Merakla geçen bir günün hikâyesi

-A A +A

                Önceki gün öğlen saatlerinde bir meslektaşımı telefonla aradım. Ortak dostumuz bir meslektaşımla telefon görüşmesi yapmıştım. Görüşmede ismi geçmiş, kendisine dostumuzun selamını iletecektim. Telefonu cevap yok yanıtını alıncaya kadar uzun uzun çaldırdım. Cevap alamadım. Aradan üç beş dakika geçti, belki duymamıştır diye tekrar aradım, gene cevap alamadım.  Acaba telefonu sessiz konumunda mı diye düşündüm. Öyle olsa bile bu arkadaşım, uzun süre telefonunu hem sessiz kodunda bırakmayan hem de telefondan uzun süre ayrı olmayan biriydi.

                 Cevapsız kaydından dönüp aramasını bekledim. Ancak umduğum gibi olmadı, arkadaşım beni aramıyordu. Derken işin içine günün hayı huyu girdi, onlarla uğraşırken aradan bir iki saat daha geçti. Tekrar aradım, gene cevap alamadım. Birkaç defa daha üst üste aradım ve cevap alamadım. Artık meraklanmaya başladım. On beş yirmi dakika ile gene aradım ve gene cevap alamadım.

                                               AKSİLİKLER ÜST ÜSTE GELİNCE

                Mesai saati bitmişti. Kâtipleri aradım. Birinci kâtibin telefonunu, ikinci kâtibin telefonunu cevap yok kaydı düşünceye kadar aradım. Cevap alamıyordum. Merakım büsbütün artmıştı. Üçüncü kâtibi ararken ikinci kâtip telefonundaki cevapsız arama kaydını görerek bana geri döndü.

                -Noter Bey beni aramışsınız, hayırdır, dedi. Ses tonum biraz yüksekçeydi:

                -Yalnız seni aramadım ki, öğleden bu yana Noter Beyi arıyorum ulaşamadım. Senden önce Başkâtibi aradım o cevap vermedi, seni aradım cevap vermedin. Hayırdır, ne var, aksi bir şey mi var, hiçbirinizden cevap alamadım! Diğer kâtibe hanımı ararken sen geri döndün!

                - Noter Bey, bir aksilik yok, çalışmaya devam ediyoruz.

                -Peki, ama Noter Bey bana niçin cevap vermedi, kaç defa aradım geri dönmedi. Siz cevap vermediniz.

                -Noter Bey, benim telefonum arızalanmıştı, tamir için servise vermiştim.  O sebeple arayamadım. Telefonu servisten alınca sizin arama kaydınızı gördüm, görünce de aradım.

                -Evladım onu anladım, Noter Bey niçin cevap vermiyor?

                -Affedersiniz Noter Bey şimdi hatırladım, Noterimiz çantasıyla telefonunu dairede unutmuş, bir yere uğrayacaktı, biraz erken çıkmıştı, ondan size geri dönememiştir. İsterseniz kızının telefonunu vereyim oradan ulaşırsınız.

                Kızı dediği yeğenimin telefon numarasını verdi. Yeğenimi aradım:

                -Yeğenim, babanı akşama kadar aradım cevap vermedi, senin telefonunu ikinci kâtipten aldım, öyle arıyorum.

                -İsmail amca, babam çantasıyla telefonunu dairede unutmuş, sizi ondan cevaplayamamıştır, telefonu şimdi benim yanımda.

                - Peki, sen niçin telefona bakmıyorsun, nerdesin, baban yanında mı?

                -Ben şimdi kayınvalidemdeyim, babam yanımda yok, çantasıyla telefonunu aldım ama yanımda değil arabadalar, ondan duymamışımdır. İsterseniz annemin telefonunu vereyim oradan ulaşırsınız.

                -Peki, ver şu telefonu da akşama kadar bana çektirdiği sıkıntının hesabını sorayım!

                Yeğenim dediğim kızı annesinin telefonunu verdi. Nihayet meslektaşıma eşinin telefonundan ulaşmış oldum. Bir aksilik olmadığını öğrenmiş, merakım geçmişti ama olup biteni arkadaşıma anlatmalıydım. Kendisine bir daha telefonunu unutmamasını ve sevenlerini merak içinde bırakmamasını söyledim. Bu duruma o da çok üzüldü, kâtiplerin cevap vermemesine ayrıca canı sıkıldı. Onlar da ellerinde olmayan sebeplerle cevap verememişlerdi ama bu kadar aksilik nasıl bir araya gelirdi, ben ona hayret ediyordum. Nihayet akşamın ilerleyen saatlerinde Başkâtip de aradı. Ona da teessüflerimi bildirerek durumu anlattım. Mutfakta olduğundan bahisle telefonun sesini duymadığını, yemekten sonra cevapsız arama kaydına bakarak geri döndüğünü söyledi.

                Eminim meslektaşımı o gün başka arkadaşlar da aramıştır ve onlar da merak etmiştir. Telefondaki cevapsız arama kayıtlarından bu rahatlıkla görülebilir.

                                SEVDİĞİMİZİ KARŞI TARAFA SÖYLEYELİM

                Sevgili arkadaşım, sevgili meslektaşlarım ve değerli okurlarım! Siz siz olun, sevenlerinizi merak içinde bırakmayın. Yaşı yetmişlere dayanmış biri olarak geniş bir arkadaş çevremin olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Köyümüzdeki arkadaş ve komşularımdan başka orta öğrenim, lise ve fakülteli yıllarımdan itibaren çalıştığım her yerden arkadaşlarım var. Yurdun dört bucağından arkadaşlarım var. Asker ocağından aralarında meslektaşlarımın da olduğu arkadaşlarım var. Bana böyle zengin bir arkadaş çevresi lütfettiği için yüce Allah’a hamd ederim.

                Arkadaşlarımı zaman zaman arar, hal hatır sorarım. Hayatım boyunca arkadaşlarımla ilişkilerimi hep bu çerçevede yürütmeye çalıştım. Onlara, kendilerini sevdiğimi yüzlerine karşı söylerim. Zira şanlı resul, filan kişiyi çok sevdiğini söyleyen sahabesine “bunu ona söyle” diye tavsiye ediyordu. Yine şanlı Resul, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş sayılmazsınız” diyordu.

                Değerli okur ve sevgili meslektaşlarım! Sizler de Hz. Peygamber’in tavsiyesine uyarak eşinize, dostunuza, arkadaşlarınıza, yakınlarınıza ve yakınınızda bulunanlara kendilerini sevdiğinizi söyleyiniz ve bunu davranışlarınızla teyid ediniz. Sevgi bizim tükenmeyen en zengin hazinemizdir. Birbirimizi sevdikçe evvel Allah sırtımız yere gelmez. Şüphe etmiyorum ki, birbirimizi sevdiğimiz müddetçe hem dünyada rahat eder ve huzur içinde yaşarız hem de ukbada bunun mükâfatını görürüz.

                Değerli okur ve sevgili meslektaşlarım. Merakla geçen bir günün hikâyesi böyleydi. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Kategori: 

2 Comments

Allah kimseyi yalnız,

Allah kimseyi yalnız, kimsesiz, garib ve dostsuz bırakmasın.

Biz de teşekkür ederiz, güzel

Biz de teşekkür ederiz, güzel anlatımınız ve hatırlatmalarınız için

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 08.08.2017 - 12:34 -384-
Bu sayfayı paylaşın :