Kritik Dönüşümler Haftası

-A A +A

 

2017 yılı Ocak ayının son on günü hem Türkiyenin iç politikası hem de dış politikası üzerinde olduğu kadar Uluslararası alanda da kritik dönüşümlere gebe.

Bilindiği gibi “Cumhur-başkan” lığı sistemini getiren kısmi Anayasa değişikliğinin ikinci turu TBMMde hızla devam ediyor. Daha ilk günden ilk altı madde kabul edildi bile. 18 Maddenin kabul edilip teklifin tamamı üzerindeki oylamanın da 330 oyun üzerinde çıkması halinde Anayasa değişikliği Cumhurbaşkanının önüne gelecek.

Cumhurbaşkanımızın, 22 Ocak itibarı ile Afrikada Tanzanya Mozambik ve Madagaskar’a yapacağı resmi ziyaretten önce Anayasa değişikliğinin onun masasına konması hedefleniyor. Tabii son anda öngörülmeyen bir yol kazası olmazsa. Ancak böyle birşeyin gerçekleşme riski son derece düşük görülüyor. Bundan sonrası 15 Günlük Cumhurbaşkanı inceleme süresi ve ardından iki ay sonra da Referandum. Ancak Cumhurbaşkanının 15 günlük süreyi kullanmayarak hemen imzalayacağını sanıyorum. Bu durumda Nisan’a girmeden referandum sandığı önümüze gelebilir.

Reina Katliamı saldırganının canlı yakalanması Türk Polisinin çok büyük bir başarısıdır. Teröre karşı yüzlerce şehit vererek şanla şerefle Ülkemizin güvenliğini sağlayan polisimizin bu başarısı Türkiyenin başına çorap örmek isteyen terör örgütlerinin ve onların ardındaki güç odaklarının  moralini bozmuş, milletimize de şu netameli günlerde sevinç ve moral kaynağı olmuştur. Bunun yanısıra muhtemel intihar saldırılarına karşı da istihbarat ve güvenlik teşkilatlarımız başarı üstüne başarı sağlayarak, birçok hain girişimi daha hazırlık safhasında çökertmektedir. Polis ve ordu içindeki FETÖ odakları uyuyan hücreleri temizlendikçe bu başarılar daha da artacaktır.

Ama en müteyakkız olmamız gereken günler en sakin görünen dönemler olmalıdır. Özellikle Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı sisteminin gelmesi birçok güç odaklarını rahatsız etmektedir. Referandum sonuçlanana kadar kahpe terörün bu değişimi baltalama adına neler planladığını tahmin edemeyiz.

Bu haliyle Cumhurbaşkanlığı sisteminin sakıncalarını geçen haftaki yazımda açıklamıştım. Ancak gelinen son durum itibarı ile İç ve dış güvenliğimiz açısından, kılıç üstünde giden ekonomimiz açısından, fakirin sofrasına giren bir tas sıcak çorba ve ekmeğin bile tehlikeye düşmemesi açısından istikrarı, kararlı hızlı çalışan bir devlet sistemini öncelememiz gerektiğini düşünüyorum. (İtirazi kayıtlarım saklı kalmak kaydıyla) Bu sürecin kazasız belasız sona erdirilmesinin desteklenmesini önemsiyorum.

ABD de 20 Nisanda Obama döneminin resmen sona erip Trump döneminin başlaması, Dünya siyasetinde radikal dönüşümlere yol açaçağı tüm siyasal gözlemciler tarafından ifade edilen ortak bir kabul. Bunun iyi mi kötü mü olacağı adeta kehanete benzeyen analizlerle öngörülmeye çalışılıyor. Medya Baronu Rupert Murdoch a bağlı medya kuruluşları eliyle gerek ABD gerek Avrupa basını şimdiden Trump’ı itibarsızlaştırmak ve köşeye sıkıştırmak için acımasız bir kampanyaya başladılar bile. Bu kampanyanın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğana uygulanandan kat be kat daha şiddetli olacağını öngörebiliriz.

Bizi ilgilendiren en önemli konu başlığı ABD nin PYD nin asli unsurunu oluşturduğu SDG yi silahlandırıp eğitmesi ve neredeyse bir ordu gücüne çıkaracak derecede büyütmesi olmuştur. Bu duruma gelinmesinde Obama yönetiminin silahlı Kürt hareketlerini DEAŞ’a karşı destekleme siyaseti bulunduğu açık. Trump’ın müstakbel Dışişleri Bakanı, eski Exxon petrol devi CEO sui Rex Tillerson Senato Dış İlişkiler Komitesinin sorularını yanıtlarken “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yeniden anlaşmak zorundayız” diyerek verdiği ipucu Suriye siyasetinde bir yakınlaşma işareti olarak algılanabilir. Ve devamla; “(Suriye krizinde) Amerikan liderliğinin yokluğunda, (Erdoğan) bu duruma cidden sinirlendi ve (yüzünü) Rusya’ya döndü.” dedi Tillerson. Bu iki cümle Trump’ın dış politika ekibinin Suriye’deki durumu ve Türkiye’nin konumunu anladığını gösteriyor.

Fakat bana sorarsanız fazla iyimser de olmamak lazım. 8 Yıl önce Obamanın Mısır Parlamentosunda ve Türkiye ziyaretinde yaptığı konuşmalar ve sonunda geldiği durum itibarıyla bakacak olursanız, ABD derin statükosunun geleneksel Siyonist siyasetinin dışına çıkmasına fırsat vermeyeceğini görebilirsiniz.

Ocak ayı sonunda Astana’da yapılması planlanan ve merakla beklenen müzakerelere Suriye resmi makamları, Suriye muhalefetinin temsilcileri, Rusya, Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Katar delegeleri katılacaklarını bildirdi. ABD, Çin Halk Cumhuriyeti ve Birleşmiş Milletler ise Astana platformunu desteklediklerini dile getirdi. Her ne kadar ABD davet edilmedik dese de masaya SDG adı altında PYD nin katılmasını zorlamak için manevra peşinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Trump’ın göreve gelmesi ile bu tutumda ani bir değişiklik bekleyebiliriz.

Son olarak Ocak ayı sonunda, Cenevrede BM gözetiminde yapılan Kıbrıs müzakereleri her an bir sürpriz anlaşmayla sonuçlanabilir. Dönüşümlü Başkanlık Türkiyenin Garantörlüğü ve Harita konuları en zorlu başlıklar. Her ne kadar medyada ve kamuoyunda öneminin gerektirdiği ilgiyi uyandırmasa da. Türkiye için Dış politikadaki hareket alanımızı daraltan en köklü bir sorunun çözümü anlamına geliyor. Umalım ki Ülkemizin çıkarlarını en mümkün şekilde sağlayan bir anlaşma olsun.

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.01.2017 - 12:15 -240-
Bu sayfayı paylaşın :