Kabeye Tepeden Bakan Hilton

-A A +A

                “Sheraton’un Gölgesinde Kalan Mabed” başlıklı yazımda Kocatepe Camii’nin dış aydınlamasının yaklaşık bir yıldır bozuk olduğunu, bu sebeple mabedin Sheraton gibi bir otelin gölgesinde kaldığını, bunun da canımı sıktığını yazmıştım. Adı geçen yazı için yorum yazan değerli okurum Ömer Faruk Bey, “Benim canımı da güzelim Kâbe’mizin etrafını saran oteller ve buna ses çıkarmayanlar sıkıyor” demiş ve bize katıldıklarını ifade etmişler. Telefonla arayan okurlar da Ömer Faruk Bey gibi düşünüyorlardı. Halen Ankara’da görev yapan Noter bir meslektaşım ise hemen hemen Ömer Faruk Beyin kelimeleriyle anlattı Mekke’deki durumu.

                Yazılı ve sözlü olarak Beytullah’ın (Kabe) durumunu gündemimize taşıyan değerli okurlarıma teşekkür ediyorum. Değerli okurlarıma katılarak ifade etmek isterim ki, çok katlı ve birçoğu yabancı sermayeli Hilton gibi otellerin Kâbe’ye tepeden bakmaları gerçekten can sıkıcı. Onlara bu şekilde meydan verenler can sıkıcı. Ve pek tabii olarak bu duruma ses çıkarmayanlar da canımızı sıkıyor.

                İnsanların hafife aldıkları ve umursamaz gözüktükleri bu gibi olaylar, aslında anlayanlar için kayıplarımızın nereden kaynaklandığının ve İslâm Dünyasının neden ayağa kalkamadığının açık delili. Maalesef bu çok acı bir gerçektir. Düşünmeli ki, o hassasiyetler kaybedilince kayıplar birbiri ardınca sökün ediyor. Sözünü ettiğim hassasiyetler konusunda şu tarihi hakikatleri hatırlamaya çalışalım.

                               HAREMEYNİN HÂKİMİ DEĞİL HİZMETKÂRI

                Yıl 1517.  Yavuz’un Mercidabık (1516) zaferinden sonra Kansu Gavri’nin yerine oğlu Tomanbay geçmişti. Tomanbay Osmanlı hâkimiyetini kabul etmemiş üstelik elçiyi de öldürtmüştü.

                 Yavuz Sultan Selim Han bunun üzerine Mısır’a yürür. Tomanbay, hazırlıklarını sabit toplarla kuzeyde yapmıştı. Bunu bilen Yavuz, geçilmez denilen Sina çölünü geçer ve El Mukaddem Dağı’nı dolaşarak kuzeydeki topları etkisiz hale getirir. Ridaniye mevkiinde yapılan savaşı (1517) Osmanlı ordusu kazanır. Tomanbay idam edilir. Yavuz Kahire’de iken kendisine “Hakim’ul Haremeyn”  unvanıyla Mekke ve Medine’nin anahtarları teslim edilir. Yavuz, Mekke ve Medine’nin hâkimi değil ancak hizmetkârı olacağını bildirerek “Hadim’ul Haremeyn” denilmesini ister. Bütün Osmanlı hükümdarları bu unvanı benimser ve yazışmalarında bu iki şehre hürmet ve daha fazla tazim kasdiyle şerif sıfatı da ilave edilerek “Hadim’ul Haremeyn’iş Şerifeyn” unvanı kullanılır. İşte bu bir hassasiyettir. Mukaddesleri kıskançlıkla koruma hassasiyeti.

                               REVAKLARIN YÜKSEKLİĞİ KÂBE’NİN ÜZERİNE ÇIKAMAZ

                Yıl 1573. İkinci Selim ve oğlu Sultan Murad dönemlerinde Kâbe’nin çevre düzenlemesi yapılır. O zamana kadar uygulanmamış bambaşka bir teknikle 850 adet kubbeden oluşan Osmanlı revakları inşa edilir. Ancak revakların boyu Kâbe’nin duvar yüksekliğini geçmez. İşte bu büyük bir incelik ve o nispette büyük bir hassasiyettir. Mukaddesleri kıskançlıkla koruma hassasiyeti. (Genişletme çalışmaları adı altında bu revakların pek çoğu sökülerek sayıları 150’ye kadar inmişti. Son düzenlemede kaç revak kaldı bilmiyorum.)

                Yıl 1900-1908. Sultan II. Abdülhamid Han, bu dönemde Hicaz Demiryolu projesini hayata geçirir. Yüzyılın başında ulaşım ve dolayısıyla yol hayat damarı gibidir. Bir ucu İstanbul’da olan demiryolu, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin kabrine yürüyüş mesafesinde Medine’nin girişine kadar uzar. Buraya bugün bile hayranlıkla izlediğimiz Tren Garı yapılır. İnşaatta yalnız Müslüman işçiler çalıştırılır ve Efendimiz gürültüden rahatsız olmasın düşüncesiyle rayların altına keçe döşenir. İşte bu bir hassasiyettir. Mukaddesleri kıskançlıkla koruma hassasiyeti.

                               PEYGAMBER (S.A.V.)İ BIRAKMAYAN PAŞA

                Yıl 1918. Akıl almaz şekilde Birinci Dünya Harbi’ne sokulan Osmanlı Devleti, Almanya’nın yenilmesi üzerine hükmen yenik sayılır ve Hicazın İngilizlere teslimi istenir. O sırada Medine’yi Fahreddin Paşa müdafaa etmektedir. Kahraman Paşa emre karşı çıkar ve şehri teslime yanaşmaz. Çünkü Paşa herhangi bir meydan savaşını kaybetmiş değildir ve üstelik teslimi istenen yer Medine’dir. Paşa bir ay süreyle direnir. Efendimizin kabrini her ziyaretinde: “Seni kimlere nasıl bırakır da giderim ya Resullallah” diye ağlamaktadır. İşte bu bir hassasiyettir. Mukaddesleri kıskançlıkla koruma hassasiyeti.

                Değerli okurlarım, fazla söze ne hacet! İşte bu hassasiyet kaybolduğu içindir ki İslâm Dünyası bugün zillet altında yaşamaya mahkûm olmuştur. Ha Kâbe’ye tepeden bakan oteller inşası, ha Kocatepe’nin ilgisizlik yüzünden Sheraton’un gölgesinde kalması. Arada ne fark var?

                Kocatepe Camii, bu yazıyı yayına hazırlamaya çalıştığım şu dakikaya kadar hâlâ aydınlatılmamıştı. (21.O3.2017)

Kategori: 

1 Comment

Ecyad kalesini yok eden

Ecyad kalesini yok eden zihniyet Kabe'yi gölgede bırakmış çok mu?

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 21.03.2017 - 14:49 -193-
Bu sayfayı paylaşın :