikte sorunun; ne iş, ne işçi, ne müşteri olduğunu gördük. Sorun; yöneticinin bizzat kendisiydi. Kimse yönetici sorunsalına cesurca yaklaşmadı. Uygulamalı Kaos Teorisinde öncelikle yönetici sorunsalına değindik. Sorunu sorunsal olmaktan çıkardık. Sorun kendini mükemmel gören, kendisinde üstün güç gören bencil yöneticilerdi. Onlar ne yaparsa zaten en iyisi yapmaktaydı sanrısı içindeydiler. Konunun yönetici tarafını bir tarafa bırakalım; kitabın asıl çarpıcı tarafı Kaos Kuramına uygulama içermesidir. Teori, dokunduğu her şeyde çığır açarken ekonomi halkası eksik kalmıştı. Hisse senetleri üzerinde çalışıldı ama başarısız oldu… Günümüz işletmeleri sabit ve statik yapıdadır. Uygulamalı Kaos Teorisi ile kaotik işletme modeli tasarlamış olduk. Kaotik davranan piyasa koşullarına uygun kaotik çalışan işletmeyi böylece keşfettik. Sayısal yöntemlerle hazırladığımız bu kitap Bilgi Çağının öngördüğü işletme modeli olmaya adaydır.

-           İlginç fikirleriniz ve ölçülebilir yaklaşımlarınız olduğu sözlerinizden anlaşılıyor.  Yeni bir kitap çalışman var mı? Ve bazı temel amaçlarınızdan bahseder misiniz?

-           Değerli Hocam: Aslına bakarsan kitaplarımdaki çatı düşünce, bilgi çağını yakalamaktır. Hatta bilgi çağına lokomotiflik edecek düşünce tarzları geliştirmektir. Değerli Prof.Dr. Nevzat Tarhan Beyin bilgi çağı yerine “bilgelik çağı” kavramını kullanması isabetli buluyorum. Bizde sonuçta “bilgelik çağı”na ulaşmanın yollarını aradık. Şimdi yayına hazırlanan dördüncü kitabımın konusu Bilgi Çağında Devlet. Tamda şu lokomotiflik dediğimiz düşünce kalıplarının ta kendisi. Kitap aynı zamanda bu ismi taşıyacak. Konu hakkında çok kısa bilgi vermek isterim:

Düşünce adamlarının hatta büyük yatırımcıların Bilgi Çağının meyvelerini toplamaya başladığı bu dönende, devlet sistemi nasıl olacak onu öngörmeye çalışıyorum. Bilgi Çağında yeni mülkiyet alanları gelişiyor. Bitcoinde, Facebook da olduğu gibi(sosyal medya araçları miras bırakılabiliyor). Elbette devlet sistemi de kendine özel gelişim gösterecek. Ama nasıl? Kimsenin öngörmek istemediği bilgi çağında devlet sistemini çok basit ve anlaşılır dille ele aldım. Çünkü yine tasavvufun bakış açısının bu tür tüm sorulara cevap verdiğini biliyordum. Şimdi konuya şu açıdan bakalım: Monarşik devlet sistemleri döneminde (krallık, padişahlık..) birileri Modern devlet sisteminden bahsetse idi bu durum ne kadar anlaşılırdı. Kuvvetler birliği olan monarşi yerine kuvvetler ayrılığına göre devletler kurulacak dense bunu kim kabul ederdi. İşte bilgi çağında oluşacak devlet sistemleri de modern devlet sisteminden öyle farklı olacak. “Bilgi Çağında Devlet” isimli kitabımda bunları açıklıyorum. Diğer bir amacım, buradan hareketle Bilgi Çağının işletme organizasyon yapısına ulaşmaktı. Bu konuda da ilginç bilgi ve bulgulara ulaştım. Çok yakında kitap Kutupyıldızı yayınevinden çıkacak.

- Tüm bu verimli çalışmalarından biran önce yetkililer haberdar olmalı. Bilişim teknolojilerinde treni kaçırmak üzereyiz. Pardon şöyle diyelim, bilişim teknolojilerinin vagonları senin önerdiğin lokomotifi takip ederse gelecek yüzyılda millet olarak güçlü yerimizi almış oluruz gibi geldi bana. Sana da sanki bilgi çağının Montesquieu’su mü demeliyiz. Şimdi öyle geldi bana. Peki, seni buralara taşıyan başucu kitabın ya da kitapların ne oldu, kimlerden beslendin?

- Bilgi Çağının Montesquieu’su tanımını beğendim açıkçası. Umarım dediğin gibi olur… Beslendiğim kaynakların başında Cemil Meriç'in eserleri geliyor. Cemil Meriç başucu kitabı oldu. Bunun yanında doğudan İmam Gazali ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ile batıdan Eflatun ve Montesquieu hayran olduğu mütefekkirler arasında yer almaktadır.

- Sonuç olarak okurlarınıza tavsiyeniz ne olur?

- Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim üç tavsiyem vardır.

1) Özgüvenli olmalarını,

2) Kendilerine bir usta bulmalarını,

3) Çok çok okumalarını tavsiye ederim.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.04.2018 - 09:52 -445-
Bu sayfayı paylaşın :