Metal Yorgunluğu

-A A +A

                “Metal yorgunluğu” fizik dünyada eşyanın tabiatı gereği oluşan bir korozyon ve oksitlenme paslanma ve çürüme olayı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Metal yorgunluğunu “sosyolojik” olarak ele aldığımızda biyolojik varlığın icabı bir yorgunluk bir bıkkınlık bir gevşeme bir yılgınlık bir ümitsizlik karamsarlık ya da bir umursamazlık olarak ele alınabilir. Ancak işi siyasi alana taşıyıp bu kavram ile neyi ifade edebiliyoruz dediğimiz de ise bir vazife körlüğü bir ahbap çavuş ilişkisi bir çıkarcılık yolsuzluk gibi kirlenme ve yozlaşma söz konusu olabilmektedir. Böylesi bir analiz yine insan varlığının ahlaki zaafları sadedinde ele alınmaktadır.

                İDEALLERİNİ yitiren İMAN şuurunu kaybeden TARİH ve MEDENİYET bilincini yok eden insan toplulukları için daha nice ahlaki ve sosyolojik zaafları bu satırlarla ifade etmek mümkün olabilecektir. Ancak konuyu münhasıran sadece SİYASİ bir süreç içinde siyasal olarak ele aldığımızda kısaca ifade etmek gerekir ise “metal yorgunluğunu” DEĞİŞİM ve YENİLENME ekseni olarak ele almakta fayda mülahaza ediyoruz.

                Yorulanlar gevşeyenler umutsuz ve karamsar olanlar vazife körlüğü yaşayanlar ahbap çavuş ilişkisi ile menfaat devşirip yozlaşıp kirlenenler ile ya da gerçekten yolsuzluk ile tabir caiz ise vurgun ve hortumlama yapanlar için SİYASET arenasında yapılacak bir TASFİYE ile bir değişim ve de dönüşüm süreci olarak karşımıza çıkacak demektir.

                Konuyu bir başka açıdan ele almakta da yarar olacağı kanaatini de taşımaktayız.

O da “karizmatik liderliklerde” istenen uygulanan ve bir bağlılık terimi olarak ifade edilen maalesef ya tam “itaat ve biat” olarak ele alınmakta ya da tam “öteki” olarak karşımıza çıkmaktadır. Ya dostumsun ya da düşmanımsın ya bendensin ya da ondansın ya vatanseversin ya da hainsin ya vefalısın ya da fitnesin ya SEV ya TERKET gibi dini ahlaki ve sosyolojik terimler kullanılarak tam bir BAĞIMLILIK istenmektedir. Tıpkı “gasıl taşındaki MEYYİT ol” sufi akımlarda istenen “şeyh mürit” ilişkisinde olduğu gibi.

               Böylesi karizmatik LİDERLİKLER DE kendi içinde bir öz eleştiri mantığı ile bir oto kontrol sistemi olarak bir muhalefet asla gelişemeyecek ve MÜZAKERE ve İŞTİŞARE ortamları asla oluşamayacak ve karizmatik liderlikler “YALNIZ ADAM” rollerini bir kuşatılmışlık çemberi içinde yaşamaya devam edecekler demektir. Böylesi siyaset ortamları daima kendi içinde “Fasit dairesini” oluşturacaktır. Taki yep yeni bir SOSYOLOJİ nin siyaseti oluşuncaya kadar.

               Mefhumun muhalifinden hareketle denilmesi gerektiğinde ise MUHALEFET kadrolarının tam bir “çözümsüzlük ve aymazlık” içinde hareket ederek bir siyasi TEZ ortaya koyamamış olmaları da böylesine karizmatik liderliklerin değirmenlerine imkan fırsat vererek su taşımaktadır tespitinin de altını çizmek gerekmektedir.

               Aslında HAYAT hiçbir zaman MONOTON akmamakta kendi tabiatı gereği bir ÇEŞİTLİLİK içinde değişkenlik ekseninde akış ve oluşuna doğru akıp gitmektedir. Bu nedenledir fizik dünya ki tayfın-gök kuşağının YEDİ rengi sürekli olarak bizlere afaki ilhamları telkin etmektedir. Kısaca hayat siyah ve beyaz renklerden ibaret değildir siyah ve beyaz arasında gri tonlar flu renkler olduğu gibi temel RENKLER de bulunmaktadır.

                Kendi zaman ve mekanımızın yolcusu olarak kendi değerlerimiz açısından kendimize baktığımızda çok hızlı bir DÜNYEVİLEŞME girdabının tam da ortasında korkunç bir anafor içinde ahlaki olarak yozlaşmakta ve sosyolojik olarak kıvranmakta olduğumuzdur.

                Değerlerini kaybeden ve ahlaki disiplinlerini yitiren ehliyet ve liyakat ilkelerinden vazgeçen topluluklarda süratli bir EROZYON kendini DÖRT alanda çok acı bir şekilde göstermektedir

1.       İNSANIN erozyonu ki biyolojik varlığımızın yanlış bir hayat tarzı ile yozlaşması olarak gerçekleşmektedir. Eğitim sağlık ve beslenme içerik ve şekillerimiz maalesef hızla bizi kendi doğal yapımızdan uzaklaştırmakta ve kendimizden kopartmaktadır.

2.       DEĞERLERİN erozyonu ki değerlerimiz ahlaki disiplinlerimiz yine sapkın dünya görüşleri yanlış hayat tarzları ve dayatılan yaşama biçimleri ile hızla dünyevileşerek yok edilmektedir.

