Mega Proje Ne Olmalı?

-A A +A

                “Ambargolarla Karşılaşsa Türkiye Ne Yapar?” başlıklı yazıma değerli hemşehrim Rahmi Ünalan Bey yorum yaparken: “1974 yılındaki gibi kendine gelir, yeni silahlar üretmeye başlar… Türkiye eski Türkiye değil… Esas fırtına da bu yüzden kopuyor” demiş. Rahmi Beye, yazıya gösterdi ilgi ve gönderdiği yorum sebebiyle teşekkür ediyorum.

                 Esas fırtınanın nereden koptuğuna dair bu sütunlarda çeşitli yazılarım yayımlandı ve her seferinde “Türkiye’nin Hedef Ülke” olduğunu belirtmeye çalıştım. Rahmi Beyle bu konuda anlaştığımızı düşünüyorum. Peki de Rahmi Bey, Türkiye’nin kendine gelmesi için beklemesi ve illa bir ambargoyla karşılaşması mı gerekir? Asla şüphe etmiyorum ki, Rahmi Bey bu soruya tereddütsüz “beklemesine ve bir ambargoyla karşılaşmasına gerek yoktur” diye cevap verecektir. Bizim yapmaya çalıştığımız da tam olarak işte budur. Vakit varken Türkiye’nin bu soruyu gündemine alması ve doğru cevabını bularak gereğini şimdiden yapmaya başlaması. Evet, istediğimiz budur.

                Bu açıdan hem önceki sorumuzu hem de yeni sorumuzu düşünce dünyamızda açmaya çalışalım.

                Eski yılı geride bırakır yeni yıla girerken herkes umut ve hayallerini dile getiriyordu. Diyorlardı ki, 2016 yılı çok zor bir yıl oldu, darbe teşebbüsü oldu, dövizle saldırıyorlar, terörle vurmaya çalışıyorlar v.s.

                 İyi şeyler oldu diyenler de vardı. Köprülerden, tünellerden, tramvaylardan söz ediyorlar.

                Bu arada Tarotçular, Medyumlar da fal bakmaya devam ediyor. Bunlar da burçlara, şuna buna inananlara hayaller kurduruyor, fırsatlar(!) sunuyorlar.

                Geride bıraktığımız yıla damgasını vuran düğünler de yapılmış Türkiye’de. Anlatıldığına göre gelinliğin ağırlığı tam 35 kilo imiş. Kayınpeder damada 8 milyon dolarlık yalı hediye etmiş. Dünürün 23 yaşındaki gelinine hediyesi 23 kilo altın olmuş. Hiçbir masraftan kaçınılmayan düğünde Kayınvalide gelinine 1 milyon Euroluk mücevher hediye etmiş, damad da eşine 3 milyon liralık yüzük takmış. Eh ne diyelim, gelinle damada hayırlı bir ömür dileyelim.     

                Bu bahsi bu şekilde uzatmak mümkün ama gereksiz. Açık yüreklilikle ifade edelim ki, İstanbul’u büyüterek daha da büyük bir korku şehri haline getirecek köprü ve tüneller insanımıza bir heyecan vermediği gibi dillere destan parıltılı yaşayışlar da işinden, aşından, damından ve düşmanından emin olmayan ve yarınlara umutla bakamayan geniş halk yığınları için hiçbir şey ifade etmiyor.  

                Yüz yıllar var ki birileri hep kendi aralarında çaldı, söyledi, oynadı lakin milletin yaşadığı gerçekler hiç değişmedi.

                Harp denilen şeyle aziz milletimiz 1000 yıldır uğraşıyor. Haçlı Seferlerinin ardı arkası hiç kesilmedi. Mesela, Türkiye’nin 100 yıl önce karşılaştığı saldırılar bugünkünden farksız mıydı?

                Viyana kapılarından dönüldüğünden beridir darbe, terör, kriz, anarşi, trafik, göç, işsizlik hemen her gün yaşadığımız şeylerdi. 1683 milat olarak alınırsa, o gündür bugündür millet hayatında değişen hiç bir şey yok.

                Peki, niçin böyle oluyor, neden böyle oldu? Bazılarına kolay bir çözümmüş gibi gelebilir ama sorunun cevabı, milat olarak alınırsa dediğimiz 1683’ten sonraki anlayış ve zihniyette yatıyor.

                               TÜRKİYE MEDENİYET PROBLEMİYLE KARŞI KARŞIYADIR

                Türkiye bir medeniyet problemi yaşıyor. Türkiye o tarihlerden beridir şaşkın ve şaşırmış vaziyette savruluyor. O savruluşla beraber kendinden şüpheye düşüyor, kendi değerlerini sorguluyor ve kendi kendini inkâr ediyor. Güvenini yitirmiş vaziyette kendine yabancılaşıyor. Hedeflerini kaybetmiş, şuurunu yitirmiş Türkiye, uzman kisveli yabancı akıllara, yabancı yönlendirmelere pek önem verir hale geliyor. O da “sokma akıl sekiz adım gider” misali hiçbir meselesini halletmiyor, bilakis yeni problemlere, yeni travmalara sebep oluyor. Böyle devam edip giderse, gelecekte Türkiye’nin yeni ve daha büyük problemlerle karşılaşması kaçınılmaz gözüküyor.

                O halde Türkiye ne yapmalıdır?

                Türkiye işini önce akıl ve ilme havale etmelidir. İlim yol göstericidir. Aklî ve ilmî düşünüldüğü takdirde Türkiye’nin kendi yolunu bulacağından şüphe edilmemelidir. Bunun için Türkiye kendine güvenmelidir. Artık görülmeli ki, hayranlıkla kapısında beklenilen Avrupa hasta. Avrupa kapısında beklemek Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmıyor, sadece zaman kaybettiriyor. Avrupa bitmiş tükenmiş vaziyette, insanlığa vereceği müspet hiçbir mesajı kalmamış. Yaşayabilmek için ihtilaf çıkarıyor, ihtilâllerden, milletlerin iç ihtilaflarından, kandan, baruttan, gözyaşından medet umuyor.

                Türkiye’nin medet umduğu doktorun kendisi hasta, merhemi olsa kendi başına çalacak. O sebeple artık Türkiye kendi değerlerini hatırlamak, yerli ve millî olmak zorundadır. Yaşadığımız son olaylar bunu telkin ediyor.

                Bu açıdan Türkiye’nin geliştireceği en büyük proje kendi değerlerini hatırlayarak kendine dönmek ve kendi medeniyetini yeniden inşa etmek olmalıdır.  

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 31.01.2017 - 11:13 -559-
Bu sayfayı paylaşın :