Kıbrıs'da Neler Oluyor!

-A A +A

KIBRIS davamız 12 Ocak 2017 de yeniden BM gündeminde CENEVRE de BEŞLİ konferans dış işleri ve ilgili bürokratların katılımı ile müzakere masasında görüşülmeye başlandı.

 TÜRKİYE nin “garantörlüğü” bay pas edilerek KIBRIS garantörlüğünden ve AKDENİZ enerji yataklarından tasfiye edilmek mi isteniyor.

ŞİMDİ KIBRIS ın tarihçesini kısaca verelim.

Fetih tarihi 1571 olan KIBRIS adası 1923 LOZAN a kadar 452 yıl Türk adası olarak kalmıştır.

İngiltere’ye KİRALIK olarak veriliş tarihi 1878. Kıbrıs ın İNG tarafından ilhakı 1914 birinci dünya savaşı ve milli mücadele 1923 te LOZAN anlaşması ile Kıbrıs resmen İNG bırakılmış oldu.

1931 de Rumlar ENOSİS için ilk ayaklanmalarını yaptılar. 1952 Makarios başkanlığında EOKA kuruldu 1954 Yunanistan adaya silah sevkiyatı yaptı ve albay grivas Kıbrıs’a geldi

1954 yılında Kıbrıs sorunu BM taşındı. 1959 tarihinde TÜRKİYE ve Yunanistan 11 Şubat ta ZÜRİH te anlaşmaya vardılar. LONDRA da ise İngiltere nin onayı alınmış oldu. TÜRKİYE Yunanistan ve İngiltere ile yapılan anlaşma gereğince:

  1. İki toplumlu

  2. Otonom yapılı

  3. Türkiye Yunanistan ve İngiltere nin ETKİN garantörlüğü” ilkesine dayalı bir çözüm süreci anlaşması yapılmış oldu.

KIBRIS CUMHURİYETİ ise iki halkın eşit ortaklık temelinde uluslararası anlaşma ise l960 yılında imzalanmış oldu.

1963 te Rumların yaptığı “kanlı Noel’den sonra

 Üç GARANTÖR ülke Türkiye İngiltere ve Yunanistan üç ülkeden oluşan bir askeri güç oluşturuldu. “barışı koruma kuvveti” komutanı İngiliz general in çizdiği “YEŞİL HAT” ile

 LEFKOŞE 30 Aralık 1963 te ikiye ayrılmış oldu. Mart 1964 te BM adaya uluslararası BARIŞ GÜCÜ konuşlandırmış oldu.

1967 yılına kadar Yunanistan adaya sürekli olarak ve gizli yollardan ASKER yığarak enosis i gerçekleştirmek için şiddet eylemlerine başlamıştı.1974 tarihinde EOKA lideri Nikos Sampson Makarios karşı bir darbe yaparak yönetimi ele geçirmişti.

20 Temmuz 1974 tarihinde 

TÜRKİYE BARIŞ harekâtı zaferi ile Kıbrıs türkü hürriyetine kavuşmuştu. 

2ağustos 1975 tarihinde BM gözetiminde Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides arasında

 

 NUFUS mübadelesi anlaşması yapılmış 120 bin Rum güneye 65 bin Türk kuzeye geçirilmişti. Nihayetinde 180 km boyunca genişliği 7m eninde bir ARA BÖLGE ile iki toplum birbirinden tamamen ayrılmış oldu.

Bu gün itibariyle adada 350 bin Türk nüfusuna karşılık güneyde 800 bin Rum yaşamaktadır. 9251 km kare olan adanın

  1.  KKTC yüz ölçümü (yüzde35.04) oranında olup 3241 km karedir

  2. GKRY: yüz ölçümü 5509 kam kare dir

  3. İngiltere’nin üstleri ise 256,01 km karedirAra bölge ise 244.04km kare

HİYAYETİNDE:

13 Şubat 1975 yılında TÜRKLER “Kıbrıs Türk federe devletini “ KTFD kurarak ilan etmiş ve15 Kasım 1983 tarihinde ise self determinasyon hakkını kullanarak adadaki siyasi eşitliğini ilan etmişti.

Mart 1995 yılında AB (Avrupa birliği) GKRY adaylık sürecini vermesi ile Yunanistan ile Rumlar asasında ortak savunma doktrini” imzalanmış Grit on iki adalar ve Kıbrıs savunma bölgesi ilan edilmişti. Aralık 1998 te adaya füze sistemleri de kurulmuştu

14 Kasım 1999 da BM genel sekreteri Kofi Annan aracılığı ile newyorkta iki taraflı eşit ve kapsamlı anlaşma metini hazırlanmış ve DENKTAŞ denklemden çıkartılmıştı.

