Kısas Hayattır

-A A +A

 

         Bozguncular, yıkıcılar, bölücüler kendilerine yüklenen tarihi görevi, ülkemiz ve İslam ülkelerinde alçakça, haince yerine getiriyorlar. Onların destekçileri ile işbirlikçileri ellerini ovuşturarak -tespih taneleri gibi- Türk milleti ve İslam ümmetinin dağılmasını dört gözle bekliyorlar.

İçerideki ahmak beyinsizler, dışarıdaki ahlaksız azgınlar, onların yaptıklarına siper olup terör itlerine kol kanat geriyorlar. Gizli ellerin sahtekâr sözcüleri, suret-i haktan görünerek Türkiye'ye ve İslam dünyasına itidal tavsiye edip akıl vermeyi de ihmal etmiyorlar.

 Hiçbir insani değer ve sınır tanımayan terör itlerinin ihanetlerinden medet umarak menfaatlerinin gerçekleşmesi hayaliyle Batı’nın bir yandan hop oturup hop kalkması, diğer yandan da teröristlerin şerrinden uzak kalma gayreti ne yaman bir çelişkiyle ve ne büyük bir açmazla karşı karşıya kaldıklarının delilidir.

Söylemleri ne kadar parlak olursa olsun, tarihin tozlu sayfaları meylettikleri zulmün ateşinin kendilerine dokunma örnekleriyle doludur. Batılı kendisini zulme meyletmekten alamaz, zira zulüm kendisinin yegâne varlık sebebidir aynı zamanda. El âlemin yoğurt yiyenine fazla karışmadan dönelim konumuza.

Günümüzde, İslam’ın belirlediği temel ilkelerin uzağında kaldığı için cezalar, özellikle ülkemizde insani bir süreç olan caydırıcılık vasfını kaybetmiş, suçlular için mükafata dönüşmüştür.

Kamu düzenine zemin teşkil eden toplumsal hayatın gereklerine bağlı olarak hukukun sürekli bir gelişim ve değişim içinde olması; masumların, mazlumların hakkını koruyacak ve onların insanca yaşama haklarının teminat altına alacak biçimde tanzim edilemeyeceği anlamına gelmez. Sosyal hayatımızın huzurunu, sükûnunu temin konusunda geldiğimiz yer ve konuma baktığımızda, içinde bulunduğumuz yanılgılar, yanlışlar ayan beyan ortadadır.

Bizdeki kadim düzenlemeler, titizlikle incelendiğinde görülecektir ki, hukukta kamusal alan ile özel alan arasında önemli bir ayrıma gidilmiş, genellikle kamusal alana, yani kamuya karşı işlenen suçlara karşı cezalar tereddüde mahal bırakmayacak biçimde belirlenmiştir.

Canlı bombalar, varlığını kamu düzenlerinin sarsılmasına, milletlerin savrulmasına, dağılmasına ve elbette insanlığın sömürülmesine bel bağlayanların kuklasıdırlar. Onlar acımasızca kan döküp can yakarak insanların hayat hakkını gasp yoluyla toplumda karmaşa ve kargaşa çıkarmaya yönelik kiralık katildirler. Dolayısıyla onlara ve onların destekçilerine verilecek ceza konusunda tarihi birikim ile tecrübelerimiz -milletin huzuru, saadeti, mutluluğu hususunda- bize şaşmaz, dosdoğru bir istikamet gösterir.

‘Had’ ve ‘tazir’den değil, ‘kısas’tan bahsediyorum. Belki öldürenler için değil, ama öldürülenlerin aileleri ve toplum için hayat kaynağı olan kısas, hafife alınır ve uygulamasında gelgitler yaşanırsa; her zaman olduğu gibi yargı, bugün dünyada yaşanan soygunlara, talanlara ve kıtallere meşruiyet katmaktan başka bir işe yaramaz.

Terör belasıyla yarım asır iç içe yaşamak zorunda bırakılan milletin yüreği yanan ferdi olarak teklif ediyorum.

Bomba ile kendi bedenini patlatanları azmettirenlerin bedenine patlayıcılar bağlanıp o ‘Canlı Bomba Efendileri’ halkın gözü önünde patlatılmadıkça bize bu coğrafyada huzur ve rahat yüzü yoktur.

Siz ne dersiniz bilmem, mademki kısasta hayat vardır, öyleyse: “İlla kısas diyorum, illa da kısas!"

 

 idris-dogan@hotmail.com

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.12.2016 - 17:04 -370-
Bu sayfayı paylaşın :