Memleketin Güzellikleri..

-A A +A

 

Geçen hafta memleketin güzelliklerini ve davet edildiğimiz etkinlikleri yaşamak üzere Fethiye’ye, Seydikemer’e ve köylerine gittik.

Memlekette her yıl Yörük Şenlikleri yapılıyor. Tam l0 yıldır. Bu toplantılara değişik yerlerden akrabalar geliyor. Beraber yemekler yeniyor. Beraber sohbetler ediliyor. Maksat, akrabalar birbirini unutmasınlar, bir yemeğin, bir selamın hatırına  40 yıl hatır gütsünler diye..

Yörük Şenlikleri 14 Mayıs Pazar günü idi. Ondan bir gün önce de Çaykenarı köyünde, kardeşim Durmuş’un Şükür Yemeği vardı. Durmuş, 35 yıl devlet hizmetinde bulunmuş, sıhhat ve afiyetle bu yaşa gelmiş, bu arada emekli olmuş, emekliliğinden sonra Hac’ca gitmiş ve köyümüze de bir ev yaptırmıştı. Eh!. Bu kadar nimete toplu bir şükür yemeği gerekirdi..

Şükür Yemeği tabirini ben diyorum. Bizim oralarda bu tür toplu yemeklere Dua denir. Yemek yedikten sonra bir de dua edildiği için belki. Ama ”Dua varmış” dendiği zaman mutlaka yemekli bir toplantı tertip edilmiş diye anlaşılır.

Eskiden mevsimine göre, yerlere halı ve kilim serilir, insanlar üzerine gruplar halinde oturdu. Önlerine sini sini yemekler gelirdi. Şimdi de grup grup oturuluyor ama, yere serilmiş halılara ve kilimlere değil. Masalara.. Hizmet edenler biraz ilerideki kazanlardan aşçıbaşının içine yemek koyduğu çanakları sinilere dizerek, misafirlerin önüne getirir. 7-8 çeşit yemek, sininin üzerinden alınır, yere serilmiş sofra bezinin üzerine veya masada ise masanın üzerine konur. Sini alınır geri götürülür. Zira yeni sefere sini lazımdır.

Sini sini gelen yemeklerin içinde çorba vardır. Bir et yemeği vardır. Et yemeği için bir gün önceden ihtiyaca göre bir-iki hayvan kesilir. Parça etli yemek pişirilir. Bunun içine başka bir malzeme konur veya konmaz. Bazen sadece parça etli yemek olur, bazen parça etin yanına nohut veya kuru fasulye olur. Yemek  sırf parça etli ise, ayrıca bir de kuru fasulye veya nohut yemeği  olur. Yanında salatayı ve cacığı saymaya gerek yok. Pilavı da saymaya gerek yoktur. Sininin üzerinde gelen yemeklerin başı, etli yemek olsa da, keşkeği unutmamak gerekir. Bazılarına göre asıl yemek keşkektir. Bunların üzerine bir de tatlı vardır tabi..

Daha eski yıllarda bu tür Dua’larda bir de Ekmek Makarnası olurdu. Ben gittiğim davetlerde ekmek makarnası da aradım. Ama yoktu. Şimdi yufka ekmek pek yapılmıyor. Herkes fırından alıyor. Veya fırına sipariş veriyor ekmeği. Yani, fırıncala alıyor.. Ekmek Makarnası yufka ekmekten olur. Yufka ekmek daha teze iken keskin bıçakla ince ince doğranır. Küçük küçük yufka ekmek parçacıklarından bir harman olur. Bunun üzerine baharat, tatlı olarak bal veya şeker ekilir. Harman karıştırılır. Hoş bir tadı vardır. Fırın ekmeği çıkalı ekmek makarnasına hasret kaldık.

Durmuş’un Dua’sında yıllardır görmediğimiz köylülerimizi, arkadaşlarımızı ve  akrabalarımızı gördük.

Dedik ya, böyle toplantılar, birbirimizi unutmamak için, birbirimizi hatırlamak için de yapılır. Maksat, sadece yemek yemek değildir yani..

Ertesi günü Yörük Şenliklerine geçtik. Yörük şenlikleri, her yıl, yani l0 yıldır bizim Maşatlı Kışlağı adını verdiğimiz yerde yapılıyor. Oralar, dedelerimizin kışlağı imiş. Yani yaz aylarında koyun ve keçilerimizi güdüp, havalar soğumaya başladığı zaman daha ılık havası ile kışı geçireceğimiz yer kışlak.. Yaylaklar ise Toros’ların batısında yer alan Bey Dağları’nın bir kolu olan Akdağ’ın yamaçlarında..

Maşatlı Kışlağı’nda Emine Hala’mın harıp ağacının altındaki ağılda keçi sağdığı yer ve harıp ağacı hala duruyor. Dedem Çakal Molla Abdurrahman’ın atı ile dörtnala geldiği patika yol hala duruyor. Bir kısmı asfalt olmuş. Develeri suladığımız içi su dolu olukların yeri var, kendi yok.. Burada da sini sini yemekler geldi misafirlerin önüne.

Sininin üzerinde gene 7-8 çeşit yemek.. Başta parça etli nohutlu yemek. Sonra, keşkek. Kuru fasülye  ve diğerleri.. Ekmek makarnası gene yok ama.. Atalarımızı andık. Akrabalarımızı bir kere daha kucakladık. Hem soy büyüklerimizi, hem devlet büyüklerimizi yad ettik.. Bize bu toprakları emanet edenleri hiç unutmadık. Geçmişimizi andık yani. Aidiyet duygularımızı yineledik.

Biz, Avşar Yörükleriyiz. Avşarlar Anadolu’ya gelen en büyük Oğuz boyundan birisi. Zamanla Avşarlar, hemen hemen diğer Oğuz Boylarını sayıca geçmiş. Kendi aralarında da gruplara ayrılmışlar. Recepli, Hus, Uşak, Küçük Himmet Avşarları var. Gündüzoğulları, Kadirli Avşarları, Kuttubeyoğlu Avşarları var. Biz ise bunlardan Recepli Avşarları’na mensubuz. Zamanla Recepli Avşarları da kendi aralarında oymaklara ve Aşiretlere ayrılmışlar. Bize Çakallar Oymağı denmiş. Yani biz Recepli Avşarlarının alt soyuyuz.

Halazademiz Ramazan Çalış var. Bu konuları araştırıp kitap haline getirdi. Bize Çakal denmesinin sebebi o zamanki oymak beylerimizin, Padişah 2. Ahmet ile bir görüşmesinde padişah’ın; ”Siz çakal mısınız ki, sürekli dağlarda gezersiniz” demesi imiş. Çakal Yörükleri kitabında öyle yazıyor..

Her iki toplantıdan da büyük zevk aldık. Konuşmalar oldu. Sohbetler oldu. Zaten yemeği yukarıda yazdık. Toplantıdan sonra iş adamı kardeşim Mehmet Turhan, Çakal Yörükleri ile bir konuyu paylaştı. Paylaşım çok hoşuma gitti. Gelecek hafta onu yazacağım. Gelecek yazımın başlığı şimdiden belli: ”Karamanoğlu Mehmet Bey’i  arıyorum”. Aynı zamanda; Karamanoğlu Mehmet Bey, bizim akrabamızdır. O da bir Avşar’dır. Osmanlıyı çok uğraştırmasına rağmen Türk milletine  büyük hizmetleri olmuştur.

Hepinize saygılar ve sevgiler sunarım.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.05.2017 - 16:47 -420-
Bu sayfayı paylaşın :