“Karamanoğlu Mehmet Bey’i Arıyorum..”

-A A +A

 

Bu başlık, son zamanlarda Türkçemizdeki yozlaşma, yabancı kelimelere özenti sebebiyle bir çığlıktır.

Konuya şöyle başlayalım.. Bir gazeteci, yıllar önce Avustralya’daki Türk toplumu ile ilgili bir yazı dizisi hazırlamak için bu ülkeye gidiyor, Türklerin yoğun olduğu yerlere gidiyor. Ülkeye hasretlerinden ve oradaki komşuluklarından bahsediliyor yazıda. Yazının bir yerinde, sokaktaki iki Türk çocuğunun karşılaştıklarında aralarında geçen konuşmaya yer veriliyor. Bu taraftaki kaldırımda yürüyen Türk çocuğu, karşı kaldırımdaki arkadaşı Ahmet’e sesleniyor. Ahmet, bir yerlerden alış veriş yapmış evine gidiyor: ”Hey Ahmet! O drinkinkleri nereden aldın? ”Ahmet, dönüp cevap veriyor: ”Karşıki shoptan.”

İnsan şimdi, dışarıda öyle de, içeride öyle değil mi diye hayıflanıyor..

Sokakta yürüyoruz. Levhalara, tabelalara bakıyoruz. Tamamen özentiden kaynaklanan, şuurlu bir taklitçilik bile sayılamayacak kadar yalaka ifadeler, yabancı kelimeler ve  yanlışlıklarla dolu hem de..

Şehrin sanayi sitesinde, turistin pek gelmediği bir yerde oto tamircisi: ”Special sevrice..” demiş. Servisi Sevrice yapmış. (r) ve ( v) harflerini yer değiştirerek yapmış özentisini.. Biraz ileride bir lokanta. Hazret, lokantayı babasından devralmış belli. ”..…Lokantası. Since: l948” yazıyor. l948’den beri dese de olacak aslında. Ama “since” deyince mertebe atlayacak sanki.

Televizyon izliyoruz. Haberlerin saati geliyor. Hemen bir ilan veriliyor. ”Şimdi haberler”. Haberi sunan şahıs çıkıyor: ”Ben Spikeriniz… Şimdi haberleri start veriyorum" diyor. Biz sana spiker demiyoruz ki bir  kere, start vermesine de izin verelim.. Neresini düzeltelim? Kendisi spiker değil, Haber sunan. Bu kelimenin kullanılışı da yanlış. Spiker, İngiliz’cede konuşma kelimesinden geliyor. Haberi sunan, yani spiking yapan. Haber de konuşarak sunulacağına göre, haberi sunana spiker demiş bizimkiler. Oysa spiker dediğimiz kişinin konuştukları, yani röportaj yaptıkları da spik yapıyor. Yani onlar da konuşuyor. Onlara, onun konuştuklarına  ne demeli acaba?

Biraz sonra haberin içinde kendisi ile konuşulan şahıslar geliyor ekrana. Onlardaki üslup biraz daha kasıntı, biraz daha kendini beğenmiş bir edada. ”Burada bir concencous sağlanmalı“ diyor beyefendi. Sonra devam ediyor, ”bu olgu çek edilmelidir” diyor. Yani bir anlaşma sağlanmalıdır, bir de bu oldu mu diye takip edilmelidir, kontrol edilmelidir diyor. Anlayana..

Bunlar bir-iki misal.. Son zamanlarda sokak tabelalarından, yer isimlerinden o kadar yabancı hayranlığı  belirtisi kendini gösterdi ki, insanın hayıflanmaması elde değil.

Geçenlerde cumhurbaşkanı bile buna isyan etti. Tayyip bey, spor salonlarına Arena ismi verilmesini eleştirdi. Arena’da malum, hayvanlar döğüştürülür. İspanyollar ve başka toplumlardaki insanlar, boğa güreşlerini 'arena' denen yerlerde yaparlar. Buralarda dökülen kanlar açıkta durmasın diye zemin kumla kaplanırmış. Şimdi insanların spor müsabakası yaptığı yere arena diyarlar: Türk Telekom Arena mesela. Başında bir de Türk kelimesi var.

Bunun yanında eskilerin kıraathane dediği, son 80 senedir kahvehane denen yerler var. Buralar insanların kitap okumak için geldiği, sohbet  ettiği, bu arada çay–kahve içtiği yerlermiş eskiden. Sonradan adı sadece kahvehane olmuş. Şimdi buralara clup veya kafeterya deniyormuş. Bu da yanlış tabi. Yozlaşmanın ileri derecesidir bu.

Bütün bu yanlışlıklar, insanların bir yerlere şirin görünme gayretinden kaynaklanıyor. İnsanımıza milli şuuru vermeliyiz. Dilin önemini anlatmalıyız. Dilin toplumların karakteri olduğunu bilmeliyiz. Dil kayıp olursa, dejenerasyonun daha da büyüyeceğini bilmeliyiz. Buna 'Türkçemize  sahip çıkmalıyız' diyebiliriz kısaca.

Bütün dünya bunun farkındadır. Her millet kendi dilini korumaya çalışmaktadır. Mesela, Fransızlar l994 yılında, İngilizce’nin etkisinden kendi dilini korumak için; Fransız Dilinin Korunması Kanununu çıkardı.

Daha l980 yılına kadar 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda bile, işyerlerine asılacak tabelaların Türkçe olması şartı vardı. En azından bu bile özenti tabelacılığını önlüyordu.

Böyle bir yazı başlığı ile bir yazı yazacağımı geçen haftaki yazımda belirtmiştim. Bunun bir toplantıda yapılan bir sunum üzerine olduğunu söylemiştim.

Sunum şöyledir: Karamanoğlu Mehmet Bey’i hatırlayanınız var mı? Bir ferman yayınlayarak; ”Bugünden itibaren divanda, dergahta, bargahta, Mecliste ve meydanlarda Türkçeden başka bir dil konuşulmaya“ demişti. Dolanın yurdun dört bir yanını. Fermana uyan var mı? Benim nutkum tutuldu: Çok şaşırdım.

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan kelimelere bakın. Sunucunun; spiker, bakkalın market, pekinin okey, yıldızın star, eşiğin antre, sevimsizin antipatik, büyüğün mega olduğunu gördünüz mü?Torbanın poşet, ucuzluğun damping, olduğuna kananınız var mı? Hanım ağanın förs leydi, skor tabelasının skorbord, bildirgenin deklerasyon olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, şehrin girişinde Welcamp, çıkışında good baye yazdığını okuyanınız var mı? Korumanın ve muhafızın badigard, itibarın prestij olduğunu bileniniz var mı? Merkezin center, özlemin nostalji olduğunu bileniniz var mı?Türkçem elden gidiyor. Dizini döveniniz var mı? Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum. Göreniniz, bileniz var mı? Bir ferman yayınlamıştı, sahip çıkanınız var mı?

Evet, dilimizle birlikte, milli ruhumuz da zayıflamış. Türkçemize sahip çıkmalıyız. Kendimize gelmeliyiz. Karamanoğlu Mehmet Bey geri gelmez belki ama, biz kendimize gelebiliriz. Titre ve kendine gel ey Millet Evladı!..

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.05.2017 - 15:31 -460-
Bu sayfayı paylaşın :