Kodlara dönüş

-A A +A

Önceki yazılarımdan biri için kıymetli bir dostumuz: "En güzel yazınız olmuş, kodlara dönüş başlamış." diye yorumda bulundu. Bırakınız otuz yıldır yazdıklarımı, bu köşemde âcizane karaladıklarıma göz gezdirenler, benim kodlarımı ve beslendiğim kaynağı açık seçik göreceklerdir.

Çok kısa ifade etmiş olayım: "Bizim dile getirmeye gayret ettiklerimiz, Allah'ın bizden beklediği -aklımızın erdiği, gücümüzün yettiği kadar- kendisinin üzerimizde hakkı olan sözden ibarettir.

Bize hayrı, hakkı, doğruyu, gerekliyi öğreten Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetidir. Elbette, Allah ve Resûlü’nün hayırlı dedikleri hayırlı; hayırsız dedikleri de hayırsızdır. Bu meselede asıl ölçümüz, temel dayanağımız asla kişilerin nefsi, toplumların keyfi olamaz; hele hele insanların sınırlı kıt aklı asla...

Sosyolojik bir gerçekliktir ki; fert, toplum ve akıl, bugün ‘iyi’ dediğine yarın ‘tu kaka’ diyebilir; bugün ‘hayır’ saydığını yarın ‘şer’ görebilir. Allah'tan başkasının yarını hesaba katması ve kâinat planında onu düzenleyip uygulamaya koyması mümkün değildir. Onun için, Allah ve Resûlü neye hayır dediyse, neyi lüzumlu gördüyse o hayırlıdır, o elzemdir. Onun hayatında bulunmayan ama bugün bize göre hayırlı ve lüzumlu bir şeyin varlığını kabul etmek -Allah korusun- Rasûlullah'ın hayatını yetersiz, kesik kabul etmek demektir.

Konuşacağımız sözün kıymetini, ancak Yüce Yaratıcı belirler ve bu hak kendisine aittir. Eğer, İslâm'ı yakından tanımış; Allah'ın âyetlerinden, Hz. Peygamberin sünnet ve hadislerinden haberdar olsaydık; konuşmalarımızın merkezinde hep hak ve hayır olurdu. Bulunduğumuz her bir makamda, her bir konumda bizim yerimizde Resul-i Ekrem Efendimiz olsaydı, o ne söyleyecekse bizler de onu dillendirir, onu konuşurduk. Kendi süslü hayallerimizi, boş iddialarımızı ifade eden söz, nasıl hakikat diye kabul edilebilir?

İşte ölçü!

Hayrı, hakkı, sabrı tavsiye; hakkı ikame, marufu emir, münkeri nehiy makamında bulunan kişi, elbette susmaz ve herhangi bir meselede mutlaka kanaatini belirtir. Şöyle söylemek daha doğrudur: “Müslüman, imanının icabı olan ameli, söz olarak ifade ederek Allah'ın sözcülüğünü yapmakla mükelleftir. Bu da Yüce Yaratıcı'nın bizim üzerimizdeki hakkıdır.”

Hangi konum ve durumda olursa olsun, ebedi önderimiz, örneğimizin söylediği sözlerin dışında söylenecek sözler, mala yani olmaktan kurtulamaz. Bilirsiniz, Hz. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurur. “Allah'a ve âhiret gününe inanan kişi ya hayır söylesin, yahut da sussun."

Allah'ın Resûlü: "Allah'a ve âhiret gününe inanan kimse." buyurarak söze başlar. Demek oluyor ki, inanan kişinin hayır konuşması veya susması Allah'a ve âhirete imanın tezahürüdür; konuşacağı şey hayır ise söyleyen, değilse susan kişi, Allah'a ve âhiret gününe iman eden kişidir.

“Şayet Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız mutlaka hayır söyleyiniz.” diyen Allah'ın Resûlü, önce konuşmayı emrediyor. Önce hakkı, hayrı konuşmamız gerektiğini belirtiyor; susmayı sonradan ilave ediyor; “Hayır yok ise, hayır bitmişse o zaman susunuz!” buyuruyor. Hayır olduğu sürece, hak olduğu sürece susmanın değil; konuşmanın büyük bir kıymeti vardır.

Hani, "Söz gümüşse sükût altındır." diyorlar ya… Bu elbette, konuşulacak söz hak olmadığı, orta yerden hayır kaybolduğu zaman geçerlidir. Aksi durumda söylenecek söz, hak olduğu müddetçe konuşmak kaçınılmaz bir mecburiyettir ve değeri yüksektir.

Allah'a itaat olan konularında konuşma belli bir değer taşır, ancak Allah'ın hoşuna gitmeyecek, Allah'a isyan olacak meselelerde susmak, her şeyden önemlidir ve fevkalade değerlidir.

Bilirsiniz, Hz. Peygamber konuşulması gereken yerde, özellikle haksızlık karşısında susmayı ‘dilsiz şeytan’lık olarak kabul eder. Yani, Hatemül Enbiya, haksızlık gördüğü halde insanın olup bitenler karşısında sükut etmesini, yutkunmasını hiç hoş görmez.

Uzatmayalım, hangi makam, rütbe, mansıp sahibi olursa olsun inanan insan; Allah'ın kendisinden beklediği sözü -bilerek veya bilmeyerek- söylemekten kaçınırsa toplumun felaketine yol açmış demektir ki, bu büyük bir aldanıştır. Dünyalık beklenti ve süfli çıkarları için ipe sapa gelmez korkulardan ötürü Allah'ın kendisinden beklediği sözü söylemeyen kişiye Allah, hem bu dünyada, hem de kıyamet günü kıymet vermez.

Söz ve yazılarımızdaki esas ölçüyü bize hayat katan kaynağımızı ifade etmeye çalıştım. Budur, bizim kodlarımız!

Ne var ki, şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Biz kendimizi, hâşâ haddimiz değil, yeterli görmeyiz. Hatada inattan ve ısrardan Allah’a sığınırız. Zira biliriz ki, herkes hata eder, ancak aptallar hatalarında ısrar ederler. Selam ve dua ile…

idris-dogan@hotmail.com

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.08.2017 - 08:50 -72-
Bu sayfayı paylaşın :