NİTİCE OLARAK:

  1. Federasyon konusu (siyasi eşitlik iki kesimlilik ve dönüşümlü başkanlık sistemi)

  2.  Güvenlik ve garantörlük konusu (Yunanistan garantörlük ve asker istemiyor)

  3. Mülkiyet konusu ve yeni sınırların tayini (Türk tarafı yüzde 29.2 Rum tarafı yüzde 28.2 oranında HARİTA kilitli durumda)

  4. Toprak paylaşımı konusu  (Güzel yurdu istiyorlar)

  5. Ambargolar  

  6. AB üyeliği gibi konularda KAPSAMLI bir ÖN müzakereler devam etmektedir.

 ANCAK 11 Ekim 2000 tarihinde BM rin bu ön kabul anlaşmasını RUMLAR tek taraflı olarak reddetmişler, ANNAN PLANI RUM tarafından 24 Nisan 2004 yılında yaptıkları referandum ile reddedilmişti. ŞİMDİ ise aynı zeminlerde müzakereler yeniden başlamış bulunmaktadır.

AB ği bir Hristiyan kulübü olarak KIBRISI sadece RUMLARIN temsil ettiği bir DEVLET statüsünde AB ne almaları da gösteriyor ki 

“ŞARK MESELESİ” TÜRKLER için hiç bitmemiş ve hala devam etmektedir.

 Avrupa birliği Rum kesimini Mayıs 2004 tarihinde “Kıbrıs cumhuriyeti” adı altında ADAYI tam temsilen ÜYE olarak almış ve de KKTC ne hem ekonomik ve hem de siyasal AMBARGO konulmuş, TÜRKİYE ise RUM kesimine deniz ve hava limanlarını kapatmış, RUM lar da Türkiye nin AB ne üyelik fasıllarına onay vermemişti

 KKTC ile TÜRKİYE 

AB nin Rumların üyeliğinin tek taraflı olduğunu adanın tümünü kapsamadığını ilan ederek reddettiğini deklare etmişti.

İŞTE o gün bu gündür KIBRIS davamız ULUSLARARASI CAMİA” nın sürekli ve tek yanlı olarak ve özellikle de AB nin RUMLARIN yanında ve Türklerin karşısında yer aldığı görülmektedir

Üstüne üstlük İSLAM işbirliği üye ülkeleri dahi KIBRIS TÜRK kesimini BM düzeyinde tanıyamamaları da gösteriyor ki TÜRKİYE bu DAVADA yalnız bırakılmak istenmektedir.

 2017 13 OCAK ayına kadar geçen “94 yıldır” SÜREÇ içinde zikzaklarla geçen bir mücadele ile BU GÜNLERE kadar gelmiş bulunuyoruz.

ŞİMDİ bu kadar kronolojik tarih sıralamasından sonra 

 KIBRIS ta neler oluyor NE yapılmak isteniyor sorusunun cevabına gelmiş oluyoruz.

Anlaşılan o ki Cenevre’de oluşan BEŞLİ konferansta KIBRIS gündemindeki BAŞLIKLAR biraz kapalı kapılar arkasında kaldığı ve KETUM davranıldığı gibi bir gözlem söz konusudur.

 Bu TUTUM TÜRKİYE açısından

  1.  Yeski Statüyü dondurmak anlamı taşımakta

  2.  Ya da yeni ilave TAVİZLER verilerek ne olursa olsun bir ÇÖZÜMÜ amaçlamaktadır.

Şimdi de TÜRKİYE açısından bir durum değerlendirmesi yapalım.  

KIBRIS da 1974 barış harekâtından bu yana 1954 ZÜRİH ve LONDRA “etkin garantörlük anlaşması” gereği ASKERİ güç bulundurmaktadır. 

NASIL İngiltere askeri üs bulunduruyor ise nasıl Yunanistan güvenlik anlaşması ile Kıbrıs’ın tüm güvenlik ihtiyacını teminat altına alıyor ise TÜRKİYE de aynı denklikte aynı güvenlik teminatı için askeri güç bulundurmaktadır.

94 YILDIR Tüm diplomatik atakların ve uluslararası anlaşma süreçlerinin bir tek asli gayesi vardır.

 TÜRKİYE yi Kıbrıs adasından Kıbrıs Türklerinden ve Akdeniz den tecrit etmektir. Tıpkı TÜRKİYE nin LOZAN ile eli kolu bağlanıp “Musul eyaletinin” ve de “12 adaların” uluslararası arenada LAHEY adalet divanı nın kararları ile yalnız bırakılıp Türkiye den koparılması gibi.

