“.Meşakkatinen geldik, meşakkatinen gidiyok..”

-A A +A

Aşağıya aktardıklarım, cepheden cepheye koşmuş bir askerin kendi şivesiyle anlattıklarıdır. Kayseri–Talaslı Duran Onbaşı savaşın, barışın ve esaretin her türlüsünü görmüş. Şöyle diyor:

“Seferberlik ilan oldu, bizim kurrayı daha günümüz gelmeden askere aldılar. Kayseri’yi görmemiştim. Talas’tan öteyi bilmezdim. Topladılar bizi kale önüne. Ordan yürü bakalım yürü. Yol bitmez. Kah yaya kah tren ile günlerce yol gittik. İstanbul’a, ordan, Edirne’ye yakın bir yere vardık. Balkan Harbi buralarda oldu dediler. Harbi anlattılar. Üç-dört ay kaldık-kalmadık, ordan ayrıldık. Git ha git! Romanya’ya vardık. Orda topçu eğitimi aldık. Menzili yüksek topları orda gördüm. Ordan bizi geri çektiler. Talim yaptığımız topları da aldık. Gemiynen Çanakkale cephesine geldik. Geldik ki, ne söylen.. Çanakkale’nin dağı taşı asker olmuş. Adım atacak yer yok. Bizim topları Hamiye tabyasına kurdular.

Çok uğraştık o topları oraya yerleştirmeye. Hamidiye bu tarafta.. Denizin içi gemi dolu. Dağ gibi düşman gemileri karşıdan görünüyor. Boğazı geçip İstanbul’u vuracaklarmış.. Bize emir verildi ki, bu gemiler hepimiz kırılmadan Eceabat’tan öteye geçirilmeyecek.. Yemin ettik, helalleştik, hazır bekledik. O dağ gibi görünen gemiler bir gün bir de baktık hareketlendiler. Gele gele boğaza geldiler. Nerede ise boğazdan geçecek, içeri girecek. Karayı döğmeye başladılar. Bizim gemilerimize hücuma geçtiler. Askerleri karaya çıkarmaya çalıştılar. Amma biz bırakır mıyız? Yemin etmiştik bir kere. Oyuncak mı bu? Ölüm bizim hiç aklımıza bile gelmedi. Çok kanlı savaşlar oldu. İki taraf da çok kayıp verdi. O bizimlen gelen toplar da çok iş gördü çok.

En son bir Fransız gemisini hedef aldık. Üç tane top mermimiz kalmıştı. Gemi gerisin geri kaçıyordu. Ali Çavuş diye biri vardı. Babayiğit bir uşak.. ”Ya Allah” dedi. Biz de “Allah Allah” diyerek mermiyi patlattık. İsabet almadı. İkinci atışta tam isabetle vurduk gemiyi. Neresine değdi, nasıl olduysa; gemi sanki gökten düşmüş gibi denizin dibine gömüldü. Sevincimizden topun raylarını ve tekerleklerini öptük. Çok esker varmış gemide, hemen hemen hepsi geberdi. Velhasıl geçemediler Boğazı.. Sonra karada da büyük savaşlar oldu. Biz yine Hamidiye Tabyası’nda idik. Oradan atış yaptık. Çok şehit verdik çok..

O sene bizi Pozantı üzerinden Bağdat cephesine çektiler. İki ayı geçti oraya varmamız. Çoğumuz hasta oldu çoğumuz da öldü. Bu savaşlarda esas bizi açlık ve hastalık kırdı geçirdi. Çok susuzluk çektik. Allah kimseyi susuz bırakmasın. Ondan kötü bir şey yok. Büyük bir ırmağın kenarında  istirahat ettik. Su vardı ya.. Bu bize yeterdi artık. Epey bir eğitim yaptık orada. Bir ay sonra İngilizlere karşı cepheye durduk. Eğer, dayanmazsak, mübarek Bağdat şehri elden gidecekmiş.

Bir sene orda kaldık. Sonra Filistin cephesine geçtik. Bağdat Filistin’in yanında cennet... Allah’ım ne su var, ne yiyecek.. Kanal Seferi var dendi. Hazırlık yaptık. Çölü geçecektik. Çölü geçmek ne zormuş. Askerin yarısı burada kırıldı. Çölü geçtik ama, bir yerli hainin ihaneti yüzünden baskına uğradık ve İngiliz’e esir düştük. Bizi gemi ile Mısır’a götürdüler. Gemilere doldurulduk. Denizde dolan Allah dolan. Açlıktan, sıcaktan ve sefaletten çok arkadaşımız öldü. Öleni, hatta ölmemiş ama baygın olanları bile denize attı, İngilizler. Ölmeden mezara koymak gibi.. Ne kıymetin var ki..

