İyi Haber Duyma İhtiyacı

-A A +A

Yazılarımı düzenli izleyen sayın okuyucularım farketmişlerdir. Son birkaç yazımı Irak Suriye eksenindeki gelişmelere hasrettiğimi ve genellikle karamsar yorumlarda bulunduğumu biliyorsunuz. Bu biraz da psikolojisini en kötü habere göre tahkim etmek isteyen kişinin haline benziyor. Bu karamsar ortam içinde duyacağımız birkaç iyi haber hem bizi sevindirecek hem de psikolojimize iyi gelecek. Biraz da ondan.  Yoksa olaylar ne simsiyah ne de bembeyaz.

 Buna benzer bir psikolojiyi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok kent ve kasabasında devam eden hendek savaşları sırasında da yaşadım. Her gün  sekiz-on şehit haberleriyle içimiz yanarken satır aralarında hep teröristlerin hendeklerden tünellerden sokak aralarından tamamen sökülüp kazındığı haberlerini arıyordum. Ha bugün ha yarın derken, nihayet o haber bir gün geldi. Ama onca verilen şehitlerden, harap olmuş şehir ve kasaba manzaralarından, habere sevinmeye mecal  kalmamıştı.

Dikkat ediyor musunuz, El- Bab savaşını da aynı duygularla izliyoruz. Orası da bir vatan parçası. Özellikle tarihçi Enes Demir’in yeni çıkan kitabı “Arşiv Kaynakları ve Salnameler Işığında El-Bab Tarihi” kitabını okuduktan sonra. Halep, Dabık, El Bab ve daha şimdilerde “Suriyedeki” diye işaret ettiğimiz bir çok kent ve kasabalarda, özellikle İstiklal Harbi dönemlerinde Arap ve Türkmen gönüllülerden kurulan Kuvvayı Milliye güçlerinin Fransizları nasıl darmadağın ettiğini öğrendikten sonra bu duygum kat kat güçlendi. Şimdi düşünüyorum ağzını açınca ”Bizi arkadan hançerleyen Arap” diye başlayan ve “Ne işimiz var oralarda” diye devam edenler bu gerçekleri görürler mi? Hiç sanmam. Onların ki tercihli cehalet.

  Düşmanin adı değişse de kullandıkları yöntemler tıpatıp hendek teröristleriyle aynı. Aynı resimler aynı haberler geçiyor ajanslardan. Bu arada, El-Bab kasaba merkezinin İŞİD ten temizlendiği haberi yaz sıcağında serin sular gibi ferahlatıcı geldi. Ama savaş burada bitmiyor. Daha atılacak adımlar var. Bundan sonrası için gözlerimiz kulaklarımız Atlantik ötesine dikildi. Neden oradan gelecek “iyi haberler”e diktik kulaklarımızı? Çünkü ABD yi hesaba katmaksızın, onunla ortak bir strateji içinde hareket etmeksizin Suriyede işlerimizin yolunda gitmesi çok zor. İmkansız demiyorum, ama büyük bedeller ödememizi gerektirecek kadar zor. Hele İran ın giderek daha yüksek sesle horozlandığı bir ortamda. Gerçek bu.

İşte Trump Başkanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren seferber olduğumuz gerçekleştirmeye çalıştığımız şey bu. Bu uğurda İsrailin Batı Şeriada yeni yerleşimler kurma kararına, Kudüste Ezan yasağına, Trump’un yedi İslam ülkesine koyduğu vize yasağına ses çıkaramadık. Dünyanın Hıristiyan halkı “ben de Müslümanim” sloganıyla bu kararı protesto etmesine rağmen bizde tıs yok. Hepsinin sebebi, Obama döneminde  sarpa saran ilişkilerimizi yeniden Türkiyenin çıkarlarına uygun bir istikamete çevirme çabası. Bunun gerçekleşmesi elbette ki ABD deki karar alıcılarını “bunun onların da çıkarları için en iyisi olduğuna” ikna edilmesi ile olur. Bunda ne kadar başarılı olduğumuz 28 Şubattan sonra ortaya çıkacaktır. Bilindiği gibi Trump Pentagon’a Şubat sonuna kadar yeni bir Ortadoğu stratejisi hazırlamaları için talimat vermişti.

O arada başta Trump- Erdoğan telefon görüşmesi olmak üzere, CIA başkanı, ABD Genel Kurmay Başkanı, Başkan yardımcısı gibi birçok üst düzey Amerikalı ile diplomatik trafik yaşandı.  Bunlardan biri de Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilen ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı ve Arizona senatörü John McCain’ idi. Bu görüşmenin ardından yaptığı yazılı açıklamada ‘ABD’nin Rakka operasyonu için Türkiye ile birlikte çalışması gerektiğini’ söyleyen John McCain’in ikili oynadığı anlaşıldı. Amerikan Wall Street Journal gazetesi Türkiye ziyareti öncesinde McCain’in Suriyede, PYD’nin elebaşlarıyla bir araya geldiğini iddia etti. Konu hakkında Rus haber ajansı Sputnik’e bilgi veren SDG’li bir isim de ‘McCain’den ağır silah sözü aldıklarını’ belirtti.

İşte durum bu! Bunların hangi sözüne güveneceksin?  Başka bir ABD li üst düzey yetkili de  Genel Kurmay Başkanı Josph Dunford. Orgeneral Dunford, Washington merkezli Brookings Enstitüsünce düzenlenen “Global Tehditler ve ABD’nin Ulusal Güvenlik Öncelikleri” panelinde konuştu. DEAŞ’a karşı mücadeleyi hızlandırmak için Başkan Donald Trump’asunacakları seçeneklerin Türkiye ile ABD arasındaki güçlü ittifakı devam ettirmek ile tutarlı olmasını dikkat edeceklerini” söyledi. Çölde susuz kalmış bir insanın özlemi ile “iyi haber” beklentisi içinde olan bizler buna ne kadar inanalım?

Bence en başta da belirttiğim gibi, kendimizi en kötüsüne göre hazırlayalım ki, hem hazırlıksız kalmayalım, hem de haberler iyi çıkarsa seviniriz hiç olmazsa. Ne dersiniz?

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.02.2017 - 15:56 -462-
Bu sayfayı paylaşın :