Kanaviçenin hükmü...

-A A +A

<<< Bu makaleyi sesli dinlemek için tıklayınız...>>>

            Ne kadar değerliydik şu hayatta?... Ne kadar hükmümüz vardı, bize tahsis edilen?... Ne kadar iz bırakabildik; arkamızdan okunacak bir Fatiha, bir Yasin o da yetiştirebilmişsek bir salih evlat.

            Bir kanaviçe geçti elime, eski anıları karıştırırken sandıktan… Beyaz kumaşı renginden ve örselenmişliğinden belliydi çok eskilerden kaldığı. Kim işlemişti onu; morlu- yeşilli işlengeyi. İğne batmışmıydı eline, hangi ümitlerini, hangi yitiğini, hangi özlemlerini ilmek ilmek dökmüştü beyaz kumaş üstüne… Bir çeyiz miydi, belki de yeni doğan bir umudun hediyesi. İki etek bir yastık. Tabi o zaman yoktu küstüm yastıklar. Bir yastıkta kırk yıl düşüncesiydi yastığı tekleştiren...

            Sahibine Fatihalar okuyarak başladım. Annemden mi kalmıştı, annemin annesinden mi?... Annemin bizden ebedi hayata göçünden sonra evini boşaltırken geçmişti elimize. Ablalarım tarafından bana verilmişti; kumaş ve iplikler benim ilgi alanım olduğu için. Bir de annemin gelinlik mendili...

Yeni kuşaklar bilmez, o zamanlar “yani annemin zamanında” gelinlerin elinde çiçek yokmuş, serçe ve yüzük parmağının arasına sıkıştırılan, hassas bir kumaştan yapılmış, çevresi iğne oyalı mendil tutulurmuş. Gelinlik içindeki zarif gelin o mendilin zarafetine eşlik ederek girermiş dünya evine. Ve o zarif mendil ve kanaviçe başka bir kumaşta hayat bulsun istedim. Bir pike takımına itina ile yerleştirdim. Ortaya çıkan tekstil sanatı çok duygulandırdı beni. Bunu işleyen rahmetlik insanın çoktan toprak olmuştu kemikleri. Ne kadar rahmetle anıyorduk gidenleri. Bir kumaş kadar, bir mendil kadar yokmuydu dünya hayatında hükmümüz. Bir seccadenin mihrabına yerleştirdiğim kanaviçe… Kim bilir kaç kişinin secdesine tanıklık edecek, anılar kaç kişinin dualarına iştirak edecekti?

Şimdilerde gibi değildi, benim zamanımda kızlar… Elleri iğne- iplik tutar, kağıttan değil, kumaştan olurdu peçeteler. Bir çay peçetesi, bir yemek peçetesi işlenirdi ilmek ilmek. Nişanlıyken işlemiştim kanaviçe çay peçetesini. Yaklaşık kırkbeş yıl olmuştu, o zamandan bu zamana kadar geçen zaman… Bu peçetelerin bir kısmını kızıma, bir adetini de torunuma verdim. Yıllar sonra açıp baktıklarında bir Fatihaya vesile olur umuduyla.

Sadece işlengeler değildi sebep, duaları Rahmetlileri hatırlatacak; bir söyleşi, bir nasihat, belki de bir kaş çatışta bırakabildiğimiz izler… Dolu dolu yaşamaktı hayatı, biriktirebilmekti, azık yüklü ameli. Kulağına söylediğimiz bir ninni, bir sofra muaşereti, yaz tatillerini ilim ile süsleme meşguliyeti.

Ne kadar çabuk geçiyordu zaman; bana öğretilenlerin izlerini taşırken… “İnsanı en şerefle yarattım” derken Yüce Yaradan, insanın insan yanında ki hükmü, bu kadar değersiz kılınken, bu büyük emre karşı çıkmak değil miydi birazda.

Bir işlengeden daha değerli bir hükmümüz olması bilinci ve duası ile…

<<< Bu makaleyi sesli dinlemek için tıklayınız...>>>

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 31.07.2015 - 08:07 -823-
Bu sayfayı paylaşın :