 Bu amaç BATI ülkeleri için (ABD İngiliz İsrail- Rum Yunan ekseninde) tarihi temelleri olan bir ŞARK meseledir ki TÜRKİYE hem Akdeniz in en stratejik jeopolitik bölgesinden uzaklaştırılması stratejik enerji kaynaklarından bay pas edilmesi ve de tarihi medeni kültürel hinterlandından koparılmasıdır.

Son zamanlarda TÜRKİYE nin içinden geçtiği süreçler de ap açık göstermektedir ki TÜRKİYE 

  1. İÇERDE “Gerilim stratejileri” ile laik anti laik etnisite meşrep farklılıkları ve yaşam tarzı üzerinden ÜLKE kutuplaştırılarak

  2. Darbe teşebbüsleri yapılmakta

  1. İç çatışma senaryoları uygulanmakta

  2. TERÖR ile psikolojik bir savaş yürütülmekte

  3. DIŞARDA ise “Kuşatılma stratejileri” ile

  4. Bölgesel savaş (ırak ve Suriye iç ve bölgesel savaşı) sürdürülmekte 

  5. İsrail Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan arasında yapılan “güvenlik doktrini” gereğince yaptıkları enerji ve savunma anlaşmalarla TÜRKİYE Akdeniz’den by pas edilmek istenmektedir.

  6. Avrupa birliği ülkeleri ise TÜRKİYE nin karşısında ROL almaktadır.  

Burada anti parantez olarak ifade etmemiz gerekiyor ki 

TÜRKİYE nin Kıbrıs’taki etkin güvenlik garantörlüğü sadece TÜRK nüfus için geçerli değildir aynı zamanda RUM nüfus için de geçerlidir. Bölgesel olarak İSRAİL içinde ve diğer kavim millet ve inanç gurupları için de tarihi ve jeopolitik olarak en güvenilir ve en mukavim bir GARANTÖR ülke olduğunun bilinmesinin altının kalın çizgilerle çizdiğimizi belirtmek isteriz.

KIBRIS DAVAMIZI bu temelde anlamamız gerekmektedir. 

Eğer Kıbrıs ta yönetim toprak ve TÜRKİYE nin etkin garantörlüğü konusunda bir adım dahi taviz verildiğinde bu TAVİZ akdenizde ve bölgede derin yaralar açacak ve aynı yara EGE denizinde de bir bumerang gibi gelip bizi tekrar vuracak demektir.

Neticesi zaten fiilen bölünmüş olan ADANIN “resmen bölünmesi” ile neticelenecek uzun soluklu bir mücadelenin farkındalığı tüm diplomasi aktörlerinin ve siyasi yönetimlerin ŞUUR ve TAVIR farkındalıklarını ortaya koyması bir mecburiyettir.

CENEVRE de başlatılan bu BEŞLİ konferans sonucunda RUM tarafı sürekli olarak aynı nokta da sabit olarak dururken bir geri adım atmazken, TÜRK tarafı sürekli olarak TAVİZ üstüne taviz vererek bir ÇÖZÜM olsun da ne olursa olsun mantığı ile hareket etmektedir.

Gerek TÜRKİYE nin etkin garantörlük süresinin kısıtlanması gerek toprak tavizlerinin artırılması Temsiliyette oy oranının giderek azaltılması gerek TÜRK askeri nin adayı terk etmesi TÜRK tarafına VETO hakkı verilmemesi ve de iki kesimlilik esası gibi konularda TÜRK ve TÜRKİYE taraflarının TAVİZKAR tutumları asla kabul edilebilir değildir demekteyiz.

Kısacak TÜRK ve TÜRKİYE tarafı olarak siyasi iktisadi mülkiyet güvenlik ve egemenlik haklarından hiçbir taviz verilmeden İKİ kesimli eşit ve egemen bir YÖNETİM dışında verilecek hiçbir taviz yoktur.

TÜRKİYE ve TÜRK tarafı kendi üzerlerine yapılan uluslararası BASKILARIN karşısında diklenmeden dik durarak kendi EGEMENLİK güvenlik ve toprak unsurlarından bir karış dahi TAVİZ vermeden DİK durarak EŞİT ve EGEMEN iki kesimli ortaklık temelinde çözüm olmalı çözüm olmaz ise RUM ve YUNAN tarafının tuzaklarına düşmeden MASADAN onurlu olarak kalkmak en hayırlı bir politik davranış olacaktır. 

Her ne pahasına olursa olsun bir ÇÖZÜM olsun istemiyoruz. Sadece MEVCUDU muhafaza edin yeter başka İHSAN istemiyoruz diyor

TÜM Kamuoyuna bir STK olarak deklare ediyoruz.

Vesselam.

 

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.01.2017 - 15:41 -298-
Bu sayfayı paylaşın :