Bir ay gemide kaldık. Sonra bir kampa doldurdular. Tel örgüleri orda gördüm. Ordan çıkmak mümkün değil. Adamı bırak, kedi bile kaçamazdı ordan. Esirliğin l.yılında biraz hastanede çalıştırdılar Hasta bakıcı olarak. Sonra terki silah oldu dediler. Biz de, İngiliz de sevindik. Biz, diyorduk; yendik, onlar da diyordu ki, biz yendik. Haberimiz yok ki bir şeyden..

Biz savaşı kazandık derken, Yunan İzmir’e girmiş. Nihayeti bir haber.. Hazırlanın gidiyoz dediler. Nere gideceğiz? Başka bir kampa mı, yoksa bizi bırakacaklar mı? Belli değil. Giderken giderken oraları bilenler vardı ki, Çanakkale’ye gelmişiz. Savaştığımız yerleri bir kere daha gördük. İstanbul’a yaklaştık. Gemiden inince toprağı yalarcasına öptük. Bizi Selimiye Kışlasına çektiler. Gelenlerin hali perişandı. Kiminin kolu yok. Kiminin gözü yok. Kiminin ayağı yok. Saç sakal karışmış herkeste.

Selimiye’den sonra bizi  gemi ile Samsun’a götürdüler. O sıralar Anadolu işgal altında olduğundan Samsun üstünden gidiliyordu.

O zaman bir laflar dolaşıyordu. Gazi Paşa, Samsun’da miting yapacakmış dediler. Biz 8-10 Kayserili arkadaş nutuk verilecek yere gittik. Toplantı kalabalıktı. Önce Kur’an okundu. Gazi Paşa epey şeyler söyledi. En çok Yunan’ın İzmir’e çıkmasını anlattı. Heyecanlandık. Emrindeyiz Paşam dedik. O konuşma yaparken açlığı ve susuzluğu unuttuk. Memlekete gitmeyi de unuttuk. Sanki yeniden düşman karşımıza gelmiş gibi heyecanlandık. Gazi Paşa, ”Evlatlarım” dedi. ”Siz yıllardır cephedesiniz. Yoruldunuz yaprandınız. Analarınız, eşleriniz sizi bekliyor. Şimdi bir an önce evlerinize gidin, hasret giderin. Ben zamanı geldiğinde sizi çağıracağım” dedi. Canımız feda olsun diye bağırdık.

Ordan yata kalka l0 günde geldik, köyümüzü bulduk.

Ama ne köy.. Sanki başka köye geldik.. Nerede ise adam kalmamış. Seferberliğe gidenlerin çoğu dönmemiş. Çocukların kimisi ölmüş. Kalanlar  büyümüş delikanlı olmuş. Bizi yolcu eden ihtiyarlardan ise zaten eser yok. Kıtlık gelmiş, salgın gelmiş derken, insanlarımızda hayır kalmamış. Herkes hasta, herkes perişan..

Aradan üç ay geçti-geçmedi, tekrar askere çağrıldık. Gazi yeni ordu kuruyormuş dediler. ”Eğil dağlar eğil, üstünden aşam /yeni talim çıkmış varam alışam” diye marş söyleyerek gittik. Polatlı’dan başladık Sakarya Savaşı’nda saka idim. Dumlupınar Ovası’nı avucumun içi gibi bilirim. Büyük Taarruzda Gazi Paşa’yı, Fevzi Paşa’yı ve İsmet Paşa’yı bir harita üzerinde konuşurken yakından gördüm.

İzmir’e kadar düşmanı kovaladık. Yunan çok kötü bozulmuştu. Kaçan kurtuldu. Kaçamayan kırıldı. Çok da esir alındı. Gene biz vicdanlıydık. Onların yaptığını yapmadık. Önce Aydın’ı kurtardık. Sonra İzmir’i. Yunan İzmir’i yakmış. Hem kaçtılar, hem yaktılar. İzmir kül olmuştu. İzmir kurtulunca; insanlar bir yandan İzmir’in külüne bakıp ağladı, bir yandan da İzmir kurtuldu diye sevindi.

Biz sonra Çeşmeye gittik. Bizi ordan Gaziemir diye bir yere götürdüler. Orada rahat ettik. Nöbet tutup oturup kalkıyorduk. Bahara yakın bizi buradan terhis etkiler. Geldik-gittik. Nereden baksan l0 sene askerlik yaptık. Yani l0 sene savaştık. Ölmeden oraları bir kere daha görsem iyi olacaktı ama, olmadı, Meşakkat inen geldik, meşakkat inen gidiyok.

Allahım, o savaş günleri gitsin de gelmesin. Yüzlerce insanın ölümünü gördüm. Kolumda ölenler oldu. Ölüyü de, ölümü de kanıksadık. Hiç kılımız kıpırdamaz oldu sanki. Yavrularım, ölümün gözünü seviyim Allah kimseyi esir etmesin. Esirliğin kahrını, ne ben söyliyeyim, ne de siz duyun..”

Not: Kayserili Duran Onbaşı (Duran Erdal. l896-1985. Ruhu şad olsun)

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 31.03.2017 - 10:31 -253-
Bu sayfayı paylaşın :