Kararsız Denge

-A A +A

Türkiyenin dış politikada Doğu ile Batı arasında dengeli bir politika izlemesinin çıkarlarımız açısından gerekli olduğunu savunurum. Elbette Doğu ve Batı diye kabaca ifade ettiğimiz yönleri biraz daha somutlaştıracak olursak bunun birçok boyutunu belirtmemiz gerekir. Türkiye açısından; İslam Dünyası ile Hrıstiyan Batı, Asya Pasifik ekseni ile Avrupa Amerika ekseni, veya NATO- Eski Varşova paktı üyeleri bu Doğu Batı ikileminin unsurlarıdır. Zaman zaman bu boyutların kimi daha öncelik ve önem kazanabilir kimi de gündemin arka sıralarına düşebilir. Ancak daha çok bütün bu unsurlar birbiriyle etkileşim içinde çözülmesi gereken kompleks sorunlar yumağı olarak Türkiyenin önündedir.

Türkiyenin işi kolay değildir. 900 küsur kilometrelik sınırımızın olduğu Suriye iç savaşı ABD ve Batı dünyasının basiretsizliği, bizim de olayların nasıl bir şekil alacağını önceden okuyamamamız, gerekli tedbirleri önceden  alamamamız nedeniyle Dünyanın süper güçlerinin hakimiyet savaşının bir mücadele alanı haline dönüşmüştür. Tabii olaylar benim burada iki cümleyle özetlediğim gibi basit te değildir. Fakat, söylemek istediğim şey Suriye meselesinde başta ileri sürdüğüm denge politikasını sürdürerek Türkiyenin çıkarlarını korumak giderek daha da zorlaşmaktadır. Bu nedenle Suriyedeki durumu Türkiye açısından ”Kararsız Denge” olarak ifade ettim.

IŞİD, Irak ve Suriye toprakları üzerinde bir proje olarak birden bire sahneye çıktı, 2013 te PYD'nin silahlı kanadı olanYPG, Öcalan’ın talimatı ile kuruldu. Ardından 2015 te IŞİD'in aniden Kobaniye saldırması ile, ABD'nin desteğiyle İslamcı( ? ) IŞİD  ve diğer  direnişçi gruplara karşı seküler ve savaş kabiliyeti yüksek organize bir seçenek olarak ortaya çıktı.

Türkiye haklı gerekçelerle tek başına Askeri bir harekata girişmenin risklerini üstlenmek istemediğinden ABD yi önerdiğimiz çözüm planına uygun bir strateji için ikna etmeye çalıştık. Bir taraftan bunu yaparken diğer taraftan ABD'ye IŞID'i bombalamak için İncirlik üssünü kullanma izni vermiyorduk. Bizim önceliklerimiz ile ABD'nin öncelikleri taban tabana zıttı. ABD'nin hiçbir zaman Suriye iç savaşını bitirmek gibi bir hedefi olmadı. Öncelikleri İŞİD'i bitirmek de değildir. Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmektir. 1991'de patlayan 1. Körfez savaşından beri bu böyledir. Bunun için Suriye savaşı bu amaca giden safhalardan biridir. Amaca ulaşmak için istikrarsızlığın daha da artması gerekmektedir. BOP derken aslında Büyük İsrail hedefinin gerçekleşmesini kastediyorum. Bunun bir aşaması da Suriyenin kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurmaktır.

Fakat bu savaş ve istikrarsızlıktan en azami faydayı sağlayan Rusya olmuştur. Görünürde Esad rejiminin daveti ile Suriyeye büyük bir askeri güç indiren Rusya bugün Suriye sorununun birinci aktörü durumundadır. Türkiye olarak biz bir taraftan Rusya ile ilişkileri düzelterek ABD'nin vermediği desteği telafi etmek istiyoruz, diğer taraftan da Münbiç ve Rakka harekatı için ABD'nin desteğine ihtiyacımız var. En azından PYD-YPG'ye sağladığı silah ve eğitim yardımını sona erdirmesi için çabalıyoruz. Ama ne Rusya ne de ABD Suriye konusunda bizimle aynı hedefleri paylaşmıyorlar. Biz Suriyede şu anda ABD ve Rusya arasında denge sağlamaya çalışarak, çıkarlarımızı korumaya, beka sorunu olarak tanımladığımız bir PKK devletinin kurulmasını engellemeye çalışıyoruz. Ne yazık ki böyle bir yapay devletin kurulması hem Rusya'nın hem de ABD'nin amaçları arasındadır.

Rusya bir taraftan Astana da bizimle ateşkes anlaşması yaparken öte tarafta 15 Şubatta  (APO nun Kenya da Türkiyeye teslim edildiği tarih) Moskovada PKK yanlısı gruplarla “Kürt Ulusal Konferansı” düzenleyerek, Suriyede konfederal bir bölünmeye yol açacak anayasa taslağını tartışmaya açarak Kürt meselesinde İnsiyatifi ABD'nin elinden almaya çalışıyor. 

Bir taraftan da Trump yönetimiyle Türkiye arasında yeni bir sayfa açarak Suriyede Türkiyenin tezlerine yakın strateji izlemelerini sağlama çalışmalarımızı baltalıyorlar. CIA Başkanının Türkiyeyi ziyaret ettiği gün yanlışlıkla Türk askerini bombalayıp 3 askerimizi şehit edip 11 askerimizi de yaralıyorlar. ABD Genel kurmay Başkanı Org. Jozef Dunford 17 Şubat itibarı ile Moskovada muadilleri ile yaptığı görüşmelerden sonra Türkiyeye geçti. Yapılan görüşmelerin içeriğini bilmiyoruz sadece tahmin ve temennilerde bulunuyoruz. Trump’ın Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesini de katacak olursanız, ABD nezdindeki çabalarımızın hayli yoğun olduğunu söyleyebiliriz. Bakalım bu trafik ABD'nin Suriye politikalarında Türkiyeye öncelik verilmesini sağlayabilecek mi? Şu anda herşey kararsız denge konumunda. Fakat yakında sis bulutları dağılıp tutumlar netlik kazanacaktır.

Şu da bir gerçek ki Suriye konusunda Rusya, ABD ile yeniden yakınlaşmamızı hiç istemeyeceği gibi, ABD de Rusya ile daha sıkı işbirliği yapmamızdan hoşlanmayacaktır. Her ikisinin de ellerinde bize karşı kullanacakları en önemli koz Kürtlerdir, Hatta YPG'dir PKK'dır.  El Bab harekatının İŞİD’i temizledikten sonra Münbiç ve Rakkaya yöneleceğini birinci ağızlardan ilan ediyoruz. Fakat bu hem ABD hem de Rusya'ya rağmen imkansız denecek kadar zor. Çünkü Türkiyenin Suriyede elini bu kadar güçlendirmesi her ikisinin de istemediği bir durumdur.

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.02.2017 - 09:12 -333-
Bu sayfayı paylaşın :