Katar Krizi: Ortadoğu'da Yeni Safha

-A A +A

Katar’da beklenmedik bir kriz yaşandı. Altı Arap ülkesinin birlikte ambargo uygulaması ile aniden Ortadoğu’nun en büyük diplomatik krizi çıktı.

Suudi Arabistan ve Mısır, terörist kabul ettikleri (Suriye’de DAEŞ’i destekleyen) El Nusra Örgütü’ne (Şam’ın Fethi Cephesi’ne) ve İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) Hareketine finans sağlamakla suçluyor. Bahreyn, İran yanlısı gruplara destek verdiği iddiası ile tavır alıyor. ABD ise Mayıs Sonunda Katar Emiri El Temim Es Sani’nin resmi sitelerinde yayınlanan “Trump kalıcı değil, İran’la gerilmeyelim, Hizbullah ve Hamas’a destek olalım” açıklamalarından rahatsız. ABD, El Fetih Örgütü’nü muhatap isterken Hamas’ı İsrail gibi terör örgütü görüyor.

Katar, ABD’nin rahatsız olduğu açıklamanın web sitelerine yapılan bir siber saldırı olduğunu, diğer iddiaların da ‘kara propaganda’ olduğunu dile getirdi. Fakat bu hiçbir şeyi değiştirmedi. Hüküm çoktan verilmişti.

Krizin Trump’ın ziyareti sonrasına denk gelmesi ve Trump’ın twetter hesabından Suudi Kralı ile Katar’ın durumunu görüştüğünü açıklaması ile birleşince, olayın ABD operasyonu olduğu açığa çıktı.

Pekiyi neden yaşanıyor bu olaylar?

Bilindiği gibi adı Turuncu Devrimlerle başlayan Soros devrimleri domino etkisi oluşturularak Arap Baharı ile devam etti. ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ni hedefleyen  bu süreç Körfez ülkelerinde halk sokağa dökülmeden çözümlendi: 1925 yılından beri iktidarda olan Suudi Hanedanı, bir saray darbesi ile Suudi Veliaht’ın azli ve Beni Selman kabilesinden Kral Selman’ın iş başına gelmesi ile değişmiş, aynı değişim Ürdün’de de yaşanmıştı. Diğer küçük emirliklerde zaten kontrolleri sağlamdı.

Geriye, ‘Bahar getiremedikleri(!)’ Gezi ve 15 Temmuz girişimlerinde başarısız oldukları Türkiye dışında Körfez’de bir ülke daha kalmıştı: Katar.

Bu krizle, Katar’a BOP’u tamamlamak amacıyla yapılan son müdahale yapılmaktadır. Katar önemlidir; çünkü Körfez’in ‘Sermaye Piyasası’ Katar’dadır. Katar, Osmanlı’yı sırtından vurmamış, aksine Osmanlı ordularını 1916’ya kadar topraklarında tutmuş, İngiliz İşgaline direnen İbn-i Temim Sülalesinin yurdudur. Nitekim aynı sülale halen iş başındadır.

Daha yakınlarda, önce Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’dan gelen “Araplar Osmanlı’yı sırtından vurmadı. Bu iki toplumun arasını açmak için atılmış bir iftiradır” açıklamasının ardından Körfezde 5 milyon nüfusa sahip Katar’ın en büyük topluluğu da olan Şammar Aşiretinin “Türkiye ile birlikte olacağız” mesajı bu desteğin karşılıklı güncellenmesiydi.