3.       TOPRAĞIN erozyonu ki bu sadece ana toprak ile kalmamakta havası ile suyu ile bitki örtüsü ile madenler ve enerji kaynakları ile tüm EKO sistemin habitatı olarak gelecek nesillerinde hakları olan kaynakları bir İSRAF ve İFSAT anlayışı içinde har vurup harman savurmakta ve maalesef bir TASARRUF bir TEDBİR toplumu olamamaktayız.

4.       Nihayet SİYASET alanındaki erozyondur ki siyaset tabiatı gereği “HİZMET verme” ekseninde ülkenin her ŞEYİNİ hızla ve oburca TÜKETMEKTEDİR. Başta beşeri sermaye olmak üzere değerlerini ahlaki disiplinlerini ve de maddi kaynaklarını maalesef “ahbap çavuş” ilişkileri ile hızla erozyona uğratmaktadır.

                Böylesine BEN ve ÖTEKİ olarak kutuplaşan ve kamplaşan siyasi bir ortamda BAYRAK yarışı olarak ifade edilen DEĞİŞİM ve YENİLENME nasıl olabilecektir.

                Bu temel sorunun cevabını çok kısa bir SİYASİ TABLO analizi yaparak vermek çok daha doğru olacağı kanaatini taşımaktayız.

I. Siyasi KİMLİKLER üzerinden SEÇMEN kütlesine baktığımızda;

a.       % 45 sağ muhafazakâr

b.       % 25 milliyetçi

c.       % 25 sol sosyal demokrat

d.       % 5 liberal

NOT: her seçimde bu seçmen kütlelerinin her kesiminden yaklaşık olarak % 10 KÜSKÜN umutsuz umursamaz ya da REAKTİF seçmen sandığa gidip OY vermemekte ve de SİSTEMİ ve mevcut SİYASETİ boykot etmektedir. Siyasi KİMLİKLER üzerinden baktığımızda SİYASET bir “açmazın” içinde kendini bulmaktadır.

II. HİZMET ve KALKINMA odaklı SEÇMEN kütlelerine baktığımızda son 15 yıldır TÜRKİYE gerçekten sessiz bir DEVRİM yapabileceğini mevcut iktidarlar aracılığı ile gösterebilmiştir böylesi bir gelişme ÜLKEMİZ açısından elbette ki çok çok sevindiricidir.

III.  DEĞERLER ve İLKELER eksenli SEÇMEN kütlelerine baktığımızda henüz çok ERKEN bir siyasal dönemi yaşamakta olduğumuz da bir gerçekliktir.

Her şeyden önce ÜLKE insanına bütüncü bir ÜST kimlik açısından ve MEDENİYET eksenli bakarak IRK CİNSİYET ve KİMLİK ayırımı yapmadan kolaycı yolu seçip kutuplaştırıcı ve kamplaştırıcı bir siyasetten vazgeçerek sadece ve sadece HİZMET-KALKINMA sadedinde İLKESEL eksenli bir siyaset KURGULADIĞIMIZDA ülkemizin tüm AÇMAZLARDAN kurtulabileceği kanaatini taşımaktayız.

                TÜRKİYE 2019 ilkbaharında bir YEREL seçime ve de sonbaharında ise yepyeni bir YÖNETİM modeli ile partili cumhurbaşkanlığı sistemini ikame etmek üzere GENEL seçim atmosferine doğru hızla ilerlemektedir.

                Gerek İKTİDAR partisi gerek MUHALEFET partileri ve gerekse YENİ kurulacak partiler tam bir seçim heyecanı ATMOSFERİ içinde ülke medyası aracılığı ile SEÇMEN kütlelerine tutkusal bir tarafgirlik aşısı enjekte etme çabası ve gayreti içine girmiş bulunmaktalar. Her kesime başarılar dileriz.

                DEMEMİZ O Kİ

                Hayat monoton değil ve tabiat sadece siyah ve beyaz renklerden ibaret değil. Bu gerçekliğin siyasal ortama yansıması hele %50 artı1 başarı isteyen yeni YÖNETİM MODELİNİ de dikkate aldığımızda tıpkı ÖZAL IN “dört eğilim modelinde” olduğu gibi hizmet ve kalkınma eksenli REEL siyasetin ülke insanlarını tüm renkleri ile kucaklamak olmalıdır diye düşünmekteyiz.

                Ayrıca SİYASETİN hizmet ve ilkesel odaklı ve de MEDENİYET eksenli olarak yapılması ülkemiz yararına olacağı da aşikar bir gerçekliktir. Bu nedenledir ki siyaseti sadece KİMLİKLER üzerinden yaparak ve kolaycılığa kaçarak hâlihazırda İKTİDAR olmak mümkün gözükmemektedir. Herkesi ve her kesimi kucaklayacak bir SİYASET dili üslubu ve davranışı geliştirilmelidir diye düşünüyor yeni YÖNETİM modelinin sağlıklı bir zeminde ülke sistemine oturmasını temenni ediyoruz.

                Aksi takdirde yep yeni bir SOSYOLOJİ ile yep yeni bir SİYASET anlayışı ülkemizin yakın istikbalinde potansiyel olarak her dönemde olduğu gibi saklı bulunmaktadır.

                Vesselam.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 28.08.2017 - 15:53 -290-
Bu sayfayı paylaşın :