Kayınvalidemin Pilavı - Karadenizlinin İneği

-A A +A

                Karadenizli bir arkadaşımızın babası vefat etmiş, yaşlı anne yalnız kalmıştı. Bütün ısrarlara rağmen anne erkek çocuklarının yanında kalmak üzere Ankara veya İstanbul’a gitmiyordu. Çocuklarına: “Yavrularım ben köyümde mutluyum” diyordu.

                 Annenin taze buzağılı bir ineği vardı. Anne, ineği ve buzağısıyla meşgul olup giderken aradan bir zaman geçmiş… Bir bayram günü erkek kardeşler oturup karar vermişler, annemiz çok yaşlandı, artık ineğe ve buzağıya bakamaz, iyisi mi satalım demişler ve annenin tüm muhalefetine rağmen ineği yavrusuyla beraber satmışlar. Satış üzerinden üç ay geçmişti ki anne vefat etmişti. Olayı nakleden arkadaşımız anlatıyordu:

                -Annemiz gerçekte üç ay önce vefat etmişti!

                -Nasıl yani?

                -O inek ve yavrusu annemiz için can şenliği gibi bir şeydi, bu ikisi onu hayata bağlıyordu. Onları sattığımızda hayat bağlarını koparmıştık, annemiz o zaman vefat etmişti. Cenazesini üç ay sonra kaldırıyorduk.

                Bu da işin bir başka cephesi. Yaşlıları doğup büyüdüğü topraklardan ve eski alışkanlıklarından koparmak mümkün olmuyordu.

                                                                              ***

                Kayınpederimin vefatından sonra kayınvalidem de hikâyede geçtiği gibi ister istemez evinde yalnız kalmıştı. Kayınbiraderlerim işleri gereği ayrı ayrı vilayetlerdeydi. Bize de gelmiyor, bari kolayca gidip gelelim düşüncesiyle Ankara’da aynı mahalleden ona yakın bir ev aldık. Kayınvalidemin hanım arkadaşları ve belli bir topluluğu vardı.

                Rahmetli kayınpederim hayatta iken, kayınvalidem onun sevdiği bir çeşit pilav yapardı. Doğrusu o pilavı biz de severdik, bundan dolayı bize de pilav yapardı. Yaşı biraz daha ilerleyince pilavlara ara verir gibi oldu. Bir gün kendisine:               

                -Anacığım senin pilavları özledik, gene bir pilav pişirsen de şöyle bir turşuyla yesek, dedim. Bu sözler üzerine sevgili eşim müdahale etti:

                -İsmail Bey, istediğin pilav olsun, yapar yeriz, annemi niye yoruyorsun, gibisinden itiraz edecek oldu. O sıra sükût geçtim daha sonra dilimin döndüğü kadarıyla Oya Hanıma izah etmeye çalıştım:

                -Hanım ona ne şüphe! Sen pilavın âlâsını yaparsın. Ama maksat pilav yemek değil ki! Kayınvalidem pilav yapmaya karar verdiğinde düşünecek, malzeme hazırlayacak. Bu süreç bile onun belli bir zamanını işgal eder. Allah’a şükür eli ayağı tutuyor. Pilav yapmak için önce bakkala gidecek bulgur alacak, manava gidecek sebze alacak, yetmedi; pilavın yanına meyve alacak, yani gidecek gelecek, bu arada diğer ihtiyaçlarını da karşılayacak. Bütün bunlar belki iki üç gününü alacak, belki biraz yorulacak. Malzemeleri bir araya getirdiğinde “damadım benden pilav istiyor” neşvesiyle pilav yapacak, bizi davet edecek. Sonra ben o pilavı onun göreceği şekilde şöyle bir iştahlıca yiyeceğim. Ben yerken o bakacak, yememden keyif alacak. Eline sağlık anacığım, pek güzel olmuş, dediğimde de bütün yorgunluğu çıkacak. Bu şekilde biz onu meşgul etmiş olacağız. Bunun neresi kötü, bunun neresi yorgunluk!

                -Dahası var, ya onun düşündükleri… Bir düşünsene. İnsan boş kaldığı zaman pis pis şeyler düşünür. Kayınvalidem pilav yaparken bu düşüncelerden uzak olacak bir, ikincisi ve daha da önemlisi kayınvalidem, bir işe yaradığını görecek, öyle düşünecek, kendisinin yaşlanmış olarak işe yaramaz bir şekilde bir kenara atılmadığını düşünecek, bilakis işe yaradığını düşünecek, önemsendiğini düşünecek ve mutlu olacak.

                Değerli okurlarım, Oya Hanımı bu şekilde ikna etmiş bulunuyorum. Şimdi sıra kayınvalidemin yapacağı pilavda. Kısmet olursa bir gün de onu yeriz.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.04.2017 - 11:46 -269-
Bu sayfayı paylaşın :