Katar, elinde tuttuğu Körfez sermayesi ve kendisine ait doğalgaz kaynaklarına dayalı ekonomik gücüyle; bölgede Türkiye ile birlikte Katar ABD çıkarlarına uygun hareket etmeyen örgütlerin arkasında çıkmaktadır. Türkiye ve Katar, ABD’nin ortak eylem içinde olduğu (BAE ve Suudi Arabistan’ın desteklediği) Selefi ve (İran, Yemen ve Bahreyn’in desteklediği) Şii hareketlerin eliyle sağlamak istedikleri ‘Ortadoğu’da yeni dizayn’ planını bozan Sünni hareketleri (İhvan-ı Müslimin Hareketi, Hamas Örgütü, Özgür Suriye Ordusu ve Şam’ın Fethi Örgütünü) desteklemektedir. Kendi emellerine hizmet etmeyen her örgütü terörist ilan eden ABD’nin kurduğu Ortadoğu denkleminde, siyasi çıkarları ve mezhepsel duruşları nedeniyle 6 Arap ülkesi bu sünni örgütlerin arkasındaki Katar’a karşı ‘terörizme destek’ gerekçesiyle dikildiler.

Bu duruma ilk ve en net tepki veren ülke Türkiye oldu. Sünni örgütlere verdiği desteğin ve ABD’nin Ortadoğu’da kurduğu mezhep savaşı oyununun ötesinde Türkiye Katar’a yapılanı empati yaparak da anladı. Çünkü Katar gibi Türkiye de, Suriye’de terör örgütü DAEŞ’e destek olduğu iddiası ile 2014 yılından beri Batı tarafından yalıtılmaya karşı mücadele vermekteydi. Oyunu çok iyi görüyordu. Dün Türkiye’ye yapılan bugün Katar’a yapılıyordu.

Dün Türkiye’ye tecrit uygulamak istenirken zor günlerini Katar sermayesiyle aşan Türkiye, bugün tecrit yaşayan Katar’a destek olmayı sadece bölge açısından gereklilik değil, aynı zamanda vefa görevi bildi.    

Diğer taraftan bakarsak: PYD ve Haşdi Şabi gibi örgütler de Türkiye ve Katar için teröristtir; ABD de teröre destek veren ülke! Fakat her şey yaptırım gücüne bağlı yürüyordu. Yani güçlerin konuştuğu ortamdaydık ve bu duruma “savaş” denir. Bu krizle, Ortadoğu’da piyon örgütler üzerinden süren savaş irtifa kazanmış, artık devletlerarası savaş seviyesi kazanmıştır. Bu, ABD’nin emeli bakımından kazanım olan bir merhaledir.

Bu ABD hamlesiyle yaşanan kriz, kurulmuş İslam-Arap Ordusu’nu ortasından çatlatarak zora sokmuştur.

Aynı zamanda Birleşmiş Milletler toplantısında kurulması kararı verilen Filistin Devleti’nin kurucu unsuru olan Hamas’ı dayanaksız bırakmış, Arapların birbirine düşmesi İsrail’e meydanı boş bırakarak Filistin Devleti daha doğmadan hançerlenmiştir.

Bu hamle, Katar’ı altından çektiğinizde Ortadoğu’daki sünni hareketlerin çöküşü BOP için gerekli zemini verecektir.

Araplardaki bu bölünme, Sünnileri sadece Şiilerle değil Selefilerle de karşı karşıya getirmektedir. Selefi Vehhabilerin elindeki Hicaz’a yöneldiğinde Şiilik, Sünni desteğini kaybettiğinden Selefilerin tutunma şansı bırakılmamaktadır. Hicaz’ın Şii eline geçmesinin stratejik zemini Katar Krizi ile doğmuş olmaktadır.  

Eğer başarılı olursa Mısır’da Sisi iktidarı ve İsrail rahatladığı gibi Türkiye finansman kaynağı çökertilerek vurulmuş olacaktır. Katar Krizi’nin umulan faydalarına, Türkiye’de iç kargaşa doğurmaya matuf eylemlerin zamanlaması da birlikte düşünüldüğünde aslında Türkiye’nin doğrudan hedef alındığını görmek hiç de zor olmayacaktır.

Dolayısı ile Türkiye’nin Katar’ın yanında yer almasının, bir tarihi dostluk ve Sünnilik ilişkisinden veya vefa duygusundan çok ötede, bir nefs-i müdafaa anlamı vardır.

