Kalbin Sarayları Sırça

-A A +A

Adamcağız, I. Dünya Savaşı’nın acılı günlerinde Ermeniler yakıp yıktığı için hâk ile yeksân olmuş eski Van’ın harabeleri kenarında, kalın bir taş duvar dibine oturmuş, önündeki bir kaç koyuna çobanlık ediyordu. Onu Bolu’nun medâr-ı iftiharlarından Hayreddin Tokâdî hazretlerinin kabri kenarında yetişmiş görkemli ağaçların altına oturttum. Ağaçlar, kim bilir kaç sene önce ayağa dikilmiş, serlerini göğe çekip, boşluğu kucaklamışlardı. Gövdelerinin kuzeye bakan kısımlarında yosunlar oluşmuş, her biri ayrı bir resim gibi nazla bakınmaktaydı.

Vanlı çoban ile Tokâdî Hayreddin’in ağaçlarını, Siirt’in Tillo’sunda, merhum İbrahim Hakkı hazretlerinin, şeyhi İsmail Fakîrullah’ın kabrine ışık salsın diye harçsız taşlarla inşa ettiği meşhur duvarın bulunduğu tepeye, Kal’atu’l-Üstad’a getirdim. Aşağıda uçsuz bucaksız bir vâdi ve vâdiye doğru dimdik inen müthiş güzel kaya setleri vardı. Çocuklar en uç kısımlara kadar geliyor, vadiyi ve aşağılarda Dicle’ye doğru akıp giden Botan çayını seyretmek için can atıyorlardı.

Beriye, yine etrafını yeşil otlar bürümüş Selçuklu kabrin yanına geldim. O, bu yüksek tepeye, içinde Ercişli Emrah ile sevgilisi Selvinaz’ın de kabrinin bulunduğu eski mezarlıktan getirildi. Sandukasının alt kısmı kırılıp dökülmüş ve üzeri yılların kınalı yosunlarıyla kaplanmış bir güzel kabirdi bu. Üzerinde kim bilir hangi bahadırın ismi ve sıfatları, doğum ve vefat tarihleri yazılıydı; en yüksek sırları fısıldar gibi...

Ölüler delice bakıyor tepeden
Sararmış kefenleri paramparça
Ölüler sesleniyor öteden:
“Kalbin sarayları sırça
Kırmayın sakın!..”

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.02.2017 - 16:50 -475-
Bu sayfayı paylaşın :