Mamatlar Meşesiyle Birkaç Saat…

-A A +A

Türkiye’nin en yaşlı ve gövde çapı en büyük meşe ağacının Bolu’nun Mengen İlçesine bağlı Gökçesu Beldesinde bulunan Mamatlar Köyü yaylasında bulunduğunu öğrendiğim günden beri o muhteşem devi yakından görme isteğiyle doluydum.

2017 yılının Mayıs ayında Bartın’dan İstanbul’a dönerken bu köyü bulmuş ve orada bahçesinde uğraşan yaşlı bir amcaya meramımı anlatmıştım. Sevimli ihtiyar, yaylaya çıkmak için mevsimin uygun olmadığını, yağmur ve yaş sebebiyle şimdi oraya belki bir traktörle çıkılabileceğini söyledikten sonra, eğer Ağustos ayında gelebilirsem bizzat kendisinin bize rehberlik yapabileceğini söylemişti. Aradan aylar geçmiş ve Ağustos içinde oğlum M. Cemil ile bu sefer Çaydurt istikametinden yine Mamatlar’a gelmiştim. Tekrar ağacı soruşturmuş fakat vakit akşama yakın olduğu ve benzinimiz de azalmış olduğu için yine yaylaya çıkamamıştık.

22 Eylül 2017 tarihinde iki yeğenimle beraber Mengen cihetinden, üçüncü defa Mamatlar Köyüne geldim. Müthiş güzel bir vadiden geçmiş, sayısız vrajla kaplı asfalt yolu takiple köye giden sarp yokuşu çıkmıştık Evinin önündeki kalın kütükleri düzene sokmaya çalışan bir amcaya selam verip meramımızı anlattık. İsminin Halit olduğunu öğrendiğimiz yaşlı adam, “Üzerimi değiştirip geleyim de size yolu tarif edeyim…” diyerek incelik gösterdikten sonra otomobilimize bindi. Köyün çıkışında,  sol tarafa dönen patika yola girdik. Çok uzun ve gösterişli çam ağaçları arasından düşe kalka ilerledik. Sürekli olarak yokuş çıkıyor, yer yer otomobilin geçmesi zor engelleri aşarak gidiyorduk. Nihayet yol genişleten bir iş makinesinin yanına geldik. Araç, buradaki küçük göletin çevresinde düzenleme yapıyormuş. Az daha ilerleyince yaylanın üç büyük meşesinden birini görüp sevinçle yanına vardık. Gövde çapı 2 metreye yakın ve en azından 700-800 yaşında olduğunu zannettiğimiz bu görkemli meşenin fotoğraflarını çekerken daha ilerdeki dev ağacı fark ettik. Elbiselerimizi kaplayan pıtıraklara aldırış etmeden yanına koştuk. Öylesine kalın bir gövdesi, o kadar büyük dalları vardı ki, “Sübhânallah! Bârekallah! Allahuekber!” diyerek seyre koyulduk. Kim bilir kaç yıl önce kalın dallarından biri kesilmiş olmasına rağmen canlılığını yitirmemiş, bütün cesametiyle çevresini doldurmuş durumdaydı. Daha önce öğrendiğimize göre yaşı 1000’e yaklaşmıştı ama Halit amca, “Gerçekte 1000 mi yoksa 2000 yaşında mı olduğunu kimse bilmiyor!” dedi.

Yanına yaklaşıp, kuzey tarafı yosun kaplamış koca gövdesine sarıldım. Lisan-ı hal ile hatırını sorup çevresini adımladım. Devasa gövdesinin bir ucundan diğerine 20 adımda dönebildim. Bu durumda çapı 3 metreyi geçiyordu.

Araştırmacılar bu kadim dostun yaşının 950 ile 1000 yıl arasında tahmin edildiğini, çapının ise 309 cm olduğunu söylemekteydiler. Deniz seviyesinden 1020 metre yüksekteki bu yaylada asırlara meydan okuyarak büyümüş ve bu günlere ulaşmıştı. Kalın gövdesi üzerinde beş ayrı yöne uzayan dallarıyla göğe ser çekmekte, görenleri hayret ve şaşkınlık içinde bırakmaktaydı.  Az yukarısında yine kendi cinsinden v e fakat elbette ömrü daha az (en az 600 yaşında) bir dev ağaç daha vardı.

Halit amca bir zamanlar burada birçok yayla evinin bulunduğunu, yaz mevsiminde köylülerin hayvanlarını alarak buraya çıktıklarını, her yandan sular kaynadığını ve arazinin çayır çimenle kaplı olduğunu söyledikten sonra şimdi her tarafın çalı, çırpı ve dikenle dolduğunu söyledi. “Hâlâ akıyor olsa gerek…” dediği çeşmenin yanına vardığımızda, oluğun kurumuş olduğunu görüp üzüldük.

Dev meşemiz hak ettiği bakım ve çevre düzenlemesine kavuşmalı diye düşündük. Böyle asırlara meydan okumuş bu kadim anıtın tek dalına bile zarar verilmeyip, yanına künyesinin yazılı olduğu bir levha dikilmeli dedik. Kendisine ulaştıran yol da düzeltilirse birçok ziyaretçisi olacaktır diye konuştuk aramızda.

Epeyce bir süre civarında kalıp, dört bir cephesinden fotoğraflarını çektiğimiz anıt meşeden ayrılığımız da hayli zor oldu. Yeğenim Nureddin onlarca fotoğraf çekmesine rağmen işin sonuna doğru makinesinin şarjı bitti diye epeyce üzüldü. Muhakkak ki bu ‘güzel’ onu da büyülemiş ve bundan sonra ‘ağaç avcısı’ haline getirmişti. Belki de önümüzdeki yıllarda dünyanın bel kemiği dev ağaçları görmek için yollara düşüp duracaktı… “Meşenin bulunduğu yerin koordinatlarını aldım. İlgilenenler daha kolay bulsunlar diye internette yayınlarım.” dedi.

Yayladaki maceramızı tamamlayıp İstanbul yoluna çıktığımızda hava henüz kararmamıştı. Saatlerce süren bir yolculuktan sonra evlerimize ulaşınca yüce Mevlâ’mıza bir kez daha hamd ettik. O ne büyük yaratıcı, ne ulu ‘Musavvir’ ve ne güzel yardım edicidir. Gösterdiği sayısız güzellik için kendisine tekrar tekrar hamd ve senâlar olsun.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.10.2017 - 14:22 -171-
Bu sayfayı paylaşın :