Bu arada Katar’ın, ABD’nin istediği parayı vermeyi reddetmesi sonrasında yaşadığı kriz şartlarında 15 Milyar dolarlık Savaş uçağı alımı anlaşması yapması, bütün bu amaçlarına yaşanan krizle ulaştıktan sonra ABD’nin bir de üstüne tahsilat yapması anlamına gelmektedir. Katar açısından ise kazanım, verdiği rüşvetle ABD’nin yönlendirdiği Arap ülkelerini boşa düşürerek ambargonun ciddiyetini gevşetmek oldu.

Son olarak 13 madde ileri sürerek ambargoyu kaldırmak için Katar’a dayatma yapan Arap ülkeleri, ileri sürdükleri şartlarla ‘gerçek niyetlerini’ ilan etmiş oldular. Zira gerçekçi olmayan, ucu açık, uygulamada anlayış birliğine dayanmayan dayatmalardı bunlar. Katar reddetti.

Türkiye Katar’a 5 bin asker göndermek üzere teskere çıkardı. Kurulacak üs, şimdilik sadece 250 askerle başlayacak. Türkiye’nin adımı, sanıldığı gibi askeri caydırıcılıktan ziyade diplomatik etkisi olacak bir hamledir.  

Türkiye üstlendiği aktif rol ile Rusya ve İran’la  ortak tavır geliştirmeyi başardı. Bu birlikteliği muhafaza edebilirse sadece Katar’ı kurtarmakla kalmayacak Ortadoğu’daki BOP planını da kadük edebilecektir.

 Bugün için Türkiye’nin bunu başarabileceği imkanı görebiliyoruz. Normalde Batı gücü karşısında Türkiye, Rusya ve İran çok şey ifade etmezken içinde bulunduğumuz dönemde açıkça görüldüğü gibi İngiltere, ABD ve Almanya(AB)’nın birbirlerinden kopmuş olması, üstelik ABD planlarına İngiltere ve AB’nin sıcak bakmaması bir şans doğurmaktadır.

Turuncu Devrimler ve Arap Baharı sürecini yürüten İngiltere-AB-ABD birlikteliği çökmüş görünmekte, bu da kırk yıldır sürdürdükleri planın finalinin farklı olma şansını elimize vermektedir. Dikkat edilirse ABD ve İngiltere siyaseti istikrarsızlaşmıştır; Almanya’da da benzer bir süreç yaklaşmaktadır.

Bütün bu ülkelerde terör eylemleri de tırmanışa geçmiş görünmektedir. Bu ayrışmanın doğurduğu zeminde ABD’nin tek başına yürütmek istediği eylemlere karşı Rusya ve İran birlikteliğini sağlayabilirse Türkiye, İngiltere’yi de yanında bulabilir. Bu ise Ortadoğu’nun ‘know how’ı elinde olan İngiltere desteği, başlı başına ABD oyunlarının çökertmek için yeter bir kuvvet doğurmaktadır. Nitekim Katar Krizi’nde İngiliz siyaseti ve medyası Erdoğan’ı destekler tavır almıştır. Bu bilgiler ışığında Putin’in, “Türkiye’nin desteğinin Katar’ı korumaya yeteceğini” açıklaması sadece bir ‘öne sürme’den ibaret okunamaz.

Türkiye bir süredir ABD’nin Ortadoğu dizaynını bozmaktadır. İlkin Fırat kalkanı ile ‘Kürt Bandı’ planını bozdu. Şam’ın Fethi Kuvvetleri ile bir alt katmana çekmek istediği Şii bandını da ciddi riske düşürdü. Katar Krizi ile ABD’nin hayata geçirdiği C planıdır aslında.   

Olup bitenlerden anlıyoruz ki ABD revize ettiği bu son planında, Mısır’ı projesinin merkezine almıştır. 15 Temmuz’da ele geçiremediği Anadolu yerine Nil çevresi odak alınmış görünmektedir. Mısır’da ‘ezilen halkın’, tabiri caizse Musa’nın mirası çiğnenirken, Firavun geleneğini Sisi eliyle yeniden yeryüzüne angaje etmeye çalışmaktadır.

ABD’nin, Mısır merkezli aldatıcı yeni propagandası diyor ki Körfez ülkelerine: “Yayılmacı Türklerden ve Terörist Şii İran’dan sizi korumak için Hatay’dan Basra Körfezine ulaşan bir ‘Güvenlik Yayı’ kuralım. Böylece Türklerin önünü keselim, İran’ı durduralım.”

Aslında bu güvenlik yayı proje ile İsrail geniş bir tamponla sarılarak korunmuş oluyor. Bölünmüş Arapların coğrafyasında Filistin Devleti de başka bahara kalmış oluyor. Türkiye ise kendi coğrafyasında yalıtılıyor, tarihi mirası yok ediliyor.

İşte ABD’nin bu son planına da Türkiye, Katar’a verdiği destek ve Rusya-İran işbirliği ile engel olabilirse bu, yalnızlaşmış ama güçlü ABD’nin bölgeden sökülmesi için ilk çivinin çıkması demektir.

İnşallah o çivinin adı Katar olur; Osmanlı en son oradan ayrıldı, Mehmetçik ilk oradan başlar… İnşallah, ABD trenine binen Araplar inşallah izzet-i nefsin dolardan daha tatlı olduğunu fark ederler.

Katar, pek çok kriz potansiyeline sahiptir. Katar bunlardan sadece birisi. Kukla çok, Devlet görünümlü sömürge çok, terör örgütü çok, dini görünümlü piyon örgütler çok. Haliyle sürekli yeni senaryolar kurulmaya gebe bir coğrafyadayız.

Türkiye Katar’a sahip çıkarak doğru yapmıştır. Güvenlik bölgesinin sınırları olmayıp Ortadoğu’da yaşanacak her savaşın kendisine etkisi olacağını unutmayarak, başta Sünni- Şii Savaşı olmak üzere her türlü kardeş savaşını durdurmaya çalışmakla doğru yapmaktadır. Eğer engelleyemezse Türkiye, ne olursa olsun bir mezhep savaşına bulaşmamalıdır.

Trump’ın ilk gezisinde gittiği yerler dikkat çekicidir: Roma, Kudüs ve Hicaz… Yani, üç dinin merkezine seyahat etti. Sonuçlarından anlıyoruz ki, Papalık da, Kudüs de bir ajandaya sahipti ve ABD’ye beklentilerini sundu. Oysa Arabistan, konuşulanları emir telakki etti. Gereğini yapıyor. Acı olan masadakilerin İslam’ın temsilcileri olmamasıdır. Öyle olsa, bir haram ayda, ‘savaş açma’ anlamına gelen bir hareketi Müslüman Müslüman’a yapar mıydı?

Belki de İslam gerçek temsilcilerini bulunca Dünya daha adil bir zemine kavuşacaktır. Katar Krizi bu bakımdan da taşları yerinden oynatmıştır. Türkiye de bu oynayan zeminde öne çıkmış bulunmaktadır.

Kategori: 

1 Comment

Türkiyeye tuzak olarak

Türkiyeye tuzak olarak oluşturulmaya çalışılan kürt koridoru planını Fırat kalkanı ile bozan ve yine Oluşturulmak istenen şii bandını da zora sokan Türkiye'mize Allah yardım etsin, güç kuvvet versin. Yazınızda belirttiğiniz gibi; "İşte ABD’nin bu son planına da Türkiye, Katar’a verdiği destek ve Rusya-İran işbirliği ile engel olabilirse bu, yalnızlaşmış ama güçlü ABD’nin bölgeden sökülmesi için ilk çivinin çıkması demektir. İnşallah o çivinin adı Katar olur; Osmanlı en son oradan ayrıldı, Mehmetçik ilk oradan başlar… İnşallah, ABD trenine binen Araplar inşallah izzet-i nefsin dolardan daha tatlı olduğunu fark ederler." Amin...Amin... inşallah

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.07.2017 - 11:19 -640-
Bu sayfayı paylaşın :