İyilerle Birlik Olmak

-A A +A

Yüce Rabbimizin, kitabında sık sık kendilerinden bahsedip övdüğü “akıl sahipleri” kimlerdir? Bunlar zekâ seviyeleri yüksek mütehassıslar, pek çok ilim tahsil edip yüksek pâyeler elde etmiş bilim adamları, ödül sahibi akademisyenler yahut pek kıymetli eserlere imza atmış yazarlar, şairler, edipler midir? Bütün bu hasletlerin iman ve teslimiyetle taçlanmaması durumunda Hak katında bir değeri var mıdır? Yerlerin, göklerin ve aralarında mevcut canlı ve cansız varlıkların yaratılış hikmetini kavramamış, gece ile gündüzün peş peşe gelmesindeki yüksek gayeyi, düzeni, şaşmazlığı idrak edememiş kimse akıl sahibi sayılabilir mi? Tefekkür, insanın kendi içine dönüp gerçeği kavramasıyla sonuçlanmıyorsa her hangi bir anlam ifade eder mi? Hayat ve ölümün sırrına dair pek çok felsefî izah getiren ve fakat derin düşünme ve çalışmasının sonunda yüceler yücesi yaratıcıyı inkârla, her şeyi tesadüflere bağlayan kimse akıl sahibi midir?

Akıl, aslında, Allah’ın varlığını, tekliğini ve sonsuz kudretini kabul etmek zorunda olan ve yine O’nun yaratıp kendisine bu temyiz gücünü verdiği müstesna bir varlıktır. Ancak Hak katında bir değer taşıması için ezelî ve ebedî hakikat olan vahyi tasdik etmesi ve gayba dair bir imanı kabullenmesi gerekir. Aksi takdirde içi çürümüş kof bir ceviz kadar değersiz hâle gelir.

Gerçek akıl sahipleri, Allah’ın kendilerine gönderdiği peygamberleri ve onlara inzal edilen her vahyi kabul edip, başlarını Rablerinin huzurunda edeple yere eğen kimselerdir. Ayakta dururken, otururken yahut yanları üzerine yatmışken Allah’ı zikreden kimseler…(1) Vahyin, önlerine açtığı geniş bakış açısına sığınarak, derin bir tefekkürle, dünya hayatından sonra bir de ahiret hayatının var olduğu inancını ruhlarının ta derinliklerinde duyan, oradaki Cehennem azabından kaçınanlar...

Bu akıl sahipleri Allah’a teslimiyetin gerçek bir kurtuluş olduğu bilinciyle, başta namaz olmak üzere bütün ibadet ve niyazlarını Rablerine yöneltir, O’ndan yardım isterler. Çok çetin olan azabının, rezil ve rüsva olduğu için utanç içinde kalan Cehennem yarânına ulaşacağını bilir, onlar arasında olmaktan şiddetle kaçınırlar. Bütün gayeleri, kendilerine “Ebrâr” denilen gerçek akıl sahipleri, yani peygamberler, velîler, sıddîk ve şehidlerle beraber olmaktır. Dua ve niyazlarında hep bu isteği dillendirir: “Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, ‘Rabbinize iman edin!’ diye seslenen davetçiyi, senin son peygamberin Hz. Muhammed aleyhisselâm ile ona inzal ettiğin mukaddes kitabı işittik ve hemen iman ettik. Artık bizim büyük ve küçük bütün günahlarımızı örtüp, bağışla. Rûhumuzu iyilerle beraber al…” (2) diye dua ederler. Onların bu samimi niyazları elbette karşılıksız kalmayacak, yüce Mevlâ’ları, kadın veya erkek, kendi uğrunda çalışıp çabalayan hiçbir kimsenin emeğini boşa çıkarmayacaktır. Allah azze ve celle’nin, dünya müstekbirlerinin zulüm ve baskısıyla yurt ve yuvalarından çıkarılıp, hicrete mecbur edilen kimselerin kötülüklerini örteceğine ve onları içlerinden ırmaklar akan Cennetlere girdireceğine dair va’di vardır. Bu, öylesine büyük bir mükâfaatır ki, değerini akıl sahibi mü’min kimselerden başkası anlayamaz.

İnkârcıların dünya hayatında elde ettiği bazı kazançlar ve eriştikleri rahatın bir kıymeti yoktur. Zira ahirete nazaran dünya hayatı gelip geçici ve çok kısa süren bir hayattır. Kim fâni olanı bâki olana tercih ederse, gerçek bir ziyana düşmüş olur.

Muhterem kârî!

Hak teâlâ kulunun kendisine yalvarması ve hâlini ona arz etmesinden memnun olur. Zira bu, kulun kendisini yoktan var edeni tanıyıp, O’na teslim oluşunun belgesidir. Pek çok hata yapmasına rağmen, her seferinde “Rabbenâ” yani “Ey bizim Rabbimiz!” diyerek iltica eden kimse için Mevlâsı: “Mademki kulum kendisini affedecek bir Rabbi olduğunu bilmiştir, öyleyse ben de onun ümidini boşa çıkarmayacağım.”  diyecektir. (3)

Kur’an’ın öğrettiği bütün dualar, kabûle mazhar en yüce dualardır. Nitekim bunların bir kısmı peygamberlere, meleklere, takva sahibi kimselere, sıddîk ve şehidlere ait dualardır ki, kabul edildikleri yine Kur’an âyetlerinde açıklanmıştır. Bize düşen ise, bu mübarek duaları ezberlemek, manaları üzerinde düşünmek ve içli seslenişler hâlinde Rabbimize arzetmektir. Hamd ve senâ O’nadır.

1- Âl-i İmrân, 3/191

2- Âl-i İmrân, 3/193 

3- Buhârî, “Tevhid”, 35; Müslim, “Tevbe”, 29, Hadis no: 2758

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.11.2016 - 12:55 -839-
Bu sayfayı paylaşın :