Kapitalizm Ya Da Çağdaş Uygarlığın Adaleti

-A A +A

İnsanlık son üç asırdır süren özgürlük ve insan hakları mücadelesiyle, güçlünün yönetimi elinde tuttuğu feodal yönetimleri yıkarak, yönetimi halkın kendisi ele almıştır. Böylece yönetim sorunu görünür de önemli bir problemden kurtulmuş oldu. Ancak insan hayatının asli ihtiyaçlarının temin edildiği bir de ekonomik hayat var. Yeni yönetimle insanların ekonomik hayatlarının önündeki engeller de büyük ölçüde kaldırılmıştı.

Adam Smith 1776 yılında yayınladığı “Ulusların Zenginliği” kitabında teorisini hangi temeller üzerine kurduğunu okuyalım:

Toplum çıkarı peşinde koşan bireylerden oluşur. Bireyin motivasyonu çıkarıdır. Toplumun çıkarını bireyin düşünmesine gerek yoktur. Birey egoist olmalı ve çıkarı peşinde koşmalı çünkü birey yararına olan toplum yararına olacaktır. Ayrıca toplum yararı için ahlaki değerler oluşturmaya gerek yoktur.”

Bu anlayış, "laissez-faire, laissez-passer" “Bırakınız yapsınlar-Bırakınz geçsinler” diye sloganlaştırılarak Kapitalizm’in temel anlayışını oluşturdu. Aslında bu slogana dikkat edersek tam bir EGOİZMİN önünü açmak olduğu çok açık ortadadır. Geçmişteki feodal yönetimler ırk ve din birliğine dayandığından, sadece yönetimi elinde tutanlar ve bunlara yakın olanların ekonomileri büyümeye açıktı. Bu sloganla bu anlayış tüm toplumun önünü açtığından bu yeni ekonomik anlayışa “serbest Pazar-liberal-özgürlükçü ekonomi” denmesine rağmen aslında güçlü olanın önü açıldığından  KAPİTALİZM denmesi daha gerçekçidir. Bu ekonomik anlayış görünürde Protestanlığın yaygınlaştığı Hollanda, İngiltere, ABD ve Almanya’da büyük ilerlemeler kaydetti. Asıl maksat maddi zenginlik olunca herkes en kestirme yolu seçti. Ne demokrasiyi, ne insan haklarını ne özgürlük ve bağımsızlığı, ne hak ve hukuku, fırsat eşitliğini, ne de serbest pazarı fazla takan olmadı. Gücü eline geçiren eşkiyalık ve korsanlığa çıkarak dünyayı talan edip soymaya başladılar. Bu yaptıklarını ‘coğrafi keşifler’ diye yutturmaya çalıştılar.

Böylece güçlü olanlar dünyayı talana başladı. En büyük sömürgeci güç olan İngiltere 17. Yüzyılın başından itibaren dünyadaki 192 ülkenin 170 ülkesini kısa bir dönemde olsa işgal etmiştir ve bu da dünyanın %90’ıdır. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” sözü boşuna söylenmemiştir. 1922'de 458 milyon kişi, yani dünya nüfusun dörtte biri, Britanya İmparatorluğu'nun egemenliği altındaydı ve toprakları 13.000.000 mil kareyi (33.000.000 km2) kapsıyordu. İngiltere’nin 18.yüzyılda nüfusu tek başına sadece 5 milyon, Galler ve İskoçya ile birlikte 8 milyondu. Roma’nın hakim olduğu yıllardaki gibi 20 milyonluk bir imparatorlukta 200 bin Roma vatandaşı vardı.

Hâlbuki buralara onlardan yıllar önce gidenler, karşılıklı haklara riayet edilerek ticaret başlatanlar vardı ve ciddi hiçbir sorun da yoktu. Müslüman tüccarlar Batılılardan çok önceleri Uzak Asya’yla ticarete başlamıştı. Herhangi bir işgal hareketi olmadan İslam Din’i buralara bu tüccarlar vasıtasıyla yayılmıştı. Hâlbuki Batı’nın Amerika, Afrika, Avustralya, Uzak Asya ve Hindistan keşfetmesiyle, neredeyse tüm dünya ülkeleri sömürgeleştirilip insanları köleleştirildi ve ekonomik kaynaklar çalınıp Avrupalı medeni (!) korsanların ülkelerine taşındı ve hepsi parayı buldu, ekonomileri ilerledi. Böylece o çok ileri oldukları bilimsel güç ve kurdukları medeniyetle 3 asırdır dünyayı nereye götürüyorlar rakamlarla bir görelim.

    - İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın raporunda “Herkesin refahı için işleyecek bir ekonomi yerine, gelecek kuşaklar ve gezegen için, yalnızca yüzde 1’lik kesim için bir ekonomi oluşturduk” deniyor. 2016 YILINDA DÜNYANIN % 1'LİK NÜFUSUNA DENK GELEN 70 MİLYONUN SERVETİ, DÜNYANIN GERİ KALAN % 99'UNDAN YANİ 7 MİLYAR İNSANDAN DAHA FAZLA OLACAĞINI AÇIKLADI. 

       -2016 yılı küresel servet 256 trilyon dolardır ve ibretlik çarpıklık ta şudur, bu servet 7 milyar dünya nüfusuna bölünse  kişi başına ortalama servet 36.571  dolar düşmektedir. Bu miktar dünyanın en zengin ülkeleri seviyesinde bir zenginliktir. Ancak bu çarpık ekonomik yapıdan dolayı günümüzde insanlar açlıktan ölmekte ve milyara varan sayıda insan, günde 1-2 dolar gelirle açlıkla boğuşmaktadır. Demek ki kaynaklar kıt değil kıtlık birilerinin doymak bilmez aç gözlülüğünden kaynaklanmaktadır.

       - Peki bu servet nerede derseniz  Credit Suisse’in 2015 yılında yaptığı araştırmaya göre kişi başına 567 bin dolarlık ortalama servete sahip olan İsviçreliler açık ara dünyanın en zengin ülkesidir. Listenin ikinci sırasında 400 bin dolarlık servet ile Yeni Zelandalılar, üçüncü sırasında ise yaklaşık 365 bin dolar servet ile Avustralyalılar geliyor. Bu ülkelere ilk yetişebilen ise Amerikalılar. 320 milyondan fazla nüfusa sahip olan ABD’de kişi başına düşen ortalama servet 353 bin dolar. Bu sıralamaya en yakın olan AB ülkesi ise Fransızlar. Fransa’da ortalama servet 262 bin, Belçika’da ise 259 bin dolar. Öyle ki 2000 yılına göre bir İsviçrelinin serveti son 15 yılda yüzde 144 artış göstererek 567 bin doları aşmış durumda. Merkezin raporu bu verilerin ortaya çıkmasına İsviçre Frangı'nın dolar ve Euro karşısında kazandığı değerin etkili olduğunu gösteriyor. Yalnız bu rakamlar bizi yanıltmasın. Burada hesaplanan servetler ülkelere dağılmışta görünse en zengin 8 kişiye baktığımızda öyle ülke insanlarına eşit dağılmadığı ortada. Yani çok uluslu şirketlerden dolayı görünürdeki para bazı ülkelere dağılmış gibi görünse de işin şekli böyle değil.  

     -İngiltere’deki yoksulluğa dikkat çeken yardım kuruluşu Oxfam, Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu öncesi yayımladığı raporla küresel gelir dağılımı adaletsizliğinin geldiği noktayı çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Rapora göre, dünyadaki en zengin sekiz kişinin serveti en yoksul 3.6 milyar kişininki ile aynı. Sekiz milyarderin servetinin toplamı 427 milyar dolar düzeyinde. Raporda, bu refah uçurumunun "toplumları dağıtabilecek" bir tehdit olduğunun altı çiziliyor. Oxfam, zengin ve yoksul arasındaki uçurumun daraltılması için hükümetleri ve iş dünyasını göreve çağırıyor. Mart 2016'da yayımlanan Forbes'un milyarderler listesinin ilk sırasında 75 milyar dolarlık servetiyle Microsoft'un kurucusu Bill Gates var. Listenin geri kalanında İspanyol tekstil devi Inditex'in kurucusu Amancio Ortega, yatırımcı Warren Buffett, Meksikalı işadamı Carlos Slim Helu, Amazon'un kurucusu Jeff Bezos, Facebook'un yaratıcısı Mark Zuckerberg, Oracle'ın kurucusu Larry Ellison ve New York'un eski belediye başkanı Michael Bloomberg var. Daha önceki yıllarda bu sayı 62 kişiydi. Demek ki yıllar ilerledikçe zenginlik daha da az kişinin elinde toplanmaktadır.

       -Tabi bu varlıkları resmi olarak kayıt altında olanlardır. Bir de iki aile var ki ekonomik hayatta dönen toplam 50 trilyon dolara hükmettiği söylenmektedir. Dünyanın 2014 yılı GSYH’nin 80 trilyon dolar olduğu düşünülürse geri kalan 7.2 milyar insana düşen ortadadır. Bu ailelerden sadece birinin serveti 20 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir. Bu servet ABD’nin 2014 yılı GSYH’sından fazladır ve bu servet 1.4 milyar olan Çin halkına bölüştürülse yıllık milli geliri 2 kat artar. Toplam nüfusları 1 milyar civarında 54 ülkesi olan Afrika ülkesinin milli geliri 20 bin dolara yükselir ve dünyanın en refah ülkeleri arasına yükselirler. Türkiye nüfusuna bölersek kişi başına 250 bin dolar milli gelir etmektedir. Oysa bugün dünya gıda üretiminin iki katına çıkarılması ve açlığın sona ermesi için yılda yapılacak yatırım miktarı 30 milyar dolardır.

-2015 rakamlarıyla piyasadaki dolaşan serseri para 835 trilyon dolar, dünyanın toplam cirosu 82.5 trilyon dolardır. Toplam küresel servet yani mal varlığı 223 trilyon dolar ve finansal işlemler 2.5 katrilyon dolardır. Faiz takaslarında 550, döviz takaslarında 350 trilyon dolardır. Bunlar üretim ve tüketime yani pazara hiç uğramadan hazine bonosu gibi kağıtlarda ve döviz hesapları gibi takas yapılan sanal paradır. Maalesef küresel finans işlemlerinin %96’sı spekülatif, terlemeden yan gelip yatılarak kazanılan paradır.

 - 2016 yılında, dünyanın toplam serveti olan 256 trilyon doları 7 milyar insana bölersek kişi başına düşen servet 36.500 dolardır. Bunun herkes rahat bir hayat yaşar. BU MİKTAR EN ZENGİN ÜLKE SEVİYESİNDE BİR ZENGİNLİKTİR ANCAK BU ÇARPIK EKONOMİK YAPIDAN DOLAYI GÜNÜMÜZDE İNSANLAR AÇLIKTAN ÖLMEKTE VE MİLYARA VARAN SAYIDA İNSAN GÜNDE 1-2 DOLAR GELİRLE AÇLIKLA BOĞUŞMAKTADIR.Durum tam manasıyla “Biri yer biri bakar….” Durumundadır.

       -Peki Kapitalizmin merkezi ABD’de halkın durumu nasıl? Nobel ödüllü Keynesyen iktisatçı Joseph Stiglitz, 2011 yılı Mayıs ayında Vanity Fair dergisinde, “ABD’nin %1 için %1 tarafından” yönetildiğini ileri sürdü. OECD’nin nüfusun en yüksek gelir kazanan %20’sini temel alan istatistiklerine göre, 30 ülke arasında ABD gelir adaletsizliğinin en kötü ülkeler arasında olup en alttan üçüncü ülke (en alt sırada Meksika bir üstünde ise haliyle Türkiye bulunuyor). ABD’de nüfusun en zengin üstteki %1’lik tabakası servetin %40’ına sahipken, gelirin de %24’üne el koyuyor; ülkenin hisse senetlerinin ve tahvillerinin %51’ini elinde tutarken, borçların sadece %5’ini ödemek zorunda. Durum Latinler ve siyahlar için bekleneceği üzere daha da vahim. Örneğin beyazların %15’inin mal varlığı sıfır veya negatif iken, bu oran Latinler için %31’e, siyahlar için %35’e yükseliyor.  

     -2016 yılında ABD’nin milli geliri 18.5 trilyon dolardır. Devlet borcu 19.9 trilyon dolardır. Bu borcun 14 trilyon doları yurt içine bu çevrelere, 6 trilyonu da yurt dışına sattığı devlet tahvillerinedir. Daha vahimi özel sektör borcudur ki bu da 46,7 trilyon dolardır. ABD çoktan batırılmış ta ağlayanı yok. 2015 Temmuz sonu itibariyle dünya ülkelerinin toplam borcu 60 trilyon dolardır. Peki, kapitalizmin zirve ülkeleri en büyük borç batağındaysa bu işin sonu nereye gider, dünya kime borçlu? 2011 yılında 3 İsviçreli akademisyen, dünyada 43 bin çok uluslu şirket olduğunu ve bunları 1318 ulusüstü/uluslararası şirketin kontrolünde olduğunu ortaya koydu. Ayrıca bu 1318 şirketinde 147 adet bankaya ait olduğunu ve bütün bunların sonucunda bu kuruluşların küresel ekonominin toplam cirosunun %60’a sahip oldukları ispatlanmıştır.

Birazda bu medeniyetin içinde yaşayan insanların başlarına neler geldi bir de ona bakalım;

     -Dünya da bilinen insanlık tarihi olan 5.600 yıldan bu yana tahminen 15.500 savaşta bizim çalışmamız sonuçlarına göre toplam öldürülen insan sayısı mantıklı rakam 500 milyon civarında tahmin etmekteyiz. Bu savaşların en önemlilerinde yapılan katliamları görelim. 3000 YILLIK KARANLIK ÇAĞDA TOPLAM-125 MİLYON. BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU SON İKİ ASIR AYDINLANMA VE MEDENİYET ÇAĞINDA-250 MİLYON İNSAN KATLEDİLMİŞTİR. KAPİTALİZM-150 MİLYON, KOMÜNİZM-100 MİLYON İNSAN KATLETMİŞTİR.

     -Dünyadaki obez sayısı 1.87 milyar (dünya nüfusunun % 28′i) olup bu artış ile 2020 yılında 3 milyar (dünya nüfusunun % 40′ı) olacağı tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre dünyada fazla kilolarla mücadelenin 1,4 trilyon dolarlık bir sektör haline geldiği, 2012 yılında bu sektörün 2 trilyonu aşacağı belirtiliyor. 40 milyon kişinin açlık tehlikesi altında yaşadığı, bunlardan 10 milyondan fazlasını çocukların oluşturduğu bir dünyada ABD’de obeziteye bağlı sağlık hizmetlerine yapılan harcama 117 milyar dolardır.  Avrupa Birliği’nde de durum pek farklı değildir. Birlik üyesi 27 ülkede 200 milyon yetişkin, 22 milyon çocuk aşırı kilolu, çocukların beş milyonu ise obezdir. ŞİMDİ DİKKATLE OKUNUZ, 2010 YILINDA DÜNYADA OBEZİTEDEN ÖLENLERİN SAYISI, AÇLIKTAN ÖLENLERİN 3 KATIDIR.

-Tüm dünyada özellikle zengin ülkelerde fiziği ile barışık olmayan kişilerin estetiğe ödedikleri para 66 milyar dolar (60 milyon kişi), ABD’de ise 13.2 milyar dolar (12 milyon kişi) civarındadır. Dünya kozmetik pazarı 250 milyar dolar, anti – aging (yaşlanmayı geciktiriciler) pazarı 68 milyar dolarlık bir pazar. Zengin ülkelerden ABD kozmetiğe her yıl 40 milyar dolar, Japonya ise 36 milyar dolar harcamaktadır. Hâlbuki dünya gıda üretiminin iki katına çıkarılması ve açlığın sona ermesi için yılda yapılacak yatırım miktarı 30 milyar dolardır.

-Dünya çapında ilaç verilerini ortaya koyan Uluslararası Pazarlama Servisi, kısa adı IMS olan kuruluşun rakamlarına göre antidepresan ilaçları, 2003 yılında 14 milyon 238 bin kutu iken, 2008 yılında 31 milyon 302 bin kutu ile yüzde 120 oranında artmıştır. Son dokuz yıldaki artış oranı 2012 yılında tüketilen 36 milyon 881 bin kutu ile yüzde 160 olmuştur. Şizofren gibi ağır durumlarda kullanılan antipsikotiklerde ise tüketim son 5 yılda yüzde 68.6 oranında artışla 7 milyon 201 bin kutudan 12 milyon 158 bin kutuya çıkmıştır. Şu an dünyada en çok satılan üç ilaçtan biri psikiyatrik ilaçlardandır. 1952 yılında 26 psikiyatrik hastalık  varken bugün 400’lere yaklaşmıştır. Benliği yani karizmayı yüksek tutmayı kapitalist kültür tüketime bağlamış ve aslında insanları tam bir “Tüketim köleliğine” mahkûm etmiştir.

İnanılacak gibi değil diyeceksiniz. İşte ellerindeki medya gücü ile o çok övündükleri ve bizlerden sakladıkları asıl gerçeklik bu. Üç asır gibi bir zaman dilimi içinde insanlık her alanda Batı Medeniyeti’nin etkisi altındadır. Bu medeniyetin temellerinde Roma hukuku, Yunan kültürü, Hıristiyan din anlayışı ve Yahudi girişimciliği Batı Medeniyeti’nin beslendiği kaynakları oluşturmaktadır. Bu dört temel anlayışın hepsinde ortak özellik SEÇKİN BİR SINIF ANLAYIŞINDAN yana olmasıdır. Roma hukukunda, Roma vatandaşı seçkindir, Eski Yunan Kültürünün temeli seçkin aristokratlara dayanırdı, Hıristiyanlıkta Tanrı daha doğuştan insanları seçer, Yahudilikte ise zaten Yahudiler Tanrı’nın seçkin ırkıdır. Bu kültürlerin insanları hepsi, kendilerini Tanrılara eş ve Tanrılara kafa tutacak kadar üstün görmektedir. Bu insanlar o kadar seçkindiler ki Tanrı bunları, günahları için cezalandırmak bir yana, onların günahları için biricik oğlunu haçta kefaret olarak sunmaktadır. Bunlar hep hükmetmeye alışmışlar, Tanrıları bile bunların hizmetkârıdır. Bakın özellikle Kapitalizmin dayandığı temellerden Protestanlık hakkında ünlü düşünür Eric From ne der:

Calvin için iki tür insan vardır kurtarılmış olanlar ve ezeli lanetle cezalandırılmış olanlar. Bu yazgı insanlar daha doğmadan ve onların yaşamlarında şunları yapmaları ya da bunları yapmamalarıyla değiştirmesine olanak olmaksızın tayin edildiğinden, insanlığın eşitliği temelde yadsınmıştır, insanlar eşit yaratılmamıştır. Calvinciler, büyük bir saflıkla, seçilmişlerden olduklarını sandılar ve kendileri dışındakileri, Tanrının lanetlenmişlikle cezalandırdığı insanlar olarak gördüler.” Eh bu kadar bencil bir anlayıştan doğan Kapitalizm’in kurucuları egoizmi meşrulaştırıp ayrıcalıklı yani EGOİST olacak tabi.

Bugünkü Birleşmiş Milletler Teşkilatının yapısı ortada. Dünya üzerinde kurulu 193 ülke bu teşkilata üye olup, bunlardan 5 tanesinin topluca alınan kararlar üzerinde veto hakkı var. Bunlar ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa olup 2. Dünya Savaşı’nın galip ülkeleridir. Yani siz kaç kişi olursanız olun son sözü güçlü olan söylüyor. Gel de şimdi “Dünya 5’ten büyüktür” sözüne hak verme.

Son sözü Firdevs Meydanında bulunan Saddam Hüseyin heykelini yıkan, Saddam döneminde 11 yılını Ebu Gureyb Hapishanesinde geçiren, 52 yaşındaki adam Kadum el Caburi’ye bırakalım. İngiliz Observer gazetesine, diyor ki, “Saddam’dan nefret ederdim” diye konuştu:

“Beş yıl boyunca o heykeli devirmeyi diledim. Ama sonrasında olan bitenler büyük bir hayal kırıklığı oldu. O zamanlar sadece bir diktatörümüz vardı, şimdi yüzlercesi var. Hiçbir şey iyiye gitmedi. Elinde olsa Saddam’ın heykelini yeniden dikerim”

Soros’un fonlaması ile meydanlarda “Kahrolsun diktatörlük” ÖZGÜRLÜK-DEMOKRASİ-İNSAN HAKLARI diye haykıranlar bunu iyi okusun. Soroscuların bu sahtekarlıklarına bir son verelim ve şunu iyi bilelim ki, kim  küreselcilerin çıkarlarına çomak sokuyorsa o lider DİKTATÖR olmakla suçlanmaktadır. Bu adamlar utanmadan Mısır’da olduğu gibi bir darbeciyle kol kola olabilmektedirler. Hele bir çıkarlarına ters düşsün bakın nasıl bir günde diktatör oluyor görün. Bu gidişe dur demezsek,  Batı Medeniyeti dünyamızı bir avuç KÜRESEL DEREBEYLERİ olan finans-kapitalin esaretine doğru sürüklemektedir. Bakalım ABD’nin yeni başkanı TRUMP bunlara karşı söylemlerini sürdürüp bir şeyler yapabilecek mi?   Atalarımız ne güzel demiş; Biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar.

Kategori: 

1 Comment

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 27.01.2017 - 11:33 -333-
Bu sayfayı paylaşın :