Kuzey Irak'a müdahale zorunludur

-A A +A

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi referanadum kararından vazgeçmedi. Bugün referandum yapılacak.

1-      IKBY’nin yapacağı referandumu hukuksal meşruiyeti bakımından değerlendirirsek:

Uluslararası hukukta “Halkların kendi geleceğini belirleme (Self-determinasyon) hakkı” vardır.

Fakat;

a)      “O toprakların halklarını katlederek ve tehcir ederek demografik yapıyı değiştirdikten, ardından etnik yapılanma sağladıktan sonra” değil! Onca insanlık suçu işlemiş, nüfus kütüklerini imha etmiş, o toprakların sahiplerini yok etmiş olarak sözüm ona halk(!) oylaması yapıyorsunuz. Böyle bir hak yoktur!

b)      Uluslararası ve ulusal hukuk kurallarını tanıyıp altına imzalarınızı koyduktan sonra bu imzalarınıza sadık kalacağınız izlenimi vererek edindiğiniz imkan ve alanı, teminatlarınızın aksine bir hukuk dışı amaca yönlendirme hakkınız olamaz. Self determinasyon hakkı, ‘aldatma hakkı’ değildir.

c)      Self determinasyon iki kısımdır: İç ve dış self-determinasyon hakkı. İç self- determinasyon, özerkliktir; ki IKBY bunu aldı, kimse de itiraz etmedi. Ancak dış self-determinasyon, “bağımsızlık” demektir ve uluslararası hukuk bakımından bir halkın kendisini bağımsızlığa taşıma hakkını doğuracak sömürge, asimile gibi varlıklarını tehdit şartları ve diğer meşruiyet kaynağı koşullar IKBY için doğmamıştır, meşru bir gerekçeleri söz konusu değildir. Aksine, Mezopotamya’nın tek ve en güvenli bölgesi yıllardır Kürt Bölgesel Yönetimidir.

d)     Meşruiyet konusunu biraz daha açarsak: 14 Aralık 1960 tarihli BM Genel Kurulu 1514 (XV) sayılı kararı ile “Sömürge Ülkeler ve Halkların Bağımsızlıklarının Güvence Altına Alınmasına İlişkin Bildirge”de şöyle denir: “Bütün halkların self-determinasyon hakları vardır. Bu hak sayesinde siyasi statülerini serbestçe belirler ve özgürce kendi ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişimlerini sağlamaya çalışırlar” ifadesi ile self-determinasyon “tüm halklar” için tanınmış olmakla birlikte, 1. madde, “halkların yabancı baskı, egemenlik ve sömürüye tabi olmalarının” temel insan haklarına, BM Antlaşması’na ve uluslararası barış ve işbirliğine aykırılığını” vurgulayarak self-determinasyon hakkı öznesini sömürge halklarıyla sınırlamaktadır. Bildirge’nin 6. maddesinde ise, ulusal birlik ve ülke bütünlüğünü kısmen ya da tamamen bozmaya yönelik her türlü girişimin BM Antlaşması’na aykırı olduğu belirlenmiştir.

Öyleyse Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin self-determinasyon hakkı doğmamıştır.

2-      Siyasal şartların oluşması bakımından;

a)      İsrail dışında açıktan destekleyen devlet yoktur. İsrail gibi “özel korunan” haydut devletlerin rolü zaten hukuku çiğneyerek istenilen değişlimi sağlamak için provokasyon yapmaktır. Tam da bunu yapmaktadır İsrail.

b)     İngiltere’nin üçyüzyılı bulan Kürt siyasetinin amacı bağımsız bir Kürdistan ile İkinci İsrail’i bölgenin Dicle-Fırat ucuna yerleştirmektir. Tarihi ve kadim büyük İsrail’i yeniden kurma hedefinin sınır taşını Kürdistan’la koymak istemektedir. ABD, doğu sınırımızı belirleyen anlaşmaları tanımayarak zaten Kürdistan’ı öteden beri desteklemektedir. Fransa IKBY’nin içinde çalışan bir ülkedir. Almanya zaten Kürdistan oluşumunun her parçasında aktiftir. Özetle, bu ülkelerin referandumu desteklemediği yönündeki açıklamaları bilindik ikiyüzlü siyasetlerinin, hukuku bir makyaj olarak kullandıklarının yeni bir kanıtıdır.

