Kahtı Rical

-A A +A

 

Bu tabir Osmanlı'nın gerileme dönemi ile ve özellikle de Batılılaşma sürecinin başlangıcından bu yana son yüz yılın en kritik aşamalarında çok sık kullanılan bir tabir olup beşeri sermayemizdeki zafiyet ve nakisayı ifade etmektedir. “adam kıtlığı” diye ifade edilen bu tabir ile “Tanzimat’tan” bu yana münhasıran “yönetici eksikliği” kastedilmektedir.

Kaht ı Rical tabirini sadece yönetici eksikliğine indirgemek tabir caiz ise kafamızı deve kuşu misali kuma sokmaktan öte bir anlam ifade etmeyecek, sadece ağaca takılmak ve ormanı görmemek anlamına gelecektir. Çünkü toplum hayatı kendine has eko sistemi içinde tüm sosyolojik katmanları ile bütünlük teşkil eder. Toplumun çöküşü de topyekûn olur yükselişi de topyekûndur. Yönetici kesimin eksikliği ya da zafiyeti toplumun tüm kesimleri için de geçerli demektir.

Hoca Nasreddin'in “balığın kuyruğu” hikayesini bir kez daha hatırlamak gerekmektedir.

Öyle ise “kaht ı rical” tabirini en kapsayıcı manası ile ele almak bizi çok daha isabetli bir teşhis yapmaya götürecek ve sonuç itibariyle de iyi bir tedavi sürecinin de başlangıcını teşkil edecektir.

Modern Medine toplumları hayatın her alanında fonksiyonel olarak bölünmeyi uzmanlaşmayı ve yeni bir toplumsal teşkilatlanma ile dayanışmayı zorunlu kılmaktadır. Kısaca bir toplumda iş bölümü, işbirliği, koordinasyon, teşkilatlanma ve dayanışma bir zorunluluk haline gelmiştir.

Orta çağda ilimler dini ilimler tek çatısı altında toplanıyor iken toplumun ekseriyeti ise yönetici sınıf olan soylular ile toprağa bağlı göçebe, yarı göçebe ve de yerleşik köylü sınıfı teşkil ediyordu.

Yeni çağda tarım devrimi ile başlayan bu süreçte sultanlar ve de krallar yanında ümera ulema ağniya ve de toprağa bağlı köylü sınıfı yanında esnaf ve zenaat sınıfları doğmaya başladı ve ticaret birincil meşgale haline gelerek zenginler sınıfı doğmaya başladı.

Şimdi ise yakın çağdayız. Sanayi devrimi ile başlayan bu süreçte ilimler teker teker kendi alanlarında müstakil hale geldikçe, devlet aygıtı büyüyüp hizmetler çeşitlendikçe, kalemiyye ve seyfiye sınıfı çok etkili olmaya başladı.

Toplum daha fonksiyonel hale geldikçe bireysellik arttıkça ticaret ve sanayi geliştikçe hem devlet hayatı ve hem de toplum hayatı yeniden tanzim edilerek şekillenmektedir.

Kısaca günümüz modern toplumlarında devlet hayatı, güçler ayrılığı esası ile yasama yürütme ve yargı erkleri ile asker sivil bürokrasi yanında üniversiteler hoca ve talebe örgütlenmeleri ile, ticaret sanayi erbabı ile esnaf ve zanaat birlikleri yanında büyük isçi kütleleri ve sendikal örgütlenmeler moda haline geldi.

Biz burada ne münhasıran ilim dünyasını, ne devlet hayatını, ne ticaret ve sanayici dünyasını esnaf zanaat birliklerini, ne işçi memur sendika hareketlerini, ne talebe örgütlenmelerini, ne STK ları, kısaca toplumun sosyolojik katmanlarını ayrı ayrı analiz etme niyetinde değiliz.

Maksadımız sadece toplumun kendine has eko sistemi içindeki sosyolojik katmanlarına dikkat çekmek ve toplumun bu katmanlarının oluşturduğu bu sosyolojik dinamiklerin hem birbirini determine ettiklerini ve hem de toplumun büyümesinde gelişmesinde organik bir bütünlük içinde olduklarını ifade etmek için kısa bilgilendirmeler yapmış olduk.

Kaht ı rical konusuna tekrar döner isek bize göre bu tabir ile toplumun tüm beşeri sermayesi kastedilmektedir. Aksi halde bir “günah keçisi” aranır bulunur ve “vur abalının sırtına” denir.

Siyaset adeta bir un değirmenine benziyor. Biteviye öğütüyor ve tüketiyor toplumun tüm değerlerini, ülkenin tüm imkânlarını, tarihi coğrafyayı medeniyet birikimlerini, güç mücadelesi içinde sürekli olarak tüketiyor.

Bu nedenle bizler demekteyiz ki siyaset Kurumu dışındabeşeri sermayeyi üretecek ilimde, fikirde, zikirde, sanatta, edebiyatta, düşüncede, tarımda, sanayide, ticarette vel hasıl toplumun tüm ihtiyaç katmanlarında bilgiye sermayeye teknolojiye dönüştürecek fiziki bir altyapı ile güçlendirilip toplumun değerler sistemi dediğimiz bir inanç yapısı ile donatılıp ve ahlak yapısı ile disipline edilerek ve ilim hikmet meşalesi ile aydınlatılarak bir toplum topyekûn olarak kalkınacak, büyüyüp gelişecek ve de ümran olabilecektir.

Böylesine köklü organik ve organize bir toplum yapısı ortaya konulmadığı müddetçe sürekli olarak hazırı tüketmeye devam ettiğimizde geriye şımarık ekâbir zengini ile fakiri ile hızla dünyevileşen sefih ve seffah bir toplum yapısı kalacak demektir ki bu hal kokuşmuşluğun başlangıcı olabileceğinden en acil tedbirlerin alınması kaçınılmaz gözükmektedir.

Üstüne üstlük Anadolu toprakları üzerinde yaşayan bu necip millet tarihin coğrafyanın ve medeniyetin getirip sırtına yüklediği maddi ve manevi emanetin taşıyıcıları olarak daha bir çalışkan daha bir üretken daha bir müdebbir olmalıdır diye düşünmekteyiz.

Aksine olan tüm sosyolojik gelişmeleri izlediğimizde, ahlaki yozlaşmalar gördüğümüzde, zülüm haksızlık fitne fesat ifsat karşısında kaldığımızda tavrımızı orta yere koyamadığımızda, İşte o zaman hoca Nasreddin'in “balığın kuyruğu” hikâyesinin anlatılmasının da zamanı gelip çatmış olur.

Hoca Nasrettin bir gün balık pazarına gider ve tezgahları dolaşmaya başlar her uğradığı tezgahta balıkları eline alır burnuna doğru götürür ve balıkların kuyruklarını koklamaya başlar, bunu görün esnaf hocaya hoca sen ne yapıyorsun balık baştan koklanır sen ise kuyruğundan kokluyorsun bu ne haldir diye sorduklarında: Hoca derin bir nefes alarak, ağalar “balık baştan kokmaya başladı başlamasına da kuyruğuna kadar geldi mi diye bakmak istedim diye cevap verir”.

Dünyanın ve Türkiye'nin yepyeni bir sürece girdiği bir zaman diliminde tüm beşeri sermayemizi artırmaya, tüm imkan ve kabiliyetlerimizi geliştirmeye, tüm kaynaklarımızı en iyi biçimlerde tasarruf etmeye, tüm güçlerimizi en iyi formlarda sevk ve idare etmeye zorunlu olduğumuz bir dönemde, bir kahtı rical kavramına dikkat çekmek istedik.

Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az demişler.

Vesselam

 

Kategori: 

1 Comment

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 29.05.2017 - 12:24 -219-
Bu sayfayı paylaşın :