c)      Bu oluşum, bölgede rahatlamaya değil, yen ve çok boyutlu sorunların doğmasına neden olacaktır. Bu nedenle siyasal şartların zorladığı değil siyasal şartları zorlayan; doğal değil yapay bir oluşumdur. Bölgenin yeni istikrarsızlıkların kaynağı olacak; etnikçi ve yayılmacı karaktere sahip ikinci İsrail’i kurulmak istenmektedir.

d)     Bütün bu özellikleriyle emperyalist politikaların bölgede yürütülen sömürgeci politikaları daha etkin yürütmek için yaptığı bir müdahale olarak görünmektedir.

IKBY’nin bağımsızlık girişimi hukuki meşruiyete sahip olmadığı gibi siyasal gerekçeleri de olmayan, bu yönüyle siyasal meşruiyete sahip olmayan bir girişimdir.

3-      Türkiye bakımından;

a)      Bu girişimin emsal alınması ihtimali yüksektir. Suriye, İran ve Türkiye içinde de Kürt nüfusun bulunduğu bölgelerde benzer yöntemle Büyük Kürdistan’a ilerlenmesi, hukuksal ve siyasal meşruiyet koşulları aranmadan referandum yoluyla bağımsızlık arayışı yolunun açılması bölge ve Türkiye istikrarına bir saldırıdır.

b)     Etnik temelli bir bağımsız devlet, Türkiye’de akrabaları bulunan etnik kimlikleri bütünleşme için tetikleme eğilimi taşıdığı, Barzani’nin Türkiye içindeki faaliyetleri de düşünülünce açık bir tehdit oluşturmaktadır.

c)      İsrail’e 200 bin Yahudi yerleşimcinin Kürdistan’a getirilmesi önerisini yapan Barzani’nin küresel güçlerin himayesi altında İsrail benzeri yayılmacılık yapacağı, “Türkiye’nin İsrail’i” olacak bir devlet kuracağı açıktır. Bu, Türkiye için açık bir tehdittir.

d)     Kürt nüfus, yaklaşık 40 yıldır süren PKK terörü ve bu terörle salt askeri yöntemlerle mücadele eden devlet politikalarının zorladığı göçlerle Batı kentlerinde de ciddi oranlara ulaşmış bulunmaktadır. Etnik temelli bir mücadele yaşanması ülkenin tamamını karıştırabilecek bir tehlike taşımaktadır.

e)      Türkiye sınır güvenliğini ileri bölgelere taşımadığı takdirde içgüvenlik sorununu çözemeyecektir.

Bütün bu nedenlerle Türkiye’nin hukuki ve siyasi meşru ve haklı gerekçelere dayalı olarak bu oluşuma müdahale hakkı vardır ve göz yumması beklenemez.

4-      Yapılacaklar bakımından,

a)      Türkiye’nin soğukkanlı ve kararlı tutumu isabetlidir ve bir devlet ciddiyeti içinde hukuki meşruiyet çerçevesinde hareket etmeye devam etmesi, diplomasiyi çok yönlü olarak işleterek kendini ifade etmesi önemli ve gereklidir.

b)     Türkiye, müdahale ettiği toprakların halklarını hedef almadığını ve almayacağını bölge halkına iyi anlatmalıdır.

c)      Emperyalizm karşısında kurulan Kürtlerin devletinin Türkiye olduğu, emperyalizmin maşası bir Kürdistan’ın Kürtler için kurulmadığı ve Kürtlere asla huzur vermeyeceği iyi anlatılmalıdır.

d)     Türkiye, de jure (hukuki) bağımsızlığı tanımadığı gibi, kararlı siyasetiyle, ‘de facto’ (fiili) bağımsızlığı da kesinlikle tanımamalıdır.

e)      Askeri müdahalenin son çare olması, zorunlu olursa da sınırlı ve açıklanabilir müdahaleler yapılması bölgenin hassas dengeleri bakımından ‘Dünya Savaşı’ ve ‘Mezhepler Savaşı’ tuzaklarına düşülmemesi açısından önem taşımaktadır. Bunları başaramazsa Batı’nın tuzağına düşmüş olacaktır.

f)       Bölgede kontrol altına aldığı alanların iskan ve imar çalışmalarına hızlı girmek üzere hazırlık yapılması, istikrarın çabuk sağlanabilmesi için elzemdir.

g)     Enerji başta olmak üzere ekonomik yaptırımları kuvvetle uygulamak ciddiyetin en önemli göstergesi olacaktır.

h)     Küresel siyasetin oyununu sahaya geç girebildiği için kısmen bozan Türkiye’nin girişimleri ile Suriye’de kurulan dengeleri, Irak içine çekerek orada bozmak isteyen ikincil senaryoya dikkat edilmelidir. Türkiye, Selçuklu’dan beri gelen bölgedeki devlet deneyimini kullanmalıdır.

Özetle hukuksal ve siyasal meşruiyeti olmayan Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin Referandum yoluyla bağımsızlık girişimi karşısında Türkiye yaptırımlar ve sınır ötesi askeri müdahale haklarına sahiptir ve bugün ihmal ettiği görev yarın katlanarak ödeyeceği ağır bir bedele dönüşecek riskler taşımaktadır.

Türkiye’nin Irak’a müdahalesi kaçınılmazdır. Zorunludur. Bölge, İslam coğrafyası’nın ve Türkiye’nin geleceği için tedbir oluşturacak bir görevdir.

SONUÇ NE OLUR?

Eğer Türkiye yeterince kararlı davranırsa, açıkça tavır almayan büyük devletlerin Kürdistan’ı sattığını göreceğiz. Bu, sanıyoruz ki Türkiye’nin en azından Kerkük’te kontrol sağlaması ile sonuçlanabilir. Zira ABD’nin ana yatırımının Kuzey Suriye’ye olduğu dikkat çekmektedir.

Bölgede İran’ın elde ettiği genişleme ve sonrasında yeni işbirliği içinde olduğumuz Rusya Şam ve çevresinde etki alanı oluşturduktan sonra, Türkiye’nin bir alan elde edeceği gelişmelere, bizi zorlayacak süreçler sonrasında göz yumacakları umulabilir.

Bu iyi midir? Bizim açımızdan evet. Fakat bu oyunun kötü senaryosu bizce şu: ABD bu kadar silahı Barzani’ye değil de PYD’ye (Salih Müslim’e) yüklemişse, bu oyun PYD’yi Kürtlerin öncüsü yapacak bir şekilde çatışmaya sokarak Barzani sonrası Türkiyeyi tehdit edecek, Kürtler için yeni ve daha kanlı bir liderlik oluşturmayı hedeflemiş olmalıdır. Hatta Türkiye’yi K.Irak’a müdahale zorunda bırakıp,  Azez ve İdlib’i rahatlatırken PKK/PYD’nin de önünü açmış olabilir bu oyun.

Sonu belli olmayan çok bilinmeyenli bir denklemin içine zorunlu olarak girerken risk almadan sonuç alınamayacak bir dönemde olduğumuzu unutmayalım.

Cesaret ve kararlılık çok şeyi değiştirecektir.

Kategori: 

Etiketler: 

1 Comment

Türkiye'nin alternatifleri:

Türkiye'nin alternatifleri: A-Türkiye askeri harekat yapıp (zaten hukuken hakkımız olduğundan) Musul ve Kerkük'te kontrolü sağlamalı. (Bu küçük bir kıyamet demektir. Zira bugüne kadar batının tüm yaptıklarının asli amacı Musul Kerkük petrolleri) Barzani'yi falan ayartan da aslında budur. B- Türkiye sağlam durup sınırda kuş uçurtmaz. Barzani yönetimini yüz üstü bırakır, bütün desteğini çeker. Ne halleri varsa görsünler politikası izler. (Böyle bir tutum belki onlara ders olur ama ideallerimize ters sonuçlar doğurur. Kürt kardeşlerimizle düşman olmamız veya en azından gergin kalmamız zaten batının emellerinin kısmen oluşması demektir.) C- Yapılacak en doğru iş zahiren hukuki bir tavır takınıp göstermelik bir tutum sergilemek ama el altından oradaki samimi müslümanları acilen iktidara taşıyacak tedbirler konusunda her türlü desteği sağlamak. (Bu, imkân ve güç meselesidir. ) Gerçekten iki ucu pislik bir değnek.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.09.2017 - 16:55 -864-
Bu sayfayı